Uykulu Ağıt
takıldım kaldım bir türkünün ezgisine
Elif dedim
dalında kurumuş bir çiçeğe
gözünün feri sönmüş günlerin getirdiği
sen turna kanadına yarenlik eden
serseri kurşun
mekansız mı kaldın şiirsiz mi desem
ağıtla giden
yağmurla yağıp geçen
ağır sancılı umutlar sırtında
ağlasana yaprak ağlasana güz
ağlasana sarı sıcak
bu kaçıncı gece göğsümde kırılan
bu sessiz kuytu kendime
bu öpüp başıma koyduğum hüzün
bu solmuş dün resimlerde
bu yaşamak dedim sana
sonsuzluk dağlarına sarılsana
hapsolmuş sabahların ertesi
ben geldim yine uyan/sana...
mavi trenler geçer gözümün önünden
kalbi yaralı evlere
yanıp sönen ışıklara bakakalmış
emeğe ve koyulaşan yalnızlığa
içime doğru uzayan yıldızlara
sesi kısılmış ırmaklara kaynamış
bu evlerin damında unutulmuş gibiyim
buğulu keder bu
canımın yarısı, uzak
asla uyutmayan bir masalmış deme
inadına öldür karanlığı
bu elim bu yüzüm bu ayağım yolun sonunda
sen yarı yolda bırakma aklımı
kaybolmuş sabahların ertesi
aklımdan hiç çıkma
çalıyorum durup durup kapını
yine ben geldim uyan/sana...
iki yitik gölgeyiz artık
rüzgar
bizden kaçarken uçurur eteklerini
terk edilmiş kentlerin
dağılır can şenliği bahçelerim
senin ellerinde soğuk
benim üstüm başım çamur içinde
bu dermansız dizlerim şahit
bu taşların grisi sokakta
bu balkonun küflü pervazı ah
bu otobüs durağında sökülür içimden
bu son
bu söz sana
hapsolmuş sabahların ertesi
ben geldim yine uyan/sana...
Ekim 26'
.