Zamanı Aşan Yol
Geçmişin tozlu yollarında yoruldu ruhum,
geleceğin sisli ufuklarında kayboldu.
Bir anda bıraktı ikisini de;
ezelden beri var olan, ebede akıp giden o âna sığındı.
Zaman, bir gölge sadece;
güneş doğmadan önce de yoktu, battıktan sonra da olmayacak.
Biz ise o Gölgesiz Nur’dan bir nefesiz,
O’nun ilminde yazılı, O’nun iradesinde yürüyen yolcuyuz.
Bu dünya hanı, bir misafirhane misali;
kapısı açılır, gireriz;
bir nefeslik konaklar, çıkarız.
Doğum bir kapı, ölüm bir kapı daha…
Arada geçen her şey:
acı, neşe, taht, taca,
hepsi rüzgârın savurduğu yaprak misali geçici.
Zenginlik bir anlık parıltı,
yokluk bir imtihan gölgesi;
makamlar yükselir, sonra yerle bir olur.
Neşe akar, acı diner…
Hiçbiri bâki değil.
Bâki olan yalnız O’dur;
Biz O’ndan geldik, O’na döneceğiz.
Bu kısa ân-ı seyyale içinde,
kalbimiz O’nunla atarsa,
zamanın zincirleri çözülür,
ruh ezelin huzurunda, ebedin kucağında bulur kendini.
Geçiyoruz ey kardeş,
bu fani handan bir kervan gibi.
Yükümüz sadece O’na olan muhabbet olsun;
gerisi hepsi rüzgâr,
hepsi toz,
hepsi bir an.
Allah’tan geldik, Allah’a gideceğiz…
Ve o yolculukta en güzel kelime:
“Elhamdülillah”tır,
ezelden ebede.

