Ucuz Ölümler Ülkesi Anatolia 11
“Günümüzün öznesi sömürülmez; kendini sömürür.” Byung-Chul Han
1
kendinden emin aslan figürlü
ilk metal sikkelerin yüzüne dokunup
sınırsız ihtiyaçların girdabına takılan düşüncelerle
darphane çanlarıyla ayin yapan susamlı *Smith’in
Lidyalılar mıydı ilk atası?
kimin tanrısıydı Hesiodos?
2
Platon’un sağlıklı ve mutlu bir toplum modeli devlet
için düşündüğü erdemli sınıf,
bilgelik, adalet ve cesaretle
kötü insanın Sokrat’ın savunmasına
sığ ve küfr ile bakınca
sirke tadı vermiyor mu idea?
o nedenle işportada değil mi hak-hukuk, adalet?
değil mi ki gümüş ve altından müreffeh bu ilkel çağda
işgalci kapital modernite inşaasının
demokrasi ve özgürlük yaftasıyla
haydutça kurulması?
Bundan sebep değil mi ki
öjenik sapkınlıkla çocukların epstein karasularında bulunuyor olması?değil mi ki hep
en çok çocuklar, kadınlar, güçsüzler ve hayvanların
yerle yeksan edilmesi?
Yoksa tek suç Lidyalılarda mıydı?
3
Ucuz ölümler ülkesinde
her şeyin sadece ‘şey’ olduğu da herkesin malumudur.
şey’ yani rakam, yani sayı, eşya, madde,
işgücü yani sömürü, eşitsizlik ve adaletsizlik.
Sicili bozuk ama saygın ve asilzade!? iş insanlarının
kazanma hırsına kurban gidiyor ezilenler.
yoksulluk sınırı altından ola ki sağ çıkanlar
bir sebepten ucuzca ölüyor sevgili ülkemde.
Patronlar kulübünde
hak edişler değerli emtialara kadar devam ederken
grev çadırlarında sendika ağalarının nefesinden
gelen p.is kokularla
işyeri duvarlarında yazan
‘önce can önce iş güvenliği’ yalanlı
bir tabelanın gözleri önünde
iş kazasında en tepede
‘her kazma darbesinde vedaya nazır’
maden ocaklarında kor düşünce ocaklara
işçi ailelerine kalıyor ölmek.
4
Tatlandırıcı niyetine AB fonları serpilmiş
tarım ve yerel üreticiler tükenir her zaman.
taklit ve tağşiş edilen tek ve çift tırnaklı hayvanların
bozulan kardeşliğinde
hibrit tohumların pestisitli meyve ve sebzeleriyle
hormonlanıyor hastalıklar.
zaten, ya meslek ya da genç yaşta bir hastalıktan mütevellit
erken göçüyor insanlar.
üstelik 3 harfliler çarpıyor
veresiye yazan bazen de olmayanın borcunu silen,
iyi kalpli mahalle bakkallarını.
Avm ve marketlerde
değerli hissetmenin gönüllü köleleriyiz
ve poşetlerde isimlerini taşıdığımız yabancı markaların.
tıngır mıngır gezerken karaya oturuyor
eksiye düşen hesap özetleri.
yapılan fahiş’e fiyat tarifelerinde
aç kalmak ile iman etmek arasında
şekeri düşüyor düşük gelirli çalışan ve emeklilerin.
işsiz evsiz barksızları saymıyorum bile
-toplum, devlet- onlar hepten öldürülmüşler.
5
Mesela gönül renginde de böyledir bu.
bizim izlerken, Roberto Bağio’nun ise
penaltıdan ayakta öldüğü
tur bindiren sadakate karşın
alkışla ıslık arasında sıkışmış bir kalabalık gibi
ters çalımlar atarken falso da alabiliyor
skor tabelasına kitlenmiş fanatik gözler.
İthal futbolcu transferleriyle dillendirilmeyen cari açığın
toplumun büyük çoğunluğunun yoksulluk ile sınandığı yerde
devler liginde hep dayak yiyen ülke futbolu
yurda başı önünde dönüyor her seferinde.
sırf bu ‘bahis’le milyon dolarlar uçuşurken havada
yarı otomatik ofsayt çizgisi eğri de düşebiliyor yeşil sahaya.
canlı yayında oynanırken oyunlar
karambol pozisyonlardan gol atmak da mümkün
kontra atak da, kendi kalesine gölü atıp afiyetle yemek de.
kasıtlı görülen kartlar ile takımını satıp
şikeyle bozulurken 3 sonuçlu eşit(siz)lik!?
kara para da p/aklanıyor bu arada.
sade yurttaş şans oyunlarında bile umudunu hep ertelerken
bir sonraki çekilişe
ocaklar sönebiliyor meşru ya da gayri meşru kumar uğruna.
6
Özel okullar devlet okullarında okuyup
self servis ile taşınan eğitim.
küçük bedenlerin sırt çantalarında
ağırlığınca yol alıyor hayat bilgisi.
babası gibi, eşek olmamak ile
adam olmak arasında bir virgül farkı kadar
dikey geçişli denklik verilen sahte diplomalı meslekler.




Her yanımız işgal altında, okullarımız, evlerimiz, teknolojimiz. Bizleri tek tipleştiremeyecekler. Bunu başaramayacaklar. Babam bakkaldı benim, ben de tezgahtarlık yaptım küçükken. İyi ki seksenleri, doksanları gördük. Aklım almıyor bazı şeyleri. O zamanlarda da darbe gördük, devalüasyon gördük, deprem gördük. Ama daha mı dirençli, inançlıydık ne? Bu epstein olaylarından sonra ne ülkelere ne insanlara ne de siyasete inancım kalmadı benim. Düzen kirli, her şey tezgah. Okumuşu da cahili de Dünya' nın kirini çoğaltıyor. Koronadaki gibi bir sis tabakasının içinde etrafımızı görmeye çalışıyoruz. Bataklık derin, bakalım Dünya olarak çıkabilecek miyiz bu kirli oyunların içinden.
Halkları, emeği önceleyen, kadınlara ve çocuklara değinen duyarlı kalemini, yüreğini tebrik ediyorum Güney şairim. Selamlar, saygılar.
https://youtube.com/watch?v=kJtHwibAtOM?si=_9t8xmvqLwtrOqnk