Tahta Bavul
***
Bir tahta bavul düşün
Köşeleri yorgun
Kilitleri paslı
Ìçinde birkaç parça giysi
Bir annenin duası
Bir çocuğun oyuncağı
Bir de dönüleceğine inanılan Memleket sevdası
O bavulların içinde
Yalnızca eşyalar taşınmadı
Bir ömrün ertelenmiş sevinçleri
Yarım kalmış aşklar
Kapanmamış kapılar
Anneden gizlice alınmış bir mendil
Baba evinin kokusu vardı
Kim bilir kaç istasyon gördü
Kaç ayrılığa şahit oldu
O tahta bavul
Kaç insanın dizlerinin dibinde
Sessizce yol aldı
Birinci kuşak yola çıktı
Ekmeğini başka topraklarda aradı
Ellerinde nasır
Ceplerinde birkaç Mark
Gözlerinde bir gün geri dönmenin hayali
Ve iki damla gözyaṣı
Fabrikaların dumanına karıştı ömürleri
Yabancı dillerin arasında
Kendi dertlerini bile eksik anlattılar
Biriktirdikleri parayı
Memlekete gönderdiler
Kendilerinden eksilttiklerini
Kimseye söylemediler
Sonra çocuklar geldi
Kimi henüz kundaktaydı
Kimi benim gibi on iki yaşında
Bir sabah çocukluğunun kıyısından koparıldı
Başka bir ülkenin telaşına bırakıldı
Benim bavulumda Gemlik vardı
Bir de geride kalan babaannem
İnsan on iki yaşında
Bir ayrılığın ömür boyu sürebileceğini bilmiyor
Bir gün dönerim sanıyor
Oysa bazı yolların dönüşü olsa da
Geçmişin kapısı aynı yerden açılmıyor
Berlin’in sokaklarında
Yeni kelimeler öğrendik
Ama eski özlemlerimizi
Hiç bir sözlüğe sığdıramadık
Evde başka türlü sustuk
Okulda başka türlü konuştuk
Bir yanımız ailemizin geçmişine
Öteki yanımız yaşadığımız Ülkenin yarınına tutundu
Türkiye’ye gittik almancı dediler
Berlin’e döndük yabancı
İki ülke arasında
Kendimize bir kimlik
Bir isim aradık yıllarca
Biz ikinci kuşaktık
Büyüklerimizin göç kararını biz vermemiştik
Ama o kararın sonuçlarıyla büyüdük
Çocukken anne babalarımıza tercüman olduk
Bazen onların yerine büyüdük
Kendi korkularımızı saklayıp
Onların kaygılarına yer açtık
Bir bayram sabahı
Uzaktaki büyüklerimizin ellerini öpememek
Bir yaz akşamı memlekette kalamamak
Telefonun öteki ucundaki sesi
Bir gün bir daha duyamamak
Bunlar da göçün bedeliydi
Fakat hiçbir bavulun üzerinde Yazmıyordu acılarımız
Yıllar geçti
Tahta bavullar eskidi
Onları taşıyan eller yaşlandı
Birinci kuşak yavaş yavaş sustu
Ìkinci kuşak
Kendi çocuklarını büyüttü
Şimdi bizim çocuklarımız
O eski hikâyeleri fotoğraflardan tanıyor
Bizim özlemimiz onların merakı
Bizim yabancılığımız
Onların geçmişi oldu
Ama söyleyin
Bir insan kaç kez doğduğu yerden ayrılır?
Kaç kez aynı memlekete dönüp
Bir daha bulamaz çocukluğunu?
Ben hâlâ bazen
Eski bir bavulun kilidini açar gibi
Silinmiṣ hafızamı yokluyorum
İçinden ne bir elbise çıkıyor
Ne de yolculukta taşınmış bir eşya
Bir babaannemin sesi geliyor uzaktan
Bir Gemlik akşamı düşüyor avuçlarıma
Sonra on iki yaşında bir çocuk
Berlin’in kalabalığında
Kendi geçmişini arıyor yapayalnız
Ah, o tahta bavullar..
Meğer biz onları taşımamışız yalnızca
Onlar da bizi taşımış yıllarca
Bir ülkenin özlemini
Başka bir ülkenin içinde saklamışız
Bir ömrü burada yaşamış
Bir çocukluğu orada bırakmışız
Ve şimdi anlıyorum
O bavulların en ağır tarafı Tahtası değildi
İçine koyamadığımız vedalardı
Çünkü bazı yolculuklar Ìstasyonda bitmez
Ìnsanın içinde
Ömür boyu devam eder
Meğer insanın kaybettiği
Takvimlerden düṣen
Yapraklar değilmiṣ
Bazı yıllar insanın içinden Kopup gidermiṣ
Ve geriye
Adı konmamıṣ
Bir eksiklik bırakırmıṣ
sevay