Hukuk Her Şeyin Üzerinde
Dieser Beitrag wurde am 08.03.2014 als Auswahl des Tages hervorgehoben.
Ben düşünüyorum da bulamıyorum şu bakan çocuklarının niçin dışarıya bırakıldıklarını. Yok, paralel devletmiş, yok adalet mülkün temeliymiş, yok Cemaatmiş. Bunların hiç biri beni tatmin etmiyor. Şunu da biliyorum, beni tatmin edip etmemesi de kimsenin umurunda değil.
Duygu sömürüsü yapmanın da anlamı yok. Bu hürlüğe çıkarılışlar, aklıma Hülya Avşar'ın toplumun hayatını gayrı meşruluktan meşruluğa aktaran şarkısını getirdi. Bana bir koca lazım. Son üç ayımı(yani hayvan olan değil de, normal takvim ayları) bu şarkının toplumun hücrelerinde yaptığı olumlu değişiklikler üzerine etkilerini araştırmaya verdim ve sonucunda güzel tespitler yaptım.
En önemli etkisi, kadınları ahlâklı olmaya sevk ediyor. Bir kadın... Barda, sağ elinde viski bardağı, topaç gibi çeviriyor. Derin vadileri anımsatan dolgun dudakları loşluğun verdiği flulukta etrafında pervane olmaya aday erkeklere davetiyeler gönderdikçe çatalından inen düşler, düşürmeye devam ediyor. Dar elbisesinden yayılan teni ve bacak bacak üzerine atmasıyla biraz daha kısalan elbisesinin boyu kamçılamaya devam ediyor zavallı düşleri. İnce ve uzun beyaz bir sigarayı götürdüğünde dudaklarına, sakalları kirli bir erkeğin uzattığı çakmakla yaktırırken bakışlarıyla da O, erkeği yakıp kavuruyor.
Sohbetin derinleşmesi ve sonunda birisinin evine yapılan misafirliğin yatak odasına taşınması. Çoğu sahneyi geçiyorum. Dudakların ilk temasları, Ay'ın utanmadan kafasını pencereden içeri uzatması. Derken CD çaları açan parmakların sesi beşe alması. Hazzın yarışta tüm duyguları geçip birinciliğe oturması. Derken Hülya Avşar'ın şarkısı.
Yaptığım araştırmada her yüz kadından kırk üç nokta seksen beşi bu şarkıyı duyar duymaz kendine gelerek ortamı hemen terk etmiştir. Verdiğim oranlara inanmazsanız Alo Fatih hattından teyit edebilirsiniz. Düşünebiliyor musunuz, Acun Medya ile çalışmaya başladıktan sonra sosyete sınıfının dar kalıplarını kırıp Anadolu'nun bakir topraklarında gelişen kadınlarımıza uzanan Hülya Avşar'ın başta Tanju Çolak, Çoşkun Sabah, İbrahim Tatlıses gibi sanatçılarla yaşadığı evlilik dışı ilişkilerden sonra toplumu evliliğe yönlendirecek şarkılar söylemesini...
Gerçi yeri ve zamanı değil ama ben şu Acun Medya'ya giren sanatçıların ilginç özelliklerinden bahsetmeden de geçemeyeceğim. Genç kızların sevgilisi ve tapınağı olan Murat Boz'un evinde dört buçuk milyon doları ayakkabı kutusunda saklayan kişinin genel müdürü olduğu bankanın reklâmlarına çıkması bana pek manidar gelmişti. Keza Atena gibi bir grubun üyesi olan Gökhan'ın da Acun Medya'ya girdikten sonra abdest alırken sanal ortamda fotoğrafının çıkması da garip. Elbette, Orhan Veli garip akımını başlatırken bunları düşünememiştir. Biz yıllarca Asena'yla yatıp Asena'yla kalkmanın faydalarını sanırım son zamanlarda başta medya, sanatçı ve iş adamları olmak üzere toplumun yarısına yakınında gördükçe Asena'nın heykelinin anaokullarından başlayarak tüm eğitim kurumlarına dikilmesi için yasa değişikliği seçimlerden sonra Meclis'in ilk işi olmalıdır ki zaten 841 rakımlı tepede muhafızlık görevini son derece demokratik bir ortamda yerine getiren baş noterin, Meclis'in bu konuda alacağı kararı anında onaylayacağı aşikârdır.
Geçen bir arkadaş karısına cip almış. Söylediklerinde ilk tepkim şu olmuştu. Demek ki günahı çok. Gerçi günahlarını ben de biliyordum cipi aldığı karısı da biliyordu çevredekiler de. Ama hepimiz suskunları oynuyorduk. Görmemezlikten gelmeleri.
Acun Medya'nın son kurbanını saymayacağım. Ebru Gündeş. Çok ama çok severdim kendisi. Hele O ses Türkiye yarışmasında jüri olunca dedim Acun nereden buluyor böyle. Keşke bulmasaymış.
Kadın o programa çıktı diye kocasız kaldı ya. Kocasız. İşte üç aylık çalışmamın en can alıcı sonucu buydu. Gündeş, yalvar yakar Hülya Avşar'a bu şarkıyı buldurttu. Adam içerde. Kadın genç. Ne yapacak, bir düşünsenize. Allahtan bir çocukları var. Ne kadar zordur babasız olması. Babasının dolandırıcılıktan içeri alınması! Başına gelmeyince insanlar bilemezdi. Ebru Gündeş sosyeteye ait biriydi. Onun da yaşının gereği arzuları, istekleri vardı. Niçin geceleri bana bir koca lazım şarkısını söylemek zorunda kalıyordu aynaya bakarak. Bunu zamanında hayvan sevgisi tavan yapmış insanlar anlayamazdı.
Bu arada bardaki kadın ne oldu sorusu aklıma geldi. Sahi kadın ne yaptı sonra. İşte, o kadar araştırmama rağmen bu sorunun cevabını bulamadım. Hatta Diyanet İşleri Başkanlığı'na, Haydar Dümen'e kadar gittim. Bir ara Baştap(t)ıran'ın aileden sorumlu baktıranına bile başvurdum. Yalnız, derin birisinden son zamanlarda ülke genelinde günlük imam nikâhı yaptıranların sayısında yüzde otuz birlik artış olduğunu duydum. Aynı oranda da boşalma değil boşanma.
Sonuçta, yaptığım üç aylık çalışmanın ışığında bu günkü tahliyeleri değerlendirdiğimde yapılanların hukuk içerisinde olduğunu ve tahliyelerin temel amacının Aziz Türk Halkının örf ve adetlerinin bozulmasının önlenmesi, aile birliğinin sağlanması, toplumun din ve ahlâk seviyesinin korunması, yabancı nifakların aramıza sokacağı kötülüklerin önlenmesi, Türklerin yabancılara karşı ne kadar misafir olduğunun dost ve düşmanlara gösterilmesi, hukukun her şeyin üzerinde(tüm pislikleri bu şekilde örttüğünü sadece yazar anlatmıştır) olduğunun ispatlanması ve en önemlisi de Ebru Gündeş'in koca ihtiyacının sağlanmasıdır.
Ne kadar çok saçmalamış yazar, diyebilirsiniz. Maalesef, bir müşteri bulamadığımdan dolayı henüz satamadığım vicdanımı son tahliyelerle ilgili rahatlatmak için kendimi bu şekilde kandırtıyorum.
Tabi, yersem.
Yine de Ebru Gündeş'e göre biraz daha şanslıyım. Zira, Reza Zarrab bu gece CD çaları açmayacak...
28 şubat 2014 19:31 _izmir çaysız_şekersiz ve bademsiz