Özgürlüğüne Kavuşan Sözcükler
Dieser Beitrag wurde am 15.02.2014 als Auswahl des Tages hervorgehoben.
Damdan düşen sözcükler...
Kış günüydü. Kar güneşle kırıştırmaktan bitap düşmüş, çılgın bir çığın kendisini dansa davet etmesini bekliyordu. Uzaklarda güne uyanan nehir bulutların savurduğu kırbaçlarda koşusunu artırdıkça artırıyordu denize kavuşmak için.
Ormanın derinliklerinde yavru sincap kırdığı cevizi ağacın tepesine zıplayarak taşıyordu. Yerde ise karınca ordusu tek sıra olmuş, sabah yürüyüşlerini yapıyorlardı.
Derken sırtım kaşınıyordu. Şeytan'a baktım çaktırmadan. Israrla Melek'lerin arasından en güzelini seçmeye çalışıyordu. Kızdım. Ha bu, ha şu. Ne fark eder? Sonuçta aklımın bir oyunu değil miydi?
Kızgınlıkla gazete sayfasını kapatıyorum. En arkada güzel bir mankenin havuzda yüzerken çekilmiş bir fotoğrafı var. Haberde mankenin bikinisinin kopçasının koptuğunu ve bu sebeple sol göğüs ucunun gözüktüğünü yazıyor. Sabah sabah iştah açan bir fotoğraf.
Damdan düşen sözcükler...
Ülkede olanları çiziyorum duvara. Yolsuzlukları ve erkin erkte kalmak için yaptıklarını. Çizimimi gören Şeytan seçtiği Melek'in üzerinden kalkıp geliyor. Çizdiklerime baktıkça şaşkına dönüyor. İnanmıyor bir an için yapılanlara, derken televizyonu açıyorum. Baştap(t)ılan son sansür olayını doğrulayıp Fes'ten (biliyorum Fas diyeceksiniz) malum şahsı aradığını fütursuzca açıklıyor. Haklı olduğunu gözümüzün içine sokarak. Şeytan müsaade istiyor. Melek gelip yanağıma bir öpücük konduruyor, O'nu kurtardığım için.
Gece olduğunu anlatmak için perdeleri kapatıyorum. Yaptığıma bir tek fahişe inanıyor. Utanmadan yanımda giyiniyor, siyah çoraplarını giyerken ayağını masaya koyunca içimden karıncalar tek sıra olup yürüyüşe geçiyor. Derken fütursuzca mini eteğini ince beline oturtuyor, ardından topuklu ayakkabılarını geçiriyor ayağına. Sahnenin tamamlanması için kırmızı ruju bolca etli dudaklarına sürüyor, bir parça da yanağına. Sonra yanağını çimdiriyor iyicene kırmızı gözüksün diye. Kapıdan dışarı adımını atmasıyla içeri dönmesi bir oluyor. Şaşkınca yüzme bakıyor. Bana küfrederek kanepeye oturuyor. Uzun bir sigara yerleştiriyor dudaklarına. Dudaklarının arasından lekeli dişleri gözüküyor.
At yarışı başlayınca dikkat kesiliyorum ekrana. Çulsuz bir gün daha yitiyor. Kül tabağını dökmeye üşeniyorum. Kanalları dolaşırken bir sincap görüyorum ağacın tepesinde. Derken Şeytan üzgün şekilde içeri giriyor. Biraz da yorgun. Ayaklarını dinlendirmek için havaya kaldırıp duvara dayıyor. Dudaklarının kenarında kan izi var. Kâğıt destesini alıyorum. Yaşlılığın verdiği heyecanla fal bakıyorum. Koydukça dünyaya, bir daha koyuyorum. Sonuçta sözcüklerin bir ağırlığı yok. Söyleyince terk ediyorlar beni.
Damdan düşen sözcükler...
Oda sallanıyor. Kapı çalınıyor. İki tık. İşte anlamsız sayıklamalarımdan biri. Bu arada fahişe işe gidiyor. Sanki ne değişecekse. Gecede iki müşteri çıkarsa geleceği için bir köşeye biraz para koyuyor. Ne kadar çok seviyoruz koymasını, diye düş'ünüyorum. Haberlerde erk'in başı konuşuyor. Suratı beş karış. Yüzünde avını parçalamak için sabırsızlanan Arslan'ın o korkunç ifadesi var. Bir an için ellerim hayâlarıma gidiyor erkeklik içgüdüsüyle. Derken sigaramdan derin bir nefes çekiyorum koltuğuma biraz daha gömülerek.
Dolaptan soğuk bir bira alıyorum. Nedense ellerimin arasında tutuyorum. Bardak kullanmıyorum. Belki de emme ihtiyacını bastırmak için direk şişenin o dar ağzından içiyorum. Çerez çıkaracağım ama üşengeç bir ruh esir almış durumda. Bacaklarımı koltuğun iki yanına atıyorum. Kafamı arkaya. Gözlerimi yumuyorum. Geçmişi hatırlatan bir şarkı çalıyor. Eski dostlar. Yeni dostlara diyerek şişemi kaldırıyorum, nefesimden başka bir ses duymuyorum. Yalnızlık sanırım geldiğim nokta. Derken ilk genelev maceram aklıma geliyor. Adı Kader'di. Ne kadar be! Kaç yıl olmuştu gideli. Bilinmez.
Damdan düşen sözcükler...
Beyoğlu itiraf ediyor. Ben diyor, ara sokaklarımda çok pezevenk gördüm. Bu da nerden çıktı diyorum. Bir haber programında seçim için adaylığını koyan (dedim ya ne çok seviyoruz koymasını) belediye başkanı adayları konuşuyor. Ben Beyoğlu diyor yine. Seçilirsem ara sokaklardan pezevenkleri, köşe başlarından fahişeleri, otellerden fuhuşu, arka mahallelerden gaspı temizleyeceğim, diyor. Eh dedim, en büyük pezevenk sensin, temizlediğin o şeyleri nerede muhafaza edeceksin. Sonuçta hiçbir şey yok olmuyor.
Sokaktan sesler geliyor gittikçe artan. Araba seslerine insan sesleri karışıyor, satıcının birinin bağırtısını diğerinki kesiyor. Beyoğlu temizlenecekmiş, sokakları her gün yıkanacakmış. Tarlabaşı'ndaki dar sokaklar genişletilecekmiş. Mübarek sanki şey dedi diğer aday bıyıklarını sol eliyle burkarken. Kapattım televizyonu.
Kalktım. Baktım Şeytan uyumuş. Valla, dedim. Ülkemde şu Şeytan bile uyutuluyorsa vay vatandaşın haline. Yakında sandık koyulacaktı seçmenin önüne ve herkes bir Pazar günü yürüyüşe çıkıp dönüşte manavdan iki kilo meyve alır gibi oyunu kullanıp evine dönecekti. O günün en kötü tarafı ne maç vardı ne de at yarışı. Allahtan bizim fahişe işe çıkabilirdi.
Damdan düşen sözcükler...
ersin başeğmez 13 şubat 2014 00:35 _izmir çaysız_şekersiz ve bademsiz