Yanılgı
sen gönlünü hoş tut ben uçurumları beslerim
gün yalınayak, telaşsız salınırken
görkemli düşlerimin dalgalarında
kelepçesiz hâllerini sevmiştim
nefesinin tenimde soluklanışının .
dışarıda olup bitenlerin penceresizliğinde,
dizginlenemez öfkelerimin
ayaklarına kapanmış haysiyetiyle
çaresizlik taşıyor kendine ifade.
yıl, asır...
hadi, kalk yürü; adımların sayıklarken
kaç milyon inancın putlarını yutmuş tanrıları,
tanrılar huzursuzluğun emrine amade,
bağırıyordu:
sevmenin yenilmek,
inanmanın yanılgı olduğunu.
yanılmışlığımın gölgesine sığınalım
tanrılara inat.
kurmuyorum artık
vakitlerimden sessizce geçişini,
meteliksiz hislerin anlamsamalarını
ve sevi boyu özlenmeyi...
özgürlüğüne daldırıyorum elimi
boşluğun derinliğinde.
anlamın önemi yırtılıyor,
gökyüzün çarşaf çarşaf asılıyor ruhuma.
ruhumsa deliliğine takılmış teneke yaygarası.
her yaygara bin özlemek.
şimdi ağlarsam gözlerimi yağmur yutacak.
beklemenin can sıkıntısı
odun taşıyacak sıkıntıma.
miladımdan önceye düşen suretinin
sicili bozuk aşkları,
sana anlamandan uzak,
kendini beğenmiş melankolik aşklar
doğuracak.
kaş altında düşler biriktirip
bıyık altında şiirseyeceksin.
iyi niyetlere giden sevdalar bozulmuşsa,
üstelik kendine de iyi gelmiyorsa,
hiçbir zaman
zamanın ilacı nerede?