Gömülü Para
Bir seher vakti Osman, biriktirmiş olduğu tüm parasını koymuş olduğu sandığı, kolunun altına almış; kendisinin bir parçasıymışçasına evinin arkasındaki tepeye doğru ilerliyordu. Tepeye biran önce varmak için hızlı adımlar atıyor; arada bir kat ettiği yola başını çevirip, gittikçe küçülen evine bakıyordu. Tepeye varınca kolunun altındaki içi para dolu küçük sandığı bırakıp; beline bağlamış olduğu kısa küreği çözmüş ve karşısındaki meşe ağacının altını kazmaya başlamıştı. Az biraz kazdıktan sonra sandığı buraya gömüp, tepeden ayrıldı. Ülkede Arap milliyetçiliğinden kaynaklanan huzursuz bir ortam hâkimdi. Bu huzursuz ortamın halifenin cihadı bırakıp, eğlence düşkünü olmasının da payı büyüktü. Öyle ki böyle bir huzursuz ortamda hırsızlık vuku bulmaktaydı. Hırsızlığın vuku bulmasından dolayı para gömme bir gereklilik olmuş; Osman'da parasını gömmek zorunda kalmıştı. Bir gece yarısı Osman, komşusu Celalin 'imdat, imdat' bağrışmalarından uyanarak, hemen Celalin evine koşup; açık olan kapıdan içeri girdi. Celal donuk bir halde yatağın üstüne oturmuş duruyordu. Osman endişeyle sordu: 'Ne oldu, ne oldu sana?' Celal titrek bir sesle: 'Soyuldum; soydular beni, tüm paramı çaldılar... Eyvahlar olsun!' Osman sağa-sola bakınıp: 'Nasıl girmişler içeri?' 'Kapıdan, kapıdan girmişler... Allahsızlar!' 'Hanımın burada değil miydi?' 'O babasının evindeydi bugün; çocuklarda onunla...' 'Bilmiyor musun, herkes parasını gömmüş, sen neden gömmedin?' 'Bilmiyorum... Gömmedim işte; çalmazlar dedim.' Osman elini Celalin omuzuna vurarak: 'Üzülme, elbet bir çaresi bulunur.' dedi. Diğer komşularında Celalin sesinden uyanıp yanına gelmiş; etrafta Celalin soyulduğunu duymayan kalmamıştı. 'A, ne olmuş?' 'Celal soyulmuş.' 'Hangi Celal?' 'Emine'nin kocası var ya, işte o.' 'Vah vah... Parasını ne diye gömmemiş?' 'Bilmiyorum.' 'Para çok muydu bari?' 'Yok canım, Celal'in ne kadar parası olabilir ki?' 'Doğru diyorsun.' Osman Celalin soyulması üzerine, İmam-ı Azamın yanına gidip durumu anlatmış: 'Bu nedir böyle, nereye kadar böyle sürecek, yapılacak bir şey yok mudur?' İmam-ı Azam sakalını tutarak: 'Yapılacak bir şey yoktur. Elimizden geleni yapmak gerekir tabii. Lakin bu işlere bizim gücümüz yetmez. Bu iş halifenin, devletin yapması gereken bir iştir ki, bende biat etmediğim bir imamdan hiçbir şey beklemem.' Osman'ın, İmam-ı Azamın yanına gelip soru sorması sadece öfkesini bastırmaktı tabii. Gayet kuğu bir görünümü olan Osman, çok öfkeli ve öfkesini her zaman yenmiş iradeli biriydi. Öfkesini dizginleyemeyecek olduğunu hissederse İmam-ı Azamla konuşur, bu sayede öfkesini yenerdi. Sabaha doğru Celal, Osman'ın evine doğru ilerledi; kapıya vardı. Sağ elini yumruk yaptı ve elini kaldırdı, önce tereddüt etti kapıyı çalmak için, eli biraz havada kaldı, sonra derin bir nefes alıp 'ne olacak canım' diyerek kapıya iki defa peş peşe vurdu. Celalin arkasından bir ses: 'Celal abi.' Celal arkasına döndü, arkasında Osman. Toz toprak içinde olduğunu gören Celal, gülümseyerek: 'Nereden geliyorsun?' dedi. 'Tarladan geliyorum.' Celal sustu. Osman'da bir şey söylemeden baştan aşağı Celali süzerek, susmasındaki manayı anlamaya çalışıyordu: 'Abi bir sıkıntı varsa söyle, elimden geleni yaparım Evelellah.' Celal bu sözle cesaret alarak, derin bir nefes çekip: 'Biliyorsun soyulduk. Elde avuçta bir şey kalmadı. Bana borç para verebilir misin?' 'Veririm tabii. Ne kadar istiyorsun?' '30 Akçe.' 'Tamam, parayı yarın gel al.' Celal tuttuğu nefesi bırakıverdi, rahatlamış bir şekilde: 'Allah senden razı olsun be Osman, beni gerçekten büyük bir yükten kurtardın.' Osman elini Celalin omuzuna atarak: 'Peygamberimiz ne demiş; 'Komşusu açken tok yatan bizden değildir.' Hem ben sana yardım etmeyeceğimde kim edecek?' Celalde samimi bir gülümseme, konuşmadan hoşnut bir şekilde: 'Teşekkür ederim Osman'ım, beni gerçekten çok mesut eyledin. Yarın görüşürüz inşallah.' Osman elini kaldırarak: 'Görüşürüz.' dedi. Osman eve vardığında, parayı nereye gömdüğünü hatırlamaya çalışıyor; sanki hafızasını kaybetmişçesine, parayla ilgili hiçbir şey hatırlamıyordu. Gözlerini iyice açtı, kafasını iki elinin arasına koyup, düşünüyordu. İkide bir: 'Nereye koydum, nereye koydum.' diye söyleniyordu. Bir ayağa kalkıyor, bir oturuyor; odanın içinde dört dönüyordu. Evinin arkasındaki tepede; o ihtişamlı, heybetli, boylu, poslu meşe ağacının önü; kendi elleriyle yapmış olduğu kısa kürek ile kazdığı çukura koyduğu babasından kalan; babasına da dedesinden kalan bir küçük kulübeyi andıran küçük sandığı nasıl unuttuysa unuttu, bir türlü hatırlayamıyordu. Yatsı vaktine yakın evden çıktı, İmam-ı Azamın yanına gitti. İmam-ı Azam sırtını duvara yaslamış, elinde tesbih, gözleri halının desenine takılmış, düşünüyordu. Ülkede Arap milliyetçiliği, halifenin şehvet düşkünü olmasından dolayı üzgün ve huzursuzdu. Osman içeri girdi: 'Selamun Aleyküm.' İmam-ı Azam gözlerini halının deseninden alıp, Osman'a bakarak: 'Ve Aleyküm Selam.' 'Ey İmam Numan, sana akıl danışmaya geldim.' 'Buyur.' 'Ben bir yere bir miktar para gömdüm, fakat gömdüğüm yeri unuttum.' 'Bu fıkhi bir mesele değil. Ama senin için bir çare düşüneyim.' Birkaç dakika sonra İmam-ı Azam Osman'a dönerek: 'Eve git ve sabaha kadar namaz kıl.' Osman eve gitti, yatsıyı kıldıktan sonra nafile kılmaya başladı. Gece yarısına doğru parayı nereye koyduğunu hatırladı. 'Hay Allah, nasıl unutabildim ben bunu.' deyip, kendi kendine gülüyordu. Gecenin bir vakti küreğini alıp tepeye çıktı. Paranın gömüldüğü yeri kazdı, sandığı aldı ve tepeden ayrıldı. Sabahleyin Celal Osman'ın evine gidiyor; Osman'da Celali kapıda bekliyordu. Celal gülümseyerek: 'Selamun Aleyküm Osman.' 'Ve Aleyküm Selam Celal abi.' Osman oturduğu iskemleden kalktı: 'Bak abi, sana tam 40 Akçe veriyorum ama borç değil hediye...' 'Olmaz, borç olarak alırım.' 'Üsteleme abi, kabul et, sıkışıksın...' 'Olmaz.' Osman Celale yaklaşarak omuzuna elini attı: 'Biliyorsun, benim Annem Babam ben daha küçükken ölmüş, ben yetim büyümüşüm. Annem Babam başımda olmadığından ben evlenemedim. Şimdi yaşım 40'ı geçiyor, artık evlenecek 'de değilim... Yeterince param var, sen bu parayı hiç çekinmeden al.' Celal Osman'a sarıldı, sonra iki omuzunu iki eliyle tutarak: 'Sen iyi bir dost ve komşusun; hakiki bir Müslümansın. Allah senden razı olsun.' dedi ve oradan ayrıldı. Osman'da İmam'ı Azamın yanına gitti ve ona: 'Ey İmam Numan, dediğin gibi yapıp, yatsıdan sonra nafile kıldım. Gece yarısı parayı nereye koyduğumu hatırladım.' dedi. 'İmam-ı Azam gülümseyerek dedi: 'Biliyordum zaten. Şeytan bütün gece namaz kılmana dayanamaz. Bu yüzden unuttuğun yeri hatırlattı sana. Keşke Allah'a şükür için gecenin kalan kısmını 'da ibadetle geçirseydin de şeytanı kahretseydin.'