İki Yabancı
''Ve bir gün herkes yabancılaşacak kendine''...
İnsan, en çok tanıdığını sandığı kişiye yabancılaşabileceğini hiç düşünmez. Çünkü aynı sofraya oturulan, aynı yastığa baş konulan, aynı hayallerin peşinden yürünülen yılların kolay kolay silinmeyeceğine inanır. Oysa zaman, sadece insanı yaşlandırmaz; bazen kalpleri de birbirinden sessizce uzaklaştırır.
Ve bir gün... Hiç beklenmedik bir anda, aynı evin içinde iki yabancı yaşadığını fark edersin. Aynı koridordan geçersiniz ama göz göze gelmezsiniz. Aynı masada yemek yersiniz ama konuşacak tek bir cümle bulamazsınız. Eskiden saatlerce süren sohbetlerin yerini, zorunluluktan söylenen birkaç kelime alır. O an anlarsın ki yabancı olmak, birbirini hiç tanımamak değildir. Asıl yabancılık, bir zamanlar ezbere bildiğin bir insanı artık tanıyamamaktır.
Yabancılaşma bir günde olmaz. Küçük kırgınlıklarla başlar. Söylenmeyen sözlerle büyür. Ertelenen özürlerle derinleşir. Bir gün bakarsın ki aynı yolu yürüdüğün insan, artık bambaşka bir istikamete dönmüş. Sen geçmişi anlatırken o geleceği düşünüyordur. Sen suskunluğun içinde bir anlam ararken, o çoktan senden uzaklaşmıştır.
Ne acıdır ki insan, bazen en çok sevdiğine yabancı olur. Yıllarca elini tuttuğu insanın gözlerine bakamaz hale gelir. Eskiden tek bir bakışın anlattığı duygular, artık uzun cümlelere rağmen anlaşılmaz olur. Aynı evin içinde iki ayrı hayat yaşanır; aynı çatının altında ama bambaşka dünyalarda...
Belki de hayatın en ağır gerçeği budur. İnsanlar birbirlerinden önce, birbirlerine ait hislerini kaybederler. Sonra sesler değişir, bakışlar değişir, alışkanlıklar değişir. En sonunda ise geriye sadece aynı geçmişi paylaşmış iki yabancı kalır.
Ama yabancılaşmanın en acı tarafı, sadece karşındakini kaybetmek değildir. İnsan bazen kendine de yabancı olur. Bir zamanlar neye güldüğünü, neyi hayal ettiğini, kim olmak istediğini unutmaya başlar. Aynaya baktığında yüzünü tanır ama içindeki insanı tanıyamaz. Çünkü bazı ayrılıklar kapılar kapanınca değil, kalpler sessizleşince başlar.
Belki de bu yüzden hiçbir ilişki bir anda bitmez. Önce cümleler eksilir, sonra dokunuşlar, ardından umutlar... Geriye yalnızca hatıralar kalır. O hatıralar ise bazen insanın en büyük tesellisi, bazen de en derin yarası olur.
Ve gün gelir, yollar tamamen ayrılır. Bir zamanlar birbirinin dünyası olan iki insan, sokakta karşılaşsa sadece başını sallayıp geçer. Oysa yıllar önce birbirleri olmadan bir hayat düşünemezlerdi. Demek ki zaman, insanı sadece değiştirmiyor; bazen birbirine tamamen yabancı da ediyor.
Belki de hayatın en sessiz vedası budur. Ne büyük kavgalar vardır ne de yüksek sesler... Sadece yavaş yavaş uzaklaşan iki ruh ve geride kalan koskoca bir geçmiş. Çünkü bazı insanlar birbirini kaybetmez; sadece birbirine yabancı olur. Ve bazen en derin yalnızlık, kalabalığın içinde değil, bir zamanlar "evim" dediğin insanın yanında kendini misafir gibi hissetmektir.
Ve radyoda bir şarkı çalar ;
''İki yabancı....İki yabancı
Birlikte ama yalnız;
''iki yabancı''...