Huzurevi kontratı
Mert, 28 yaşındaydı ve hayatında ilk kez bir kira kontratı imzalıyordu. Ama bu ev için değil, babası için.Babası Alzheimer’dı. Son 6 aydır Mert’i tanımıyordu. “Sen kimsin?” diye soruyor,
Mert de her seferinde “Oğlunum baba” diyordu. Babası gülüyordu: “Yalan söylüyorsun, benim oğlum 10 yaşında.”Doktorlar “Artık bakamazsınız” dediğinde, Mert mecburen huzurevine yatırmak zorunda kaldı.
Kontratı imzalarken eli titriyordu. Görevli kadın “Üzülmeyin, burada çok iyi bakarlar” dedi.O gece Mert eve döndü. Boş odada babasının yatağı duruyordu. Yastığın altında katlanmış bir kağıt buldu. Babasının el yazısıyla: “Oğlum, eğer bunu okuyorsan ben artık seni hatırlamıyorumdur. Ama sen beni unutma. Ben seni unutsam da, sen beni hatırla.”Mert kağıdı gözyaşlarıyla ıslattı.
Ertesi gün huzurevine gitti. Babası camdan dışarı bakıyordu. Mert yanına oturdu, elini tuttu.“Baba ben geldim,” dedi.Babası döndü, Mert’e baktı. Bir saniye… iki saniye… Sonra gülümsedi: “Hoş geldin oğlum.”Mert’in kalbi duracak gibi oldu. “Beni hatırladın mı?”Babası başını salladı. “Hayır. Ama senin gözlerinde kendimi gördüm. O yüzden sen benim oğlumsun.”O gün Mert anladı: Hafıza gidince sevgi gitmiyor. Sadece şekil değiştiriyor.Kontratı yırtmadı. Her ay düzenli ödedi.
Çünkü bazen en pahalı kira, bir insanın kalbindeki yerdir.