Şizofrenin Yalnızlıkla Savaşı
Sen bir yalansın. Sadece koskoca bir yalan. Hakkında o kadar çok söylenmiş cümleler var ki, hayata olan inancımı yitiriyorsun sadece. Beni öldürüyor ve karşıma geçip yalnızca gülüyorsun. Hoşuna gidiyor değil mi? Can yakmak hoşuna gidiyor. Aslında sen yakamıza ilk nefes alışta yapışıyorsun değil mi? Evet, elbette.
Attığımız ilk çığlık hayatta olmamızdan kaynaklanmıyor. Ömrümüzün bir yerinde gelip bizi sırtımızdan vuracağını içten içe bildiğimizden ilk çığlığı atıyoruz. Sonralarda kapaklanıp düştüğümüzde kanayan dizlerimize saklanıyorsun. Bunu büyük bir zevkle yapıyorsun. Çünkü sen acımasızsın.
Biz ağlıyoruz ve sen rahatlıyorsun. Aslında içten içe kendin için ağlatıyorsun bizi çünkü. Zamanla oyuncak ayılarımızı, oynadığımız ilk arabaları alıyorsun elimizden. Çünkü sen bir başınasın.
Sokaklarda atladığımız iplere geliyor sıra. Yetmiyor kaldırım taşlarını çalıyorsun. Okula gitmeye başladığımız da kalemlerimiz, silgilerimiz gibi yavaşça o çocukluk hallerimizi de götürüyorsun. Ucunda bok varmış gibi.
Ebeveynlerimizi alıyorsun bizden. Bizi yalnızlığa mahkum ediyorsun. Bizi sana mecbur ediyorsun. Geliyorsun en kıymetlilerimizi alıyorsun ve teselli yerine kendini bırakıyorsun.
Sonralar da ne yaptığını anlatmamı mı istiyorsun? Öyleyse devam edeceğim.
Karşımıza bir adam yada bir kadın çıkarıyorsun. Evet bunu sen yapıyorsun! Onu ölesiye sevdiriyorsun. Nefesimiz kesilinceye kadar. Umutlanmamızı istiyorsun. Umutlanıyoruz da... Her şeyimizi veriyoruz ona. Seviyoruz. İyiliğini istiyoruz. Hayaller kuruyoruz. Hayallerimizde en başa onları yerleştiriyoruz. Kimisi onu hiç sahip olmadığı babası yerine koyuyor, kimisi annesi.
Her şey yolunda gidiyor ya, illa atacaksın kazığını.
Ve sen her zaman yaptığını yapıyor, onu da çalıyorsun.
Kimisine kötülüğü belletiriyorsun, kimisini yaşlılığa mahkum ediyorsun tabi ki seninle birlikte.. Evet bunların hepsini sen yaşattırıyorsun, nasıl olsa ilk nefesten mahkumduk sana... İstemeden - bilmeden. Ve en sonunda ne oluyor biliyor musun? Bir bardak sıcak çayımızı alıp titreyen ve buruşuk ellerimizle, cama vuran yağmur damlalarını izlerken, bekliyoruz bizden çaldıklarını geri vermeni...
Oysa vakit çok geç oluyor, zaman kısıtlı.
İlk nefeste sana bağlandığımız gibi, son nefesimizi de seninle veriyoruz. Bardak elimizden düşüyor, ellerimiz artık titremiyor ve sana olan tüm borcumuzu ödemiş bulunuyoruz, bir camın önünde tek başımıza...
Şimdi bana doktorlar şizofren diyormuş. Varsın desinler. 35 yaşındayım. Kendimi bir evin duvarları arasına kapattım ve seninle birlikteyim. Belki de hiç sahip olamadığım bir adamı özlüyorum bir pencerenin kenarında, el titremelerimse tamamen bana şizofren diyen doktorun verdiği ilaçlardan sanıyorum.
Ama bak sana ihanet etmedim. Burada bu odada seninle yaşlanıyorum.
Yalnızlık, benim sadık sevgilim... Sen beni nasıl terk edebilirsin ki ?
Şimdi kim önem verir benim bu söylediklerime ? Kimse. Neden mi? Çünkü ben kendini sadık sevgilisine adamış ömrünü duvarlara ve pencerelere adamış, hiç tanımadığı sevmediği bir adama aşık bir şizofrenim. Ve eğer siz bu satırlarımı okuyorsanız, benim sadık sevgilimi alt etmenin yollarını bulmalısınız.
Siz devam edin, ben onu oyalıyorum...