Alamancı-7
Nihayet sabah olmuştu, Cevher erkenden uyandı o gün. Önce kahvaltıya oturdular, ailece keyifle kahvaltı yaparken havadan-sudan konuştular, kahvaltıdan sonra da annesi yolculuk için azıklarını hazırlamaya başladı. Kaleye çıkmak, gezmek ve geri dönmek uzun sürerdi, onun için azık almak zorundaydılar. Yolculukta yalnız da değillerdi, Mustafa'nın arkadaşları Muzaffer ve Ömer ile beraber gideceklerdi. Hazırlıklarını tamamladıktan sonra ağır ağır yola koyuldular, aheste aheste yürüyerek, kısa bir süre sonra kaleye tırmanmaya başladılar. Tırmanmak, yorucu olmakla birlikte zor değildi, çünkü zamanla tırmanmaya yardımcı olması amacıyla güvenli yerler, basamaklaroluşturulmuştu.
Bir süre sonra ?mercanlık' denen kısma geldiler ve burada mola verdiler. Mustafa'nın arkadaşları Cevher'i çok seviyorlar, arada sırada ona takılmadan edemiyorlardı. Cevher pek belli etmese de bu ilgi hoşuna gidiyordu. Burada bir süre oturdular, hem köye bakıyorlar hem de sohbet ediyorlardı. Köyü izlemek cevherin hoşuna gitmişti anlaşılan, hiç konuşmuyor sürekli köyde olup bitenleri izliyordu. Köyde tanıdıklarını görünce de için için gizli bir heyecan duyuyordu. Önce Köyün üst kısmında oturan Hacer teyzeler gözüne ilişti, çeşmenin başında su doldurmak için bekleşiyorlar ve bu arada da muhabbet, belki de dedikodu ediyorlardı. Çeşmenin üst tarafında bulunan bahçede ise Hacer teyzenin oğlu Cengiz,diğer çocuklarla birlikte küçük bir köpeğin etrafını sarmış, onunla oynaşıyorlardı. Köyün alt kısmına doğru göz gezdirirken, minibüs durağının da bulunduğu küçük köy meydanında, büyük amcaların ve abilerin bir traktörün römorkuna yaslanıp sohbet ettiklerini gördü. Kısacası herkes bir şeyler yapıyordu; çeşmeden evine su taşıyanlar, bahçesini süpürenler, bir yerlerde oturup sohbet edenler v.s. Cevher'in içinden'bakın ben buradayım'diye haykırmak geliyordu adeta, sanki herkesin onu görmesini ister gibiydi.... Bütün bunları düşünürken, birden abisinin ?Cevher' diye onu çağıran sesiyle irkildi. Mola bitmişti, tekrar yukarılara tırmanacaklardı. Hep beraber tekrar yürümeye başladılar ve ilk önce hemen yanıbaşlarında bulunan 'zindanlık' denen yere uğradılar. Zindanlığın girişi taşlarla doldurulmuştu, hiç bir şey görünmüyordu. Bir süre inceleyip burasıyla ilgili sohbet ettikten sonra tekrar yola koyuldular. Uzun ve yorucu bir yürüyüşten sonra, bazı kısımları yıkılmış olan surların kapısından içeri girerek?Cuma Pınarı' mevkiine geldiler. Biran önce ?Cuma Pınarı'nın başına varmak ve orada dinlenmek için sabırsızlanıyorlardı. Nihayet bir süre sonra emellerine kavuşmuşlardı, artık Cuma Pınarının başında oturuyorlardı.