Divan Edebiyatı
'Sevmek, öğrenmekle başlar' der İskender Pala Divan Edebiyatı kitabında.
Bizlere bahşedilen sevebilme duygusunu israf etmeden kullanmalı ve hayatın her alanında buna dikkat etmeliyiz. İnsan beşeri bir varlıktır ve her canlının varlığı elbet bir gün sona erecektir. Bize ait olan olmayan toprak parçaları yüzyıllar boyu sayısız şair-yazar çıkarmıştır. Hemen hemen her konuda binlerce eser yazılmış ve bu eserlerin pek çoğu günümüze kadar ulaşmıştır. Bizler ise teknolojik yeniliklerle birlikte bu eserlerden ve divan edebiyatından uzaklaştık. Cumhuriyet dönemi şairleri ve yazarları günümüzde kültür mirası olarak görülmekte ve divan edebiyatı neredeyse yok sayılmaktadır. Edep kelimesinden türeyen edebiyata hakkını veren insanlara haksızlık yaptığımız gerçeğini görmez kimse.
Mesela Erzincanlı Salih Baba isimli birinden bahsetmek istiyorum. Eminim pek çoğunuz Salih Baba da kim diyecektir. Kısaca anlatmaya çalışayım:
"Erzincan'da yaşayan oldukça fakir ve okuma yazma bilmeyen, tüfek tamiri yaparak hayata tutunan biridir Tüfekçizade Salih baba. Bir gün Piri Sami hazretlerinin dergahına sohbete götürür arkadaşları. 'Ben okuma yazma bilmem' diyerek gitmek istemez lakin arkadaşları ikna eder ve gelirler dergaha. Cahilim beni kovarlar düşüncesi ile kapıya çok yakın bir yere oturur. Bir zaman sonra Mevleviler de gelir dergaha ve bir kaç şiir söylerler. Müridlerden biri şiir söylemek için izin ister, kısa bir şey söylemek ister ve söyler. Piri Sami hazretleri 'Bu da bir şey mi, bizim Salih bile daha iyisini yapar' der. Kovulurum endişesi ile kapı eşiğine oturan Salih babadan bahsetmektedir. Yanına bir talebe gönderir ve Salih baba söyledikçe sen yaz der. Yaklaşık üç hafta sonunda Piri Sami hazretleri artık yeter der ve Salih baba söylemeyi talebe yazmayı bırakır. Üç haftada 454 gazellik bir divan çıkar ortaya.
En meşhur gazeli ise şüphesiz ki Yangın Var'dır.
1- Yetiş ey keştibânım büsbütün deryada yangın var
Değil derya yalınız cümle hep sahrada yangın var
2- Açıldı bağ-ı vahdet gülleri mest oldu bülbüller
Zemîn ü âsumân dünyâ ve mâfîhâda yangın var
3- Erişti nev-bahâr vakti figâna başladı bülbül
Değil bülbül yalınız ol gül-i ranâda yangın var
4- Kaşınla kirpiğin zülfün beni mest etti ey dilber
Değil mestane gözler kâmet-i zîbâda yangın var
5- Muhabbetden yarattı Ol Habîb´i Hazret-i Mennân
Değil kim Ol Muhammed Hazret-i Mevlâ´da yangın var
6- Hitab-ı "kün fekân" erdi zuhura geldi akl-ı küll
Felekler gulgule düştü kamu esmada yangın var
7- Zemîne indi me´vâdan nice yıllar döküp kan yaş
Yalınız ağlayan Âdem değil Havva´da yangın var
8 - Nice yıl hasret-i hicran oduyla yaktı Kenan´ı
Yanan Yakûb değil gör Yûsuf u Zelha´da yangın var
9 - Cihan halk olalı göster bana âsûde ahvâlin
Ki yok bir istirahat esfel ü âlâda yangın var
10 - Erişti Sâmî-yi Sultân beraber dilber-i rûhân
Değil yalınız Erzincan Yemen San´a´da yangın var
11 - Bilinmez Salih´in rengi çalınır tablı gülbangı
Kurulmuş Kerbelâ cengi yaman gavgâda yangın var
-Salih Baba
Cahilin (!) edebine, edebiyatına ve aşkına bakar mısınız? Hiçbir eğitimi olmadan bu ve diğer 453 gazelinde Divan Edebiyatının tüm kurallarına riayet ederek yazmanın ben hiçbir lisanda açıklamasını yapamıyorum. İşte biz bu edebiyata gözümüzü yumuyor ve kulağımızı tıkıyoruz. Pek çok şeyin anahtarı olan divan edebiyatı ile ilgili yazmak istediğim o kadar çok şey var ki! Hepsini bir yazıya sığdırmak mümkün değil. Rabbimizin ilk emrinde buyurduğu üzre okumanın insana neler kazandırdığını hayal dahi edemezsiniz. Hele ki divan edebiyatının. Peygamber efendimiz (s.a.v) için yazılan naatlardan tutun da, Leyla ile Mecnun'a, ilahi aşktan tutun da, beşeri aşka ...
Hayati İnanç'ın tabiri ile 'Define sandığı üzerinde dileniyoruz' ama farkında bile değiliz. Gelecek yazılarda görüşmek dileği ile ...
Rabbime emanet olun, hayırla kalın.