Yenik Bir Pazar Ertesi
"Kafiyesi bozuk dertleri taşımaya izinli olduğumuz günlerden birinden... Binalar eğilip iç çekerken, heybesinde yalnızlık biriktirenlere."
Günün dükkanından sızan
Kırık bir ayna parçasıydı sabah.
Sokak arası fırınların önünde,
Yarım somun kokan adamların
Uykusu dağılırdı ilk vapur sesleriyle.
Gülüşlerin cömertçe harcandığı
Tek masaldı gençliğim.
Benimse içim,
Ceket cebinde unutulmuş,
Bayat bir tütün paketi gibi ezik ve darmadağın.
Yağmurun değmeyeceği kuytularımı bulurdu rüzgar,
Geceden kalma o soğuk nefesini
Şefkatle üflerdi yorgun omuzlarıma.
Çay bardağında eriyen bir şeker gibi
Dağılırdı gözlerim birdenbire.
Eski bir ranzanın gıcırtısına sığınır, bir kibrit çakardım;
Parmaklarıma bulaşır, yakardı parmaklarımı pas rengi.
Tak-tuk, tak-tuk! topuk sesleri…
Kaldırım taşlarıyla avunurdu gölgem,
Cebimde birikmiş bayat ekmek kırıntılarını sayardım,
Her şey apaçık çıkardı ortaya.
Bakışlarım sisli bir gara geç kalmış yolcu telaşında,
Korkak ve pazar ertesi olurdu.
Koyu hırkalar çekerdim üzerime,
Müsaaddeliydim nasıl olsa kafiyesi bozuk dertler taşımaya.
Baksana be abi! derlerdi
Gözleri kömür karası, yalınayak çocuklar.
Simit al, taze çıktı,
Kuşlara bir avuç buğday serp.
Caddeden akıp giden o lüks arabaların
Tozunu bile yutamadığımı bilmezlerdi.
Ağaçtan erken düşmüş bir yapraktım ben,
Anlamazlardı.
Bir yaprak arsızlığıyla:
Bana da ver bir tane, derdim.
Uzatırdı çocuklardan biri,
Gökdelenler eğilir bakardı tepemden,
Betonları sızlardı.
Küçük, kirli bir avuçtan
Avuçlarıma bırakılırdı bütün bu kimsesizlik.
Alır koynuma saklar,
Sokak kedilerine emanet ederdim sızımı;
Kuru tüylerini ıslatırdı gözlerimin nemi.
Paslı bir tren rayı fısıldardı arkamdan,
Gelmeyecek yolcuları bekleyen o ihtiyar.
Kırık bir oyuncak uzatırdı çocuklardan biri,
Ellerimden oyuncağa yalnızlık bulaşırdı.
Midesi bulanırdı kimsesizliğimin,
Kusardı fukaralığını şehrin en fiyakalı vitrinine...