Yakınında Tut Beni
Göğüs kafesimi sonuna kadar açarak… Kendi fırtınama yaslanarak… Unutulmayacak kadar derin…
Gülüşünün o en keskin yerini…
Sonra o gülüşün bittiği o dipsiz sessizliği…
Şehir birbirini ezerken, benim sadece senin omzunda durmamı…
Eksilmeden…
Kimseden izin almadan…
Kendi içimdeki o düğümleri hiç çözmeden…
Kış güneşinin buz gibi yakıcılığı ardından gelen o bir parça sıcak ekmek gibi,
Tuzlu bir fırtınanın ortasında genzini yakan o ilk yudum su gibi,
Önce çarparak, sonra durularak, sonra yeniden ve en baştan…
Doymadan…
Bir gökyüzünü avucunda tutar gibi…
Vahşi bir iştahla…
Sınırlarımı aşarak…
Hiç gidilmemiş kıyıların kokusunu içine çekerken…
Dünyanın bütün gürültüsünü tek bir bakışınla sustururken…
Gecenin o en ıssız yerinde kendi gölgemi seninle tamamlarken…
Işıkları yakmadan…
Zamanın geçişine aldırmadan…
Göğüs kafesimi sonuna kadar açarak…
Kendi fırtınama yaslanarak…
Unutulmayacak kadar derin…
Bir kar tanesinin elinde bıraktığı o anlık üşümeyi hatırlayacak kadar gerçek…
Sevmeyi bir teslimiyet gibi bildiğim …
O teslimiyetin içinde özgürleşmeyi sende bulduğum için…
Sokakları, yağmuru ve en çok…
O sesinin içine sakladığın o uçsuz buçaksız güveni…
Aklıma ne zaman gelsen, bütün kuşları aynı yöne uçurmak istiyorum!
Mesafeleri yakmak, bütün yolları sana çıkarmak, dünyaya senin adını haykırmak istiyorum.
Ama sesini duyunca…
İşte o an, bütün kelimelerim diz çöküyor.
Sesini duyunca, özlemenin aslında nasıl devasa bir açlık olduğunu anlıyorum.
Sanki sesin bir deniz, ben boğulmak için derinlerine dalıyorum.
Hani o tuzlu bir rüzgârı soluduktan sonra gelen en tatlı uykunun huzuru gibi;
Sesini duyuyorum, sonra bütün dünyaya sağır oluyorum.
Sadece o tınıda kaybolmak için…
Sadece o boşlukta yeniden doğmak için…
Sen susunca değil, sesin içimdeki yankısını kaybedince başlıyor asıl kıyamet.
Anlıyorum ki;
Ben senin sesindeki o yaşama sevincine, ömürlük bir iştahla acıkmışım.
Tekrar tekrar, sanki kainatın ilk sesini duyar gibi.
İyi ki aklıma geliyorsun,
hep o sesinin yankısında tut beni...