Davetsiz Misafir 1
Yıkık dökük bir bardan henüz çıkmıştı kadın. Yüreğinin hissizleşmesini kutlamıştı bu gece, tek başına. İçmişti, barmene sarılıp ağlamıştı. Çünkü mutluluğunu da o barmenle paylaşmıştı, hüznünü de. Barmen arkasını döndü ve şişeleri hızla değiştirerek bardağa döküyordu. Kadın yetişemiyordu. "Al, iç. Sakinleşeceksin canım." dedi. Kadın hızla bardağı ağzına götürüp bir dikişte hepsini bitirdi. Bardağı sertçe bara vurup, "Eyvallah. Bu gece son, bir daha bu kıytırık bara gelmeyeceğim." dedi. Cüzdanından bir tomar para çıkardı ve bara bıraktı. Tuhaf bakışlar arasında yüksek topuklarını şıkırdatarak bardan çıktı. Bir taksiye atladı ve evinin tam tersi istikametini tarif etti şöföre. Niyeti bir kaç sigara içip, ışıkları seyrederken ağlamaktı. Yaptı da. Taksici bir kaç peçeteden sonra, içi geçmiş şarkılar açmaya başladı. Belli ki kadının acısı, onunda canını acıtmıştı. Genç bir çocuktu ve ne olur yapma be kadın dercesine bakıyordu kadına dikiz aynasından. Kadın bakışlarını kaçırdı ve ağlamaya devam etti. Taksiciye geri dönmesini söyledi. Evi bir caddenin ilk sokağındaydı. Caddenin başında indi ve ayakları anlamsız bir şekilde onu o saatte açık olacak tek markete sürükledi. Girdi, bir kaç bira, bir kaç paket sigara aldı ve evine gitti. Ayakkabılarını çıkardı. Kazağını bir yana fırlattı.
Bir amacı yoktu yaşamak için. Neden böylesin dediklerinde "çünkü benim bir hayatım yok, çaldılar." diyordu.
Her sabah bulaşan makyajını temizlemeden önce sigarasını yakar ardından sade bir kahve alırdı. İnsanların dikkatini çekecek kadar zayıftı. Uyumak için yatağa girdiğinde, hep sağına dönerdi. Ve diz kapaklarının birbirine çarpmasından canının yandığını söylerdi. Bilgisayarını açtı. Biralarını ve yarım kalmış votkasını aldı yanına. İstediği herşey o an ellerindeydi. "Daha ne isteyebilirim ki?" dedi. Arkadaşlarıyla internette görüşmeye başladı. Ardı ardına gelenler oldu. Muhabbet muhabbeti açıyor, gülüyor, ağlıyor ve tekrar gülüyordu. Eğleniyordu. Ardı arkasına içtiği sigaraları umursamıyor, biralarını teker teker deviriyordu. Sarhoş olacak. Ağlayacak. Bağıracak. Kıracak. Ve uyuyacak. Planı buydu.
Davetsiz bir misafir geldi arkadaşlarıyla sohbete. "İsmini beğendim" dedi kadın gülerek. Davetsiz misafir sadece gülümsedi ve teşekkür etti. Daha önce onu gördüğünü ve içinin cız etiğini çok iyi biliyordu kadın. Sustu. Sesine kulak kabarttı sadece onu duydu ve sürekli bir şeyler anlatsın istedi. Gülüyorlardı. Eğleniyorlardı. Birbirlerine telefon numaralarını verecek kadar ilerlemişti sohbetleri. Aslında kadın bir bahane bulup almıştı. Davetsiz misafir geldikten sonra, kadın ağlamaktan vazgeçmişti. Aksine eğleniyor ve gülüyordu. Onunla konuşurken, ne kadar içtiğini farkedememişti. Sarhoştu ve yatması gerekıyordu. Saat çoktan sabah olmuştu, fazlasıyla da sarhoştu.
Bir hışımla bilgisayarını kapadı. Ayağa kalktı. Elini yüzünü yıkayarak yatağına girdi. Elinde bir numara ve aklından çıkmayan bir gülüş sesi vardı. Aramalıydı. Fakat yapamıyordu. Araya başka şeyler sokuyor ve geçiştiriyordu.
"Sen hissizleştim diye ağlamıyormuydun be salak, ne yapıyorsun" dedi kendi kendine. Belki de bu bir çıkış yoluydu. Bilemiyordu.
Bir gece yine arkadaşlarıyla sohbetteyken, davetsiz misafir sadece ona seslenmişti. "Beni neden aramadın?" dedi. "Fırsatım olmadı" dedi kadın. Gülüştüler. Kadın yine içiyordu. Bu sefer ölmek istercesine. Sonu gelmeyecekmiş gibi. 1,2,3 derken 6.birasını devirmişti. O kıytırık bara tekrar gitmiş ve orada da 2 tane içmişti. Duramayacağım dedi ve kapattı konuşmayı. O kadar sarhoştu ki, davetsiz misafiri aradığının, konuştuklarının farkında değildi.
Bütün gecesini banyoda geçirip zorla yatağına döndü ve uyudu. Sabah uyandığında telefonunu aldı eline, ve bir mesaj vardı.
Davetsiz misafirden...
"GÜNAYDIN" yazmıştı davetsiz misafir. Kadın gülümsedi. Ve hissizleşti dediği kalbinde bir sıcaklık hissetti. Saatlerce hiç susmadan konuştular. Günler geçti ve her dakika konuştular. Ağlıyorlar, gülüyorlar ve kendilerine şaşırıyorlardı. Kadın hiç bir şey düşünmeden sadece onunla konuşuyor ve onu düşünüyordu. Bir süre yazmayıp üzeri üzerine 2 mesaj gelince kadın gülümsemeye başlıyordu.
Aslında korkardı kadın aşktan. Sevmekten. Bağlanmaktan. Ama bunları düşünemediğini farketti. Kadın ölümü düşünürken, hayatına davetsiz bir misafir geldi. Hem de nasıl bir geliş...
Her şeyini anlatmıştı kadın. Yaşamındaki hatalarını, doğrularını, güzellikleri her şeyi bilsin istiyordu. Belki bu sefer kırılmazdı kalbi herşeyi anlatırsa. Böyle kabullenirdi, ya da çeker giderdi. Oysa davetsiz misafir kaldı. "Ben varım artık, biz varız" dedi. "BİZ" dedi kadın sessizce, "ikimiz..." Sonralarında birbirlerine güzel sözcükler söylemeye başladılar. Canım, sevgilim'e dönüştü. Kuzum ise aşkım'a. Birbirlerini hiç görmemişlerdi oysa. Belki bir kez ya da 2 kez sessiz birer karşılaşma dışında. Ellerine dokunmadan ellerini seviyordu kadın davetsiz misafirin. Gözlerinin derinine bakmadan, gözlerini özlüyordu.
Bir kaç gün sabredebildi. Bir akşam üstü uyandı. Ve ona bin bir yalan söyleyerek en yakın arkadaşını yanına alarak otobüse atladı. Dosdoğruca davetsiz misafirin yaşadığı şehre gitti. Yolda onu aradı ve "bir arkadaşım, seni görmeye geliyor. Bir kaç saat misafir edebilirmisin?" dedi ve evet cevabını aldı. Oysa ki, bir arkadaşı değil, kendisiydi giden. Süpriz olsun istedi.
Terminalde onu bekliyordu. Ve davetsiz misafir henüz gelmemişti. Bir duvarın arkasına saklandı ve beklemeye başladı. Ve, geldi. İşte oradaydı. Ellerini sevdiği, gözlerini özlediği, sadece sesini tanıyabildiği davetsiz misafir oradaydı. Arkasına usulca yaklaşıp "merhaba" dedi kadın. Davetsiz misafir şaşırmıştı. Gülümsüyor, elleri titriyordu. Ve ne yapacağını bilemeden sarıldı kadının boynuna.
İşte o an hissetti kadın. Senelerdir hissedemediği çocukluğunu, çalınmış anılarını, güzel şeyleri, ve sıcaklığı hissetti. Ve gülümsedi. Davetsiz misafir yüzüne öpücükler konduruyordu ve gülüyordu. Bir restauranta gittiler. Davetsiz misafir hala inanamıyordu. Yemeklerini yediler. Çay içmek için başka bir yere geçtiler. Ve doğruca davetsiz misafirin evine gittiler.
Kimse yoktu. Oysa arkadaşlarıyla yaşadığını söylemişti kadına. Teker teker geldiler. Arkadaşları kadını tanıyordu. Ve hoşgeldin dediler. Saatlerce muhabbet ettikten sonra, kadının televizyona bakarken uyuyakaldığını farketti davetsiz misafir. Usulca uyandırdı, "Uyuyalım mı sevgilim?" dedi. Kadın kalktı ve odaya gitti. Yatağa girdiler ve birbirlerine aynı anda sarıldılar.
Kadın hissediyordu. Mutluydu ve tarif edemiyordu bunu. Uyudular. 1 gün sürecek olan ziyaret sonlandığında, 4. gündü. Davetsiz misafir, kadının gitmesini istemiyordu. Aslında kadın da, istemiyordu ama dönmek zorundaydı.
Döndü.
İlk gece uyuyamadı. Çünkü alışmıştı soluna dönük yatmaya. Burnunda davetsiz misafirin kokusuyla... İkinci gece de uyuyamadı, üçüncü gecede, dördüncü gecede... Gündüzleri kestirdiği bir kaç saatle duruyordu ayakta. Ve sorun etmiyordu. "Bağlanma kızım ! Ne yaptığını sanıyorsun ?" diye söyleniyordu kendi kendine. Bunları söylerken bir süre sonra yine kendini otobüste buldu. Gidiyordu. Davetsiz misafirine, erkeğine, sevgilisine gidiyordu. Ona sarılmak, onunla uyumak, onu hissetmek ve sevdiğini söylemek için gidiyordu.
Günlerce beraberdiler. Uyudular, sarıldılar, sevdiklerini söylediler birbirlerine. Yemek yaptılar, yemek yediler, öpücükler kondurdular ve uyurken izlediler birbirlerini. Yine gitme zamanı gelmişti. Kadın, onun odasında bir gece daha geçirmek istedi. Davetsiz misafirin ise olması gerekn bir yer vardı. Gitmek zorundaydı. Söylenerek kadını yalnız bıraktı ve gitti.
Kadın, davetsiz misafiri olmadan çok sıkılmıştı. Onun yerine yastığına sarıldı. ve sanki davetsiz misafir ona sarılıyormuşcasına doladı beline yorganı. Uyuyamadı. Sabah olunca o gelecekti. Kadını öperek uyandıracak ve bir kaç saat daha geçireceklerdi.
Ama davetsiz misafir gelemedi. Kadın tek başına yataktan kalkıp bavulunu toparladı. Buruktu. Ve göz yaşlarıyla terketti odasını. Evinden çıktı. beraber yürüdükleri yolu bavulunun teker tıkırtısıyla paylaştı. Evine döndü.
Davetsiz misafir, hala kadının ne hissettiğini bilmiyordu. Her gece uyumadan önce birbirlerine söyledikleri "seni seviyorum" kelimesi hariç. Ve kadın da davetsiz misafirin duygularını bilmiyordu.
Kadın söylemeye karar verdi tekrar gidişinde. Ancak yapamadı. Davetsiz misafir mimiklerini kullanmayı bilmezdi. ve kadın yanlış anlayıp kırılabilirdi. O yüzden sustu. Ve son gecelerinde, davetsiz misafiri kollarında uyuturken, beyninde dile getirdi;
"Sevgilim, korktuğum ne varsa başıma getirdin. Ben ki, hissizleşen yüreğimle yüreğini hissettim. Bağlanmaktan korktum, sana körü körüne tutuldum. Güvenmedim kimselere, sana Tanrı'ya güvendiğimden fazla güvendim. Ellerini hissettim ve dudaklarını. Gözlerin gözlerimi yalnızca delip geçti ve ben aşkla alakalı olmayan her kelimende sana aşık oldum. Evet, yanlış duymadın SANA AŞIK OLDUM. Sevgilim, nasıl da güzel uyuyorsun kollarımda. Başını yaslamışsın göğsüme, solukların karışıyor gözyaşlarıma. Az önce uyanıp, neden ağladın diye sordun. Söyleyemezdim. Seni bu kadar çaresizce sevdiğimden, gitmenden korktuğumdan diyemezdim. Gülerdin. Alay ederdin belki. Şimdi ise uyuyorsun. İçini çeke çeke, sessizce. Bense parmaklarımı yüzünde gezdirip ezberlerken her hücreni, seni kaybetme korkuma ağlıyorum. Biliyorum, davetsiz misafir; bir gün gideceksin. Ve bende olabildiğince geciktirmek için canımı feda edebilirim. Sevgilim, korktuğum ne varsa başıma getirdin. 2 ay önce amacım yok derken, şimdi senin için yaşıyorum. Bir kaç gün sonra doğum günüm. Ve sen yanımda olamayacaksın. Ellerimi tutamayacaksın. Kulağıma alakasız bir anda eğilip "sevgilimmm" diye fısıldayamayacaksın. Oysa çok isterdim. Sabah uyandığımda kapımda seni bulmayı. İmkanı yok, biliyorum. Üzülme sevgilim. Anlıyorum. Sevgilim, erkeğim - herşeyim. Gitme. Beni bırakma. Sessizliğe itme. Karanlığa terketme. Gideceksen, şimdi gitme."
İçinden "gitme"diye sayıklarken uyuyakaldı kadın. Ve bir veda sahnesi daha yaşadılar. Buruk ve üzüntülüydü kadın.
Evine döndü. Sigarasını yaktı. Onu düşündü. Ve kafasında kendi sesini dinlerken uyuyakaldı.
"Gideceksen, şimdi gitme" "Korkuyorum" "Sevgilim, korktuğum ne varsa başıma getirdin." "Şimdi gitme" "Sevgilim, erkeğim." "Gitme"