Üç Mensur Şiir
(I)
Ateş istemek için hafifçe arabayı yaklaştırdı kadın. Kırmızı ruju, kırmızı puantiyeli bluzu altındaki kırmızı cadillac ile gayet uyumlu idi. Rüzgâr bir kırmızı güllesinin üstünde raks ediyor. Hâlinden de oldukça memnun.
Yanan kırmızı ışıktan yararlanıp yandaki arabaya seslendi. Ses bir boşlukta bir boşluğa aktı. Karşısındaki adam bir ay tutulmasından mütevellit kendini derinde içine çekti. Uzattığı çakmak milli bir özlem gibi kırmızı idi.
Adam omuzlarına yüklediği büstünü gökte arar gibi baktı havaya; kırmızı cadillac gittikten sonra. Kırmızı lambanın nefesi bir daha yetmedi kaderin ağlarını örmeye. Adam şehri omzuna alıp gitti bir ândan bir anıya.
Ateş yandı. Ateş kırmızı küller bıraktı.
Kadın bir kuşun gerdanında ağladı.
(II)
Ağlamamak için yerinde birkaç dakika durakladı. Sokak alabildiğine kalabalık; yağmura rağmen. Avazı çıktığı kadarıyla rüzgârgülü gökyüzü. Döndükçe dönüyor çarkları.
Yağmur meydandaki merdivende menevşe. Kadın hüzünlü bir çiçek gibi küsüyor. Yağmur gizli bahçede menevşe. Kadın usul usul gidiyor.
Bulutlar tenini sıyırdıkça suya boğuldu zaman. Takları öpen kuşların ağzında yaralı bir çiğdemi taşıdılar. Felek kırk ân yas tuttu.
Yağmur çok yağmıştı kadın ağladığında. Yalnızlık ceydası kırılmış menevşe.
(III)
Bu yolun ucu patika: kuş mavzeri; kalbimin üç odasından semânın ağzına doğru uğuldayan. Sıkıştırılmış bir ağrı, her düş bir ânın izlek sancısı.
Yürüyorum sana doğru bir denizin üzerinden incecik kumlara. Saçların ne esiyor; bir baharı kıskandıran ahir ömründe.