Bu Ayki Söyleşi Konuğumuz: Işın Ergüney
Bugünkü edebiyat köşemizde sitemizin usta kalemi Sayın Işın Ergüney var.
Bugünkü söyleşi köşemizde sitemizin değerli üyesi sayın Işın Ergüney'i ağırlıyoruz.
Işın Bey öncelikle bizi kırmayıp bu söyleşiyi kabul ettiğiniz ve vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ediyoruz. Sorulara geçmeden önce bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız lütfen?
1954 Yılında Trabzon’da doğdum. Ortaokul son sınıfının ikinci yarısında İstanbul’a taşındığımızdan dolayı İstanbul Vefa Lisesi Ortaokulunda ve ardından da Vefa Lisesinde öğrenimimi sürdürdüm. Gazetecilik Yüksek Okulu’nun Radyo – TV ve Halkla İlişkiler Bölümünden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesinde Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Master’ımı yaptım. 10 Yıl kadar önce de Açık Öğretim Fakültesi – Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümünü bitirdim. Usta Fotoğrafçı Belgesi sahibiyim. Sosyal Sigortalar Kurumu İstanbul Sağlık İşleri Müdürlüğünde müdür Yardımcısı kadrosuyla Personel Müdürü olarak çalıştım ve 1998 yılında Emekliye ayrıldım. 2003 – 2017 yılları arasında Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği’nin Kurucu Müdürlüğünü yaptım. 2017 tarihinden itibaren de Plak Merkezi Şirketinin sahibi olarak çalışma hayatıma devam ediyorum.
1. Soru: “Yazma serüveniniz nasıl başladı? Sizi yazmaya iten duyguların farkına nasıl vardınız, nasıl gelişti?”
Vefa Lisesi 2. Sınıfındayken edebiyat öğretmenimiz; kompozisyon yazılısında yazdığım yazıyı çok beğendiğini söyledi. Yine aynı yıl önemli bir şiir yarışmasının KISA ŞİİR dalında 2.lik kazandım. Bu iki kıvılcım beni şiirle ve yazıyla daha çok ilgilenmeye yönlendirdi.
2. Soru: Edebiyat nedir? Sizin bakış açınız ile, şiir veya yazı ne anlama geliyor sizin için ?
Edebiyat, “Duygu, düşünce, hayal ve olayların dil yoluyla estetik ve etkileyici bir biçimde anlatıldığı güzel sanatlardır.” diye tanımlanır. Bence de en iyi tanımı budur.
Şiir; içsel duyguların, düşüncelerin okuyucuyu etkileyen ve estetik yönü çok önemli olan dışa vurumudur. Bu ifademi yazı için de tekrarlayabilirim.
Hem şiir hem de roman, hikaye ve anı yazan birisi olarak içerikte kullandığım her kelimeyi özenle seçerim.
3. Soru: ”Bir kaleme sarılma ihtiyacınız olduğunu nasıl anladınız? Konuşmaktan ziyade yazmanın baskın ve içkin bir sesi miydi bu yalnızca, yoksa hiç beklenmedik bir anda, durduk yere kulağınıza fısıldayan bir takım misafir cümleler, kapı zilinize hiç basmadan öyle paldır küldür baskına gelir gibi göğsünüzü mü sıkıştırıp duruyordu durmadan?
Lise yıllarında şiire ve yazıya başlayan merakım kendime seslenişim ve bazen de sevdiklerime, dostlarıma duygularımı aktarım olarak başladı. Ne zaman içim sıkılsa kendimi şiir ya da yazı yazmakta bulurum. Yazmak İç rahatlığına ulaşmanın en iyi yoludur.
Çok kitap okumak iyi yazmanın temelidir. Okuduklarımdan bazen notlar alırım ya da seyrettiğim filmlerden etkilendiğim anlar için her zaman çantamda not defteri bulundururum.
Bu öyle bir şey ki; rüyamda yazdığım şiirin hatırladığım kısımlarını uyanır uyanmaz not alırım. Sonrasında da notlarımı ya şiire dönüştürürüm ya da bir öyküye konu ederim.
Tatildeyken, yolda giderken, biriyle konuşurken, aşıkken, aşk acısı çekerken vb aniden bir dize düşer ruhuma. Genelde en beğenilen şiirlerimin ana kaynağıdır bu dizeler.
4. Soru: ”İlk yazma süreciyle bugünkü kaleminizi karşılaştırdığınızda; kendinizi nerde konumlandırıyorsunuz? Nerde görüyorsunuz? Araya bir mesafe girdi mi, uzaklaştınız mı? Yabancılaştınız mı ilk kalemi tutan o ele? Keşkeleriniz var mı? Şunu şöyle yapsaydım, bunu böyle yapsaydım dediğiniz şeyler”
Yazmak upuzun bir süreç oldu benim için. Yaklaşık 56 yıldır yazıyorum. Bazen özellikle şiirlerimi – yazılarımı okurum. O günden bugüne yaptığım yolculukta kendimi hep merdiven basamaklarını teker teker çıktığımı görürüm. Bu eylem bana ruhsal gelişimimi izlemek için her zaman ışık tutar.
Çok sık yazmam ama yazmaktan uzun süreli uzak kalmam. Keşkelerim sanırım hiç yok. Ben şiir ve yazılarımı öncelikle kendim için yazarım. Bunları okuyucuya sunduktan sonra da yorumları titizlikle takip ederim.
Yazdığım şiir ve yazıları daha sonraki zamanlarda tekrar elden geçiririm. Bazılarının üzerlerinde ufak oynamalar yaparım. Son olgunluğumun kazançlarından onların da faydalanmalarını isterim.
5. Soru: “Elinize bir silgi verilseydi, önce neyi silerdiniz? Silmeye nerden başlardınız örneğin? Yoksa hayata bir rötuş gerekmiyor mu? Her şey tıkırında işliyor mu sizce?
72 yaşındayım ve bu yaşıma gelinceye kadar yoksulluğu da zenginliği de gördüm. Hayat üzerine hiç keşkem olmadı. Hangi şartlar içerisinde olursam olayım o anları en iyi şekilde yaşamaya gayret ederim. Yaşamdaki her zorluk ya da güzellikler yazın hayatıma yön verirler. Kısacası hayatımdan her dönemde memnun kaldım diyebilirim.
6. Soru: ”Söylenmedik bir cümle kaldı mı sizce? Yoksa bizden öncekiler, bize bir şey bırakmadılar mı? Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bizi dürten hep bir şeyler var, bir şeylerin eksikliğini sürekli hissediyoruz evet ama noktası konulmamış virgüllü cümleler, açık kalan hüzünlü parantezler, yani kısaca geriye kalan, kendini henüz tamamlayamamış, var edememiş veya diğer yarısını bulmakta zorlanan o boşluklar en güzel nasıl kapatılır, ne ile doldurulur sizce?”
Söylenecek daha o kadar çok şey var ki! Bizden öncekiler kendi dönemlerinin sancılarını, aşklarını, olaylarını aktardılar. Ben onları okuyarak ait olduğu yılların kültürel, sosyal hayatlarını irdeliyorum. Onlar yaşadıkları dönemin duygularını kağıda aktardılar. Şarkılar yaptılar. Ben de kendi dönemimi yazıyorum.
“Biz Heybeli’de her gece mehtaba çıkardık” dizesini yazan şair ve onu harika besteleyen besteci o günleri bize çok güzel anlatıyorlar. Ama biz artık Heybeli’de mehtaba çıkmıyoruz. Ya da “Ada sahillerinde bekliyorum” şarkısında olduğu gibi birisini oralarda artık beklemiyoruz. Yaşadığımız dünyadan, içinde olduğumuz sosyal yaşamdan ve kültürel olaylardan besleniyoruz. Dolayısıyla daha söylenecek çok şey var diyorum.
Zaman zaman bende de içini dolduramadığım anlar oldu ancak bunları olabilecek en kısa süreçte doldurmayı başardığımı düşünüyorum.
7. Soru: "Kimliğinizle, kaleminizle veya seçtiğiniz karakterlerle köşeye sıkışıp çatıştığınız oluyor mu hiç?"
Şu ana kadar ki soruların içinde en beğendiğim soru bu oldu. Gesidera, Osalinya gibi şiirlerimde yarattığım kişiliklerle zaman zaman tartıştığım ve kavga ettiğim olmuştur. Şiir ve yazılarımı yazdıktan sonra asla hemen yayımlamam. Onları en az 15 gün bir kenarda tutarım. Sonra tekrar sesli olarak okurum. İç sesi yakalayamadığımı düşündüğüm yerlerde karakteri değişime zorlarım. Şiir ve yazılar hayat içerisinde bizler gibi değişimlere uğrayabilirler. Onlar da bizler gibi doğarlar ama tek farkımız onların ölmesini asla istemeyiz. Onun için de hep en iyiyi aramaya çalışırım.
8. Soru: "Hangi renkle başladınız yazmaya ve zaman içerisinde hangi renge büründü bu kalem? Gökkuşağının yedi rengi ve Türk Dil Kurumu'nun 29 harfi bana yetmiyor dediğiniz oldu mu hiç?"
İlk şiirim aşk temalı olduğu için sanırım ilk rengim de mavi oldu. Süreç içerisinde birçok renkle iç içe oldum ama sanırım sadece siyahla bir arada olmadım.
Alfabemizdeki 29 harf bizim için büyük bir zenginlik. Duygu ve düşüncelerimi çok iyi aktarıyorlar.
9. Soru: "En çok hangi konular dikkatinizi çekiyor? Şiirlerinizde ve hikâyelerinizde konuşmaktan zevk aldığınız karakterler hangileri?"
En çok hayatın içinden geçenler dikkatimi çeker. En belirgin özelliklerimden birisi sadece TDK’da değil dünyadaki hiçbir sözlükte yer almayan kelimeler türetirim. GESİDERA, OSALINYA, MELYA gibi karakterlerimin isimlerinin patenti bendedir
LIESEL adlı şiirimde LIESEL’le çok konuşmuşumdur. Kendimi onun yerine koyup beni biri yazsaydı ortaya nasıl bir şiir çıkardı diye düşünürüm. En zevk aldığım karakterler ise yoktan oluşturduğum karakterlerdir. Zaman içerisinde ailemden biri gibi oluyorlar diyebilirim.
10. Soru: "Bir kitap karakteri olsaydınız hangisi olurdunuz? Ve neden? O karaktere sizi çeken nedir"
Bir kitap karakteri olsam Michel Ardan (Jules Verne – Aya Seyahat) olurdum. Kaşif özelliğimle bu karakteri iyi canlandırırdım. Michel Ardan benim ruhumun aynası gibi. Her saniye yeni bir keşfin peşine düşebilirim.
11. Soru: "En sevdiğiniz üç kitap, en sevdiğiniz üç şiir, en sevdiğiniz üç şair ve yazar, en sevdiğiniz üç film ve en sevdiğiniz üç şarkı hangisidir diye sorsam?"
En sevdiğim;
- Üç Kitap: İnce Memed, Iraz Ana, Papillon
- Üç Şiir: Nazım Hikmet – Kuvay-ı Milliye, Orhan Veli Kanık – Anlatamıyorum ve biraz iddialı olacak ama Işın Ergüney – İsname.
- Üç Şair: Nazım Hikmet – Orhan Veli Kanık – Hasan Hüseyin Korkmazgil
- Üç Yazar: Yaşar Kemal – Fakir Baykurt – Kemal Tahir
- Üç Film: Sürü – Yol - Susuz Yaz
- Üç Şarkı: Timur Selçuk - İspanyol Meyhanesi. Cem Karaca - Resimdeki Gözyaşları. Edip Akbayram – Aldırma Gönül
12. Soru: "Elinize bir fırsat geçseydi, hangi şair, yazar veya bir roman karakteriyle bir gün geçirmek isterdiniz? Ona soracağınız ilk soru ne olurdu?"
Nazım Hikmet ilk tercihim olurdu. Ona “Karlı Kayın Ormanında yürürken aradığınız asıl şey neydi” diye sormak isterdim.
13. Soru: "Sizi besleyen başka hobileriniz ve ilgi alanlarınız var mı?"
Fotoğrafçılık en büyük hobilerimdendir ve kadrajıyla bana aktardıklarından şiir ve yazı için epey malzeme çıkartırım.
14. Soru: "İlk çıkan kitabınızı elinize aldığınızda neler hissettiniz? O duygularınızı biraz anlatır mısınız?"
İlk kitabım Eylül Dokunuşları oldu. Elime aldığımda baştan sona okudum ve kendimi bir hayli eleştirdim. Bu bana ikinci kitabım olan “Gitmelerim Sende Kaldı” için iyi bir yol gösterici oldu.
15. Soru: "Şu kitabı, hikâyeyi ya da şiiri keşke ben yazsaydım dediğiniz var mı?"
Papillon (Kelebek) Romanını ve de tabii ki Kuvay-ı Milliye Destanını ben yazmayı çok isterdim.
16. Soru: "Tam uykuya dalacakken aniden bir söz kafanızda şimşek gibi çakıyor mu? Beni yaz diye diretip uykunuzu kaçırıyor mu? Kalkıp yazmaya üşendiğinizde , ertesi gün aklınızda kalıyor mu, yoksa o sözler uçup gidiyor mu?"
Uyanıkken ya da uyurken de kafamda şimşekler çakar. Önceleri nasılsa hatırlarım diye not almazdım ama bunun çok zararını gördüm. Uzun yıllardır yanımda hep bir not defteri vardır ve bir çok Şiirimi / Yazımı bu şimşekler oluşturmuştur.
17. Soru: "Olay örgüsünü önceden planlı, programlı taslak halinde mi hazırlıyorsunuz yoksa ani bir ilhamla yazdıkça kendiliğinden gelişip biçimlenen ve yolunu bulup akıp giden bir kalem misiniz?"
Benim için ikisi de geçerli olsa da ani ilhamla yazdıklarımı daha çok severim.
18. Soru: Edebiyat camiasında üretken bir kalemsiniz. Kitap tanıtım günlerinde veya herhangi bir edebiyat etkinliğinde mutlaka buna benzer söyleşileriniz veya yazar-şair ve okur üçlemesinde karşılıklı diyaloglarınız illa ki olmuştur ama; okurlardan sorulmasını ve cevaplayıp duyulmasını da çok istediğiniz bir sorunun yokluğunu veya eksikliğini hissettiniz mi? Dört gözle yolu gözlenen o soru yöneltildi mi? Yoksa hâlâ dikkatli ve hassas bir okurun karşınıza çıkıp, sizin içinizde ukde bırakan o yarım cümlelerinizi bir gün tamamlayacağı umudunuzu taşıyor musunuz? Bu arada söylenmek istenen bir satırla da olsa söylenir zaten. Benim demek istediğim bu değil, sizin değil de okurlardan böyle ilginç ters köşe sorular geldi mi hiç? Aklınızda kalan, bir soru var mı?
Ülkemizde hemen herkes bir şaire bir yazara ya da ünlü bir kişiye soru sormaktan çekinir. Bundan ciddi bir korku duyar. Oysa içinde mutlaka sormak istedikleri vardır. Ben yazdıklarımın didik didik edilmesini çok severim ve bunu isterim. Okusun ve aklına takılanı sorsun.
Bu tip etkinliklerde çok çok az kişi soru yöneltir.
Bana hangi sorunun sorulmasını isterdim? Galiba bir şiirimin ya da yazımın içinde geçen ve soru soran kişiyi etkileyen bölümden sıkı bir eleştirel soru beklerdim.
“Burada anlatmak istediğinizi sizce anlayan oldu mu? “ Güzel bir soru olurdu…
19. İçimden bir ses 'benim olacak' diyor. Söyleşimiz bittiğinde ve her okuduğumda "keşke bu soruyu da sorsaydım" diyeceğim birkaç sorunun eksikliğini daha yaşayacakmışım gibi geliyor. O yüzden ben diyorum ki "bu söyleşi burada bitmedi ve bizim söyleyecek daha çok sözümüz var." Öyle değil mi?
Kesinlikle öyle. Bence röportaj yapacağınız kişiye sorularınızı iletmeden önce o kişinin şiir ve yazılarından 4-5 tanesini okuyun ve 20 sorunuzdan en az 1 tanesi o şiir ya da yazıya ilişkin olsun.
20. Şiirkolik ya da 2017'den beri yeni adıyla Edebiyatla sizin için ne ifade ediyor?
Şiirkolikle ilk tanışıklığım neredeyse Şiirkolik sitesinin kuruluşuna dayanır. Şiirlerimi ilk kez yayınlamaya başladığım Şiirkolik’te uzun yıllar yöneticilik yaptım. Daha sonra 4-5 Yıl süreyle Sahipliğini de üstlendim.
Bu süreç sonunda da siteyi tekrar Serkan Bektaş ´a devrettim. Sonrasında da edebiyatla.com adıyla yayınına devam etti.
Şiirkolik Türkiye’nin uzun soluklu en büyük ve en iyi şiir sitesiydi. Bünyesinde barındırdığı çok değerli şairler, yazarlar sayesinde bir ŞİİR OKULU'na dönüşmüştü. Herkes site için elinden geleni yapıyordu. Şiirkolik İLK'lerin sitesiydi. Burada şiire yeni başlayanlar rencide edilmeden eğitiliyordu.
Şiirkolik.com yeni adıyla edebiyatla.com olarak Türk şiirine iyi şairler ve yazarlar yetiştirmeye devam edecektir. Bunun için öncelikle Şiirkolik döneminin havası en kısa zamanda yeniden oluşturulmalıdır. Yeni sitenin değerli yöneticilerinin bunu başaracağına inancım devam ediyor.
Mensubu olmaktan her zaman onur duyduğum Şiirkolik’ten sonra işlerim nedeniyle uzun süre sitede olamadım. Umarım bundan sonra da aynı çatı altında devam edebilirim.
21. Soru: Son olarak; yazmaya hevesli olan arkadaşlara veya yeni başlayanlara hangi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Klasik bir tavsiyedir ama öncelikle okuyun ve araştırın derim.
Yazmadan önce tıpkı bir matematik problemi çözer gibi önce notlarınızı alın. İçerikle ilgili mutlaka araştırmalar yapın. Giriş, gelişme ve sonuç kısımlarını belirginleştirin. Giriş ve finalde aktardıklarınız çok vurucu olmalıdır.
İyi imgeler yaratın ve asla ama asla ç/almayın…
Sevgili Edebiyatla.com Ailemiz;
Sevgili Meral Gül’ün bu röportajıyla sizlere kendimi daha çok anlatabilme olanağı bulduğum için kendisine teşekkür ediyorum ve hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
Işın bey edebiyatla.com ailesi olarak bizi geri çevirmediğiniz ve değerli vaktinizi ayırıp bu anlamlı röportajı gerçekleştirdiğiniz için çok ama çok teşekkür ediyoruz. Daha nice söyleşilerde buluşmak dileğiyle size saygı ve sevgilerimizi iletiyoruz.