Anneye Yolculuk 2

Sonraki parça mahsuni'den geliyor, Hülya'nın türküsünün üzerine oldu mu şimdi bu rahmetli mahsuni, aslında karışık cd bulundurmamak lazım diye geçiyor içimden, duygudan duyguya geçiyorsun ve sanki bana nispet yapar gibi, en acımasız olanı söylüyor mahsuni, yeşilin en sevimlisinden meneviş ağaçları ilişiyor gözüme sağlı sollu, meneviş gözlüm düşüyor aklıma, eşlik ediyorum tereddütsüz mahsuni'ye boğazım düğümlenerek, istemsiz yüzüme süzülen damlaları arada kolumla bertaraf ediyorum, sırf yolu göreyim diye,

Bir sen mi ağladın, bir sen mi yandın
Bende gülemedim ömür boyunca
Sen beni gönlünce mutlu mu sandın
Bende gülemedim ömür boyunca

Ah yalan dünayada, yalan dünyada
Yalandan yüzüme gülen dünyada

...

Az sonra köyün girişinde mezarlık görünüyor, kenara park edip babamın mezarı başına gidiyorum doğruca, selam verip dua ediyorum, kokusu burnumda, sevgi deryası, adam sarrafı adam gibi adama ve tüm geçmişlerimize, iki yıl önce mezarı başına diktiğim adıyla meşhur Isparta diken gülü yapraklarını açmaya başlamış bile, mezar üzerindeki zambaklarsa açtı açacak, ayak ucunda durup öylece bakıyorum bir süre hareketsiz aynı noktaya, her ava gidişinde peşine takıldığım çocukluğum geçiyor gözümün önünden, poşeti henüz toz şekerin ambalajında gördüğümüz yıllarda canlı solucanları ceketimin cebine doldurup Göksu ırmağına balık avına gittiğimiz yıları, ne bereketliydi o zamanlar, ne çok ava giderdik ve hiç boş gelmezdik, babam sevdirmişti balık avını, kendiside pek severdi işin aslı, bugün oltalarım yanımda ve tamda alabalık mevsimi, ama sen yoksun ya baba, bende gitmicem balık avına diyorum içimden, bugün sensiz ava gitmek içimden gelmiyor diyorum, böyle söylenirken bir yandan da babamı hayal ediyorum, mezarı içinde o mahzun, o babacan bakışıyla, hani ya benim biricik torunumu, oğlumu Barışımı neden getirmedin der gibi hayal ediyorum bir an, o çoook uzaklarda şimdi demek istiyorum olmuyor, onu bende özlüyorum demek istiyorum olmuyor, yutkunuyorum olmuyor, boğazda, yumruk yumruk düğüm, yine kollarım kuruluyor buğulanmış gözleri....

Tam da bu sırada telefonum çalıyor, küçük biraderim, nerdesin abi anam meraklandı iyice diyor, tamam geldim deyip ayrılıyorum gözüm arkada mezarlıktan, aynen tahmin ettiğim gibi, sokak girişindeki küçük taş duvara yaslanmış laflıyor anacığım Abuzer amcanın hanımıyla, arabayı görünce bir fırlayışı var ki yerinden kelebekler gibi, arabayı çalışır durumda bırakıp iniyorum hemencecik ve kucaklıyorum, doya doya kokluyorum mis kokulu yanaklarını, sen nerdesin bu saate kadar deyip tatlı tatlı okşuyor yüzümü, ne kadar yola bakıttın sabahtan beri a oğlum diyor, hakkını helal et anacığım deyip öpüyorum pamuk ellerinden dünya tatlısı melek yüzlü insanın...

Kahvaltı, hoş peş faslından sonra öğleye doğru doğuştan masum, yegane gururum biricik oğlum arıyor İstanbullardan, köyde olduğumu söyleyip baba annesine veriyorum telefonu, torununu kucaklar gibi sevecen bir tavırla alıyor telefonu, sevincinin katlanarak büyüdüğü gözlerinden belli oluyor, bugün oğlum gelmiş yanıma, sen aramışsın sesini duymuşum, daha ne isteyim oğlum diyor, üzerine titrediği biricik erkek torununa, ölmeden dünya gözüyle bir daha görebilsem seni diyor, boynunu bükerek ağlamaklı bir sesle telefonda, Allah gecinden versin anacığım diyorum, boğazım düğümleniyor yeniden, bana inat nemlenen gözlerimi saklıyorum kuytumda...

Defne kokan, naftalin kokan, her şeyden de öte anacağımın elleri değmiş, sevgisi sinmiş çarşafları serili yatağımda buluyorum soğuk mart gecesinde yorgun vücudumu, ellerimi başımın altına alıyorum, meşe odunu atılmış sobanın üstünden yansıyan ateşin dans ettiği tavana odaklanıyorum ve dolu dolu yaşadığım bu günü yeniden zihnimde canlandırıyorum, keşke babamda olsaydı diyorum, zoraki bir yutkunmayla, annem de olmasa sanırım gelmem buralara, gelsem de bu heyecanı duymam, aynı tadı alamam ve anlamı olmazdı diye geçiyor içimden, rabbim ona sağlıklı uzun ömürler ver diye mırıldanıyorum yeniden...


Yarın diyorum, karanlığa kalmamalı yola çıkmak için, yeniden ve bir daha meşk ederek gitmeliyim bu doyumsuz tabiat tablosunu, ne var ne yok içime doldurmalıyım yalansız, riyasız, katıksız hayat kokan bu havayı doldurmalıyım alabildiğince içime, hem belki merhem olur açık yaranın bir kaçına, hiç bişey olmasa bile bu gezinti birkaç gün hayata bağlanmama yeter diyorum kendi kendime, ahh bir de babam olsaydı diyorum yeniden, adıma adaklar adayan, şefkat yüzlü, baba yüzlü, adam gibi adamda olsaydı...

Sobam yanıyor, yatağım rahat, gönlüm ferah, çocuklar kadar mutluyum bugün, nasılda uyunur şimdi bebekler gibi, yarı uykuya dalmış halimle dilime dolanıyor öylesine bir türkü,

Sobalarında kuruda meşe yanıyor efem,
Memed ağamda üşütmüşde donuyor,
donuyooor efeeeem...

25 Mart 2011 4-5 dakika 4 denemesi var.
Beğenenler (3)
Yorumlar (6)
  • 13 yıl önce

    öyle bir anlatmışsınız ki hemşerim....yalnız gözlerimi değil tüm Eğirdir'i sardı yağmur bulutlar....annemi özledim okurken yazınızı..kızlarımı ve...rahmetli babamı....olmaz ki böylede yazılmaz ki........teşekkürler paylaşım için..annenizin elleriden öperim.....😙😙😙😙😙😙

  • 13 yıl önce

    Hüzünlü biraz, gözlerim nemlenmedi desem yalan olur. Gerçek hayattan kesitler.👍

    Sen deneme yazmaya mutlaka devam etmelisin. Bu satırlar yabana atılacak cinsten değil. Kutladım içtenlikle...👍

  • 13 yıl önce

    Evet duygu yoğunluğu, sayın hocamın dediği gibi anlatım çok yalın ve sade hem doğayı hem kelimelerin düğümlendiği anneye olan hisleri hele hele arada geçtiğiniz hüzün pasajı çok güzel ellerinize yüreğinize bin sağlık

    Selam ve saygılar.

  • 13 yıl önce

    final şimdilik bir türküyle bağlanmışsada gözlerimin yaşı kurumadı bu satırlarda bile yutkunarak okudum bir deneme gerçeklerin izdüşümü bir film karesinden dökülür gibi okudum var olasınız saygılar...

  • 13 yıl önce

    canım abim

    yüreğin var olsun