Günaydın
Gözlerimi açtığımda güneş sabahtan beri mücadele etiği dağları alt etmenin verdiği keyifle egemen olduğu gökyüzünde oynaşan mavi bulutların arkasından seyrediyordu gözlerinde çakan şimşekleri çaktırmadan saçlarının arkasına saklarken.
Çocuk sevinciyle yataktan kalktım. Uslu bir yatılı öğrencisi gibi yatağımı yaptığımda çayını yudumlamakta olan eşim gülümseyerek 'Günaydın,' dedi. Neşe içinde kahvaltı yaptık. Kahvaltıda çay, kızarmış ekmek, dut, kayısı, şeftali ile vişne reçeli; Bitlis balı, Ezine peyniri, Edremit zeytini ve birkaç garnitür minnacık masamızı süslüyor, onlardan boş kalan yerde ise şiir kitapları ve moda dergileri bulunuyordu. Kahvaltıda Ümit Yaşar'dan aşk şiirleri okumak, moda dergilerinin içinde kaybolmak ikimizin en büyük keyfiydi.
Sonrasında sokağa çıktım. İnsanlar ne kadar da mutluydu. Sağlıklı yaşamak adına yürüyüş yapıyorlar, belediyenin parka yaptırdığı spor aletlerinde açma, gerdirme, güçlendirme ve bindirme hareketleri yapıyorlardı fit bedenlerine ki bu kadar sağlıklı ruhlara ancak bu kadar fit vücutlar yakışırdı. Deniz kıyısına gittim. Sular gelinliğini giymiş, avuçlarında balıkçı motorları açıkta süzülmekte olan aşk gemisine kulaç atıyordu. Boyalı, bakımlı balıkçı motorlarında saç ve sakal tıraşını olmuş, elleri kremli balıkçılar sabaha karşı tuttukları balıkları hale bırakmışlar, radyolarından yayılan klasik müziğin eşliğinde ağlarını tamir ediyorlardı yakışıklı bir balıkçının 'Ay'ın dolunay aşamasında ayılar üzerinde yaptığı etkinin gelecek yüzyılda ormanların ekolojik değişimi üzerinde.' Kadife sesinin ahenkliğinde tüm balıkçılar gözleriyle işlerine yoğunlaşırken kulaklarını da bu konuda balıkçının yaptığı açıklamanın tek bir sözcüğünü bile kaçırmamak adına onun dudaklarına kilitleniyordu. Az ileride patilerinin üzerinde her an fırlayacakmış gibi duran iki kedi bile kendilerini kaptırdıkları konuşmanın dinlendiriciliğinde sık sık kapanan göz kapaklarını zorlukla açıyorlardı.
Akşamdan kalma olmasına rağmen tertemiz sahil kıyısında inşaat işçisi olan iki adam oturdukları bankta ellerinde Bilim Teknik dergisi hararetli hararetli benim de üzerinde çok araştırma yaptığım ?Denizin buharlaşması sonucu elde edilen suyla alınan gusül abdestinin ilişkiye girilen kadınların psikolojisi üzerinde yaptığı olumlu etkinin ülkedeki tüm kadınların mutluluğunu yüzde kaç etkiler' konusu üzerinde tartıştıklarını duyunca ben de ister istemez müsaade isteyerek söze katılmak istedim. Çok sevindiler. Konuştuk iki saat kadar. Birisi ODTÜ mezunuymuş. ?İnşaatlarda çalışmanın erkeklik hormonu üzerinde yaptığı olumlu etkinin toplumsal ön yargıdan mı yoksa kadınların fantezilerinden dolayı mı olduğu' konusunda tez çalışması yaptığını anlattı. Çok ilginç gözlemleri vardı. Diğeri ise liseyi bitirdikten sonra babasına tepkide bulunmak için inşaat işçiliğine başladığını, arkadaşıyla tanıştıktan sonra beraber yaşamaya başladıklarını anlattı.
Eve döndüm. Hanım ıhlamur yapmış. DVD kutusunda Ihlamurlar Altında filmini çıkarıp bol limonlu ıhlamurumuzu içerken seyrettik. Ne güzel, ne kadar romantik bir filmdi. Hele, filmin çekildiği Antarktika'daki ortam bizi büyüledi. Ne kadar saf, ne kadar bakir renkler vardı. O buz dağlarının arasında el ele dolaşan sevgililer o kadar soğuğa rağmen birbirine sokulmaması bizi ta Osmanlı Dönemi'nde karşıdan haberleşen sevgililerin masumluğuna götürdü.
Hele o penguenleri göreceksiniz. Memleketimde el üstünde tutulduklarından habersiz birbiriyle oynuyorlar, eşleşmek için kuytu köşelere çekilmek için acele ediyorlardı.
Filmden sonra Hanım akşam yemeğini pişirmek için mutfağa gitti. Brokoli, kereviz ve karnabahar kaynatacakmış. Yanına da bol yeşillikten yapılma salata ve ana yemek olarak da dört kalem kuzu pirzola. Süt kuzunun pirzolası daha sağlıklıdır, ama süt kuzu zamanı değil dedi kasabımız.
Ben de edebiyat yazılarının asıldığı üye olduğum siteye girdim. Burayı çok seviyordum. Burada ülkemin gündeminde olan aşk şiirleri, yeşil ormanları, masmavi denizleri, temiz doğayı, berrak göğü, parıldayan yıldızları, sevdalı Ay'ı, dağları anlatan yazılar asılırdı yani yayımlanırdı.
Ben de ara sıra şiirler yazar, denemeler kaleme alır, asardım. Hiç unutmam, gençliğimin en ateşli döneminde farkında olmadan kırmızı noktalı şiir asmıştım da ne kadar çok utanmıştım sitenin ahlâkı üzerinde yaptığım tahribattan dolayı ve o tahribatı onarmak için kaç yıl uğraşmıştım bir ben bilirim. Bir keresinde de farkında olmadan yazdığım bir sözcüğün aynı zamanda siyasi çağrışımlar yaptığı ilgili merciler tarafında tarafıma bildirdiğinde o sözcüğün üzerindeki siyasi anlamı Türk Dil Kurumu'nun çıkardığı sözlükten attırmak için bir yıl kadar da mahkemelerde dolaşmıştım. Artık böyle büyük hatalar yapmıyorum.
Bir ay sonra.
Güneş bu sefer dağlara yenilmiş, dağın zirvesinde kurulan sisler bırakın güneşi üç adım ötesini bile göstermiyordu. Ben yine de dışarı çıkmak istedim. Aşağıya inince üzerindeki damgadan resmi daireden geldiği belli olan postadaki mektubu açıp heyecanla okudum.
Sayın vatandaşım;
Çaysız_şekersiz ve bademsiz rumuzuyla bir ay önce yazarak ?Uyutulanlar Sitesi'ne astığınız yazı; baştap(ı)lanımızın talimatlarıyla ?Ülkede, ülke giderken halk nasıl uyutulur'' konusunda çalışma yapmak için kurulan heyetin yurt genelinde yaptığı çalışmalar sonuncunda birinci seçilmiştir. Yazınız ülkemizin hali hazırda geçmekte olduğu süreç ile önümüzde yurt genelinde icra edilecek üç seçimde partimizin propagandası olarak kullanılacaktır.
Bilgilerinize sunulur.
İmza: Ağlamadan sorumlu devlet baktıranı
ersin başeğmez 26 aralık 2013 10:17 _izmir çaysız_şekersiz ve bademsiz