Aşk seyyahı romanımdan bir bölüm...
Aşk yolu Her âşık muhakkak içeriye girmiştir. Evet, içeriye girmek ve âşık olmak ayrılmaz bir bütünsel olgudur. Zira aşk, aşkınlıktır, içselliktir. Aşk içselliği gerektirir. Aşk içsel olunca aşkın olur. Aşk her şeyi içine almak ister, bu da onun en doğal refleksidir. Aşk gözlerde doğar, ancak içteki kalplerde meyvesini verir, olgunlaşır. Bu yüzden de gözler kalplerin aynasıdır denmiştir. Kalpte ne varsa gözler onu gösterir ve görür. Bu nedenle önce içeriye girip kalpleri tanımak gerekir. Evet, gereklidir ki aşka yelken açabilelim. Aşkını kimse FARUK TENGÜZ 30 AŞK SEYYAHI 31 içeriye girmeden dışarıda aramasın. Aşk, içerde ki kalp kapısını tıklamadan, tıklayıp içine girmeden aranmaz, aranıp bulunmaz. Gizli, güzel ve mukaddes olan içerdedir, saklıdır, örtülüdür, zamanı gelince aralanır. Dışarıda ise her şey ortadadır, gizli saklı hiçbir şey yoktur. Yani aranıp bulanacak bir şey yoktur. Herkes zamanı gelince bir birlerinin aşk kapısını çalıp aşkınlık ve içsellik kapısından içeriye girer ve aşklarını arayıp bulmaya çalışır. Ancak o kapıya ulaştıran yollar pek kısa değildir. O yolları kısaltan tarihi kitaplar da yaşanmış gerçek aşk, erdem, bilgelik, kahramanlık, tanrı sevgisi ve destansı tecrübeleridir. Aşkın birinci kapısı buluşma, ikinci kapısı ayrılıktır. Birine girilir diğerinden çıkılır. İşte David de birinci kapıdan içeri, aşkını arayıp bulmak için girer. Ve böylece aşk yolcuları sahnede yerlerini aldı. Sahnenin perdesi çekildi ve aşk oyunu başladı. Ve aşkın oyuncuları aşk rollerini oynamaya başladı.
Dükkândan içeriye girdiğim an, anlam veremediği bir heyecan vücudumun her bir yanına sarmıştı. Gizemli ve cazibedar bir duygu yoğunluğunun yanında birde dükkânın içlerinden yayılan buram buram zambak, menekşe ve gül karışımı bir koku beni iyice kendimden geçirmişti. İşte bu halde iken, karşımda yaşlı, ak saçlı ancak aydınlık yüzlü ihtiyar belirdi. Biraz toparlayıp aradığım birkaç kitabın olup olmadığını sormadan önce kibarca ihtiyar amcayla tanışıp hatırını sordum. Daha sonra listedeki kitapları istettim. Wilson amca da, teşekkür ettikten sonra beni bekletmemek için seslendi; 'Lora kızım şu kibar beyefendiye yardımcı olur musun?' Lora, benim olduğum yere geldi. İşte o an elimden çantamı düşürdüm. Ve birkaç saniye öylece donakaldım. Zira yıllardır, aralıksız rüyalarımı süsleyen, hülyâlarımın esrarengiz güzel kızı karşımda duruyordu. Evet, ta kendisiydi. Hareli kumral saçlar, kiraz kırmızısı dudaklar, elma kıvrımlı gamze yanaklar, o pek narin hilal kaşlar ve o incecik ahu gözler ve o güzelim kirpikler, bir prenses edası ile karşımdaydı. Onun o yemyeşil gözlerinden parlayan ışık huzmeleri beni büyülemişti. Herşeyimle benliğimden sıyrılıyordum. Bir ara kendimi sanki sonsuzluğa uzanan hayal tünelinin içinde sandım. Yaşanmış bütün aşkları ve peri güzellerini gözümün önüne getiriyordu. Efsanelerin hayatlarını izliyordum, onun o güzel gözlerinde. Dükkânın camından yansıyan güneşin ışıntıları ile onun narin ve güzel yüzü, gözümde güzellik tanrıçaları Venüs, Afrodit ve Helen gibi efsaneleşiyordu. Sanki onu, Truva prensi Paris'in Truva kentini savunurken, aşkının düşmanın eline geçmemesi için ağlamaklı bir halde onu bir daha görememek üzere gizli sığınaklardan İda dağlarına kaçırdığı güzeller güzeli prenses Helen'a benzettim. Bir müddet hayret ve hayranlık içinde dilsiz bakakaldım. Bu güzelliği öylece seyretme konusunda kalbimin telkinlerine kulak asıyordum. Yüreğimin en derinlerinden sesler çıkıyordu. ?İşte arayıp durduğun yârin karşında' nidalarını duyabiliyordum. Bu berrak güzelliğe aşkı bilen her kim baksa benim gibi afyon içmişçesine kendinden geçerdi. Bir süre sonra yaşlı amca, ?Ne oldu sana evlat?' deyinceye kadar sürmüştü bu tutulmam. Derken hemen silkelenip Lora ile tanıştım, tanıştım tanışmasına ama halen gözümü onun gözünden alamıyordum, esasında Lora da benden etkilenmişti. Bunu bakışlarından gayet iyi anlayabiliyordum. Kız istediğim kitapların bir kısmını merdivenlere tırmanıp yukardaki raflardan indirmesine indiriyordu ancak gözümü güzeller güzeli Lora'dan bir türlü ayıramıyordum. Wilson amca bütün olup bitenleri hemencecik fark etmişti. Evet, gençler birbirlerinden etkilenmişti. Bu tüm çıplaklığı ile görünüyordu. Ancak Wilson amca bir yandan da benim adıma üzülüyor gibi bir ifade takınmıştı. Ben ise bütün bu malûmatlardan habersiz kitaplarımı getiren Lora'ya odaklanmıştım. Kitaplarımı unutup onu hayranlıkla seyrediyordum. Sonunda Lora istediğim kitapları bana uzattı uzatmasına ama ben, aşk sarhoşluğu ile kızın parmağındaki evlilik yüzüğünü bile görmemiştim. Kitapları elime alana dek gözüFARUK TENGÜZ 32 AŞK SEYYAHI 33 mü ondan alamadım, hatta Lora nın elime doğru kitapları tutuşturup tutuşturmadığından bile habersiz bir halde kitapların fiyatlarını sordum. Öğrendikten hemen sonra aşk heyecanı ile ücretsiz kitap kuponunu vermeyi unutup cebimdeki paraları çıkarıp bedelini ödedim. Öyle bir heyecan vardı ki üzerimde, biraz evvel ismini öğrendiğim kızın ismini unutup tekrar Lora'ya; 'Sizin gibi bu kadar zarif, narin ve müstesna bir güzelliğe sahip bir bayanla tanışmak bana büyük bir şereftir' deyip 'Eğer lütfederseniz yüzünüzün güzelliği gibi o güzel isminizi de öğrenebilir miyim? Bir sakıncası yoksa.' diye sormam üzerine Lora da; 'İltifatınıza teşekkür ederim, beni şaşırttınız. Elbette sakıncası yok, daha önce dedem söylemişti ama ben yine de söyleyeyim. Benim adım Lora Winterberg, sizin adınızı öğrenebilir miyim?' derken çıkardığı o zarif sesi yüreğimin en derinlerinde asla silinemez bir iz bırakmıştı. Artık bu yüzü ve sesi asla unutamazdım. Bir süre bu tılsımlı sesin etkisinden onu cevapsız bırakmıştım. Kendimi toparlayıp; 'Elbette Bayan Lora öğrenebilirsiniz, ancak esas siz beni o büyüleyici güzelliğiniz ve sesiniz ile şaşırttınız. Benim adım David Samuelson. Şu an Boston Üniversitesi'nde felsefe ve sanat tarihi bölümünde okuyorum. Heyecanımdan ne konuşacağımı bilemedim affedersiniz!' 'Ne demek Bay Sameulson esas ben sizi heyecanlandırdığım için özür dilerim!' dedi. Ben yine heyecanıma hâkim olamayarak; 'Wilson amca dedeniz mi?' sorusunu Lora cevaplandırmadan Wilson amcanın kibarca; 'Evet, oğlum ben kendisinin dedesi oluyorum' demesi üzerine daha fazla soru sormamam gerektiğini anladım ve konuşmayı fazla uzatmadan her ikisinden de izin isteyip onlarla tokalaşarak vedalaştım. Vedalaştım vedalaşmasına ancak ayağım bir türlü dışarıya çıkmaya varmıyordu. Onun o güzel yüzüne ve sesine doyamadan gitmek bana acı veriyordu. Ne yazık ki şimdilik gitmeliydim. Gözümü onun parıltılı yemyeşil gözlerinden ayıramadan ağır adımlarla dükkânı terk ettim.
Evet, David dükkândan büyük bir heyecan ve sevinçle çıkıp yurduna doğru hızla ilerlerken yol boyunca kitaplarının heyecanı yerine Lora'nın heyecanı her bir yanını kaplamıştı. O gece gözünü kırpıp uyuyamaz oldu. Sabaha kadar durmaksızın onu düşünüp duruyordu. Bir şekilde tekrar onunla buluşabilmenin planlarını kuruyordu kafasında. Nasıl davranacağına dair defalarca planlar kurdu, bıkmadan usanmadan kendince provalar yaptı, beğenmedi tekrar baştan aldı, bu durum sabaha kadar sürdü. Uykusuz gecenin ilerleyen saatlerinde içini onun hasreti ve hayali ile ısıttı. Bu arada dükkânda Lora'nın davranışlarındaki ve gözlerindeki değişikliği fark eden tecrübeli ihtiyar Wilson amcanın Lora'ya; 'Kızım doğruyu söyle, sen bu kibar beyden hoşlanır gibi oldun, yoksa yanılıyor muyum?' demesi üzerine Lora da; 'Ne yalan söyleyeyim dedeciğim, onu görür görmez yüreğimden bir şeyler kopuverdi, ondan hoşlandım. Bugüne kadar böyle bir duyguya hiç kapılmamıştım. Sanki o yıllarca düşlerimi süsleyen ve bekleyip arzuladığım biriydi. İşte bu yüzden o anın hiç bitmesini istemedim. Bilirsin ben her şeyimi senin ile paylaşırım. O kibar genç kalbimi çaldı. Duygularıma engel olamıyorum. Sanki o hislerimin tercümanı oldu, yıllarca içimden söküp çıkaramadığım aşk dolu tılsımlı duygularımı o bakışları, sözleri ve kibarlığı ile söküp çıkardı.' Bunun üzerine Wilson amca; 'Ne diyebilirim ki kızım, birbirinizden hoşlandınız ancak soFARUK TENGÜZ 34 AŞK SEYYAHI 35 nuçlarına katlanabilecek misiniz?' deyip kitapları tasnif ediyordu. Lora bu soruyu cevaplamada sessiz kalınca Wilson dede bu konuyu fazla uzatmayıp olayları oluruna bırakmayı uygun gördü. Ertesi gün David dayanamayıp sabahın erken saatlerinde dükkânın yolunu tuttu, aslında aşkın yoluna çoktan koyulmuştu bile. Saat sabah 9:30'da dükkânının kapısından içeri sevinç ve umut dolu ifadelerle girip ihtiyarla merhabalaştı. İhtiyar, gencin sabahın bu saatinden gelmesinin sebebini gayet iyi biliyordu. Tecrübesi geçen günkü endişelerinde onu haklı çıkarıyordu ve ihtiyar artık çok emindi gençlerin birbirlerinden hoşlandıklarına. Bu esnada David heyecanla Lora'nın nerde olduğunu sorunca ihtiyar Wilson amca, Lora gelmeden bu âşık gence güzellikle, derin tecrübeleriyle bütün gerçekleri anlatması gerektiğine karar verdi ve genci yanına çağırıp oturmasını istedi. Ona kahve yapıp usulünce Lora'nın evli olduğunu, şu an evinde kızları ile ilgilendiğini, eşinin bankacı olduğunu ve durumunun çok iyi olduğunu bir bir anlattı. Bunları anlatırken de genç David'in yıkıldığını, perişan olduğunu gören ihtiyar; 'Ben sana bir şekilde bunları anlatmak zorundaydım evlat...' dedi ve sözlerine şöyle devam etti; 'Zaten sen de bunu eninde sonunda kendisinden veya bir başkasından öğrenecektin.' Ancak kafası karışık bir o kadar perişan ve bir o kadar da heyecanlı David ihtiyara doğru dönerek bir umutla, merakla ve kibarca şöyle seslendi; 'Peki, Wilson amca torununuz benimle göz göze geldiğinde gözleri bana bir başka bakıyordu, bilirsiniz gözler kalplerin aynasıdır. Ben onun gözlerinde ve bilakis kalbinde bambaşka şeyler gördüm. O beni, ben de onu görünce gözlerimizin içi güldü, kalbimin yerinden koptuğunu zannettim, eğer eşi ile mutlu olsaydı bütün bunlar böyle olmazdı.' Bunun üzerine ihtiyar adam geri kalan gerçekleri de anlatmak zorunda kalmıştı. Ve ihtiyar, David'e gülümseyerek; 'Sen hem zeki hem de erdemli bir gençsin evladım, seni sevdim, dediklerin doğrudur ancak benim torunum böyle tehlikeli bir maceraya hazır değil hatta sen de hazır değilsin evlat. Sonra böyle tehlikeli bir maceranın neticelerinin altından kalkamazsınız. Gelelim meselenin esasına, sen tespitinde haklısın, benim Lora'mın evliliğinde büyük sorunlar var, sanki esarette. Eşi kendisine zulmediyor ve araları hiç iyi değil, hattı zatında benim de onunla aram iyi değil, iyi olmasını da beklemek aptallık olur. Evlat o herifi başlangıçtan beri hiç sevemedim, şımarık, küstah, zalim adamın tekidir. New York, Boston ve Chicago olmak üzere üç tane bankası var. Gece eğlencesine, kumara ve alkole çok düşkün, kaba, erkek çocuk budalası, eşkıya kılıklı, haris bir adam. Lora'yı erkek çocukları olmuyor diye sık sık hırpaladı. Lora'nın babası yani benim aptal oğlum da zenginlik budalası aşırı bağnaz biri, bu güzelim kızı bu alçak herifle evlendirdi. Şimdi de boşanmalarına karşı çıkıyor ve kızına sahip çıkmıyor. Lora'nın annesi ise beyinden çok çekinen çekingen birisi. Olaylara engel olamamaktan dolayı çok acı çekiyor. Lora da bu olaylar karşısında kurtuluşu kızları anneannelerine bırakıp arasıra benle dertleşerek, benim işlerimde yardımcı olarak ve burada kitap okuyarak buluyor. Böylece Lora zihnini boşaltıp hayallerini süsleyen aşka yelken açan kitaplarla buluşuyor. Ancak bu pis herif kıskançlık bahanesi ile paranoyak şüpheleri yüzünden güzelim kızı hırpalıyor, haklarını kısıtlıyor. Hatta birkaç kere fena halde dövdü bana geldi diye. İşte böyle evlat. Lora'm şu an 27 yaşında, kocası ise 39. Evlat senin yaşın kaç?' deyince David kibarca; '21 yaşındayım Wilson amca' dedi. Bunun üzerine; 'Evlat, şimdi bu işin neden olamayacağını anladın mı? O senden 6 yaş büyük ve evli, çoluk çocuk sahibi.' Bütün bu söylenenlere dayanamayan David; 'Wilson amca siz de bilirsiniz ki aşkın yaşı olmaz, aşk ferman dinlemez.' dedi. Bunun üzerine Wilson amca; FARUK TENGÜZ 36 AŞK SEYYAHI 37 'Doğru dersin evlat doğru, ancak bu aşk karşılıklı da olsa her ikinizi de yaralar, perişan eder ve size ağır bedeller ödettirir.' David tekrar suskunluğunu bozarak şöyle seslendi; 'Aşk karşılığını bulduysa asla engel tanımaz, bütün bülbüller aşkları için güllerinin dikenlerine katlanır.' Wilson amca, karşısındaki aşkta kararlı gencin erdemli savunmasını görerek genç aşığa doğru döndü ve; 'Evlat, sizin için dua edeceğim, zira işiniz kolay değil. Ancak kararlıysanız bu işi cesaret ile karşılayın geri kalan neticeleri zaman ve ilahi takdir belirler. Evlat, sevmek ve sevilmek hayatın ta kendisidir, güzel olanın en anlamlı görünümüdür. Bu dünyada bir şekilde aşkın bedeline kavuşamazsanız da, şartlar sizi bu dünyada geç de buluştursa, aşk yine de güzel ve cazibedardır. Zira hiçbir arzu ve sevgi o büyük günde karşılıksız bırakılmaz. Evlat, geçmişte büyük aşklar yaşandı. Romeo ile Juliet, Leyla ile Mecnun ve bunlar gibi nice yüce aşklar yaşandı batı ve doğu diyarlarında. Ancak bugünün insanları bırak o aşkları yaşamayı, bunları okuyup anlamakta zorlanıyor. Şimdi öyle aşkı yüklenecek nesiller göremiyorum ah evlat. Acaba sizler aşkınıza sahip çıkabilecek misiniz? Ne deyim evlat, seni sevdim, sen erdemli bir gençsin, geleceğin parlak. Çok sevdiğim Lora'mın senin gibi bir eşe sahip olmasını cani gönülden isterdim. Hatta size elimden geldiği kadar yardımcı olurum, bunda şüphen olmasın. Ancak şartlar bizim aleyhimize, bu yüzden işimiz çok zor evlat.' dedi. Saat on bire doğru Lora dükkândan içeri girdi girmesine ama karşısında David'i görünce heyecanlanıp elindeki dedesine getirdiği yemek taslarını düşürdü. İşte bu durum Wilson amcanın Lora hakkındaki kanaatini büsbütün pekiştirdi, artık onun da David'e âşık olduğundan emindi. Wilson amca Lora'nın ve David'in heyecanlarını yatıştırmak üzere söze girdi; 'Hadi çocuklar, gelin size bir kahve hazırlayım' diyerek onları bir araya getirdi, sakinleşmelerini sağladı. David heyecanını yenerek Lora'ya hatırını sordu. O arada parmağındaki evlilik yüzüğünü görememişti ve şaşkınlığı da bir o kadar artmıştı. Lora da heyecanını yenerek konuşmaya başladı. Wilson amca ise kahve yapma bahanesiyle aralarından ayrılmıştı. David söze girerek; 'Dün sizin güzelliğiniz ve zarafetiniz beni öyle büyüledi ki madam Lora, üniversitenin bana verdiği ücretsiz kitap kuponlarını size vermeyi unutup, kitapların ücretini ödemişim' diyerek sözünü tamamlar iken Lora heyecanından David'in telaffuz ettiği ?Madam' sözcüğünü fark etmeden söze girdi; 'Teşekkür ederim çok kibarsınız, ben sizi şaşırttığım için çok özür dilerim.' dedi. David; 'Ne demek madam Lora, o benim kusurum, sizin yüzünüzün ve ruhunuzun güzelliği bendenizi sarhoş etti. Bunu size bir övgü olsun diye söylemedim' derken, onun farkında olmadan ikinci kez telaffuz ettiği madam sözünü fark eden Lora'nın şaşkın bir yüz ifadesi ile: 'Siz evli olduğumu nerden biliyorsunuz? Nasıl öğrendiniz?' demesi üzerine dedesi Wilson amca araya girdi; 'Ben söyledim yavrum' dedi. David ile konuştukları her şeyi ona da anlattı. Konuşmasının sonuna doğru Lora, eşi ile sabah tartıştıktan sonra onun haberi olmadan evlilik yüzüğünü çıkarttığını söylerken hüzünlenerek ağlamaya başlayınca David dayanamadı ve Lora'nın elini tutarak; 'Ağlamayın madam Lora, her şeyin bir çaresi var elbette' diyerek onu teselli ederken kendileri ile ilerde tekrar görüşüp görüşemeyeceklerini her ikisine doğru dönerek kibarca sordu. Lora dedesinden önce davranarak; 'Elbette olur' deyince dedesinin söyleyecek bir şeyi kalmamıştı. Zaten Wilson amca da olup biten hadiselere mukayyit olamıyorFARUK TENGÜZ 38 AŞK SEYYAHI 39 du, olayları gidişine bırakmaktan başka bir imkânı da kalmamıştı. Bir süre sonra David kendilerinden izin alıp oradan ayrılırken hem sevinçliydi hem de akıbet kaygısı ile dopdolu olması sebebiyle biraz kederliydi. Ancak sevinci daha ağar basmaktaydı. Zira sevgisinin karşılıklı olduğunu bizzat görmüştü ve anlamıştı. Böylece David'in hayatında yeni, bir o kadar da önemli bir dönem başlamıştı. Artık hem kendisinin sevildiği hem de kendisinin sevdiği bir aşka kavuşmuştu. Evet, kitaplar içinde aşka yol bulmaya çalışan, arayışa koyulan bu gençler bir anda kendilerini aşkın yolunda, vadisinde buluvermişlerdi. Kitaplar ve aranan tılsımlı aşk sözcükleri onların sevdalarına yol olmuştu. Aşkları sancılıydı, tehlikeliydi ve bir o kadar da müşküldü ancak bir o kadar da büyüleyici ve karşı konulmazdı. Zira her ikisinin arayışları ve kaçışları kitaplara dairdi. Kitapları çok seviyorlardı. Kitabın nasıl koktuğunu gayet iyi biliyorlardı. Her ikisi de kitaplarda yücelmenin yollarını arıyorlardı. David ailesine geri dönmeden önce 20 gün boyunca Lora ile birlikte buluştukları Wilson amcanın dükkânında birbirlerini çok iyi tanıma fırsatlarını bulmuşlardı. Her buluşmalarında birbirlerine daha da yakınlaşıyorlardı. David'in her gül getirişinde aşkları engellenemez bir şekilde artıyordu. Evet, kaçınılmaz bir metafor oluşmuştu. Pervane sineğinin ateş etrafındaki kaçınılmaz dönüşleri başlamıştı. Anlayacağınız Eros Oku yaydan çıkmıştı bir kere. David bir nevi pervane sineği misali aşkının ateşi etrafında dönmeye başlamıştı ve her buluşmaları onun aşkının ateşini daha da artırıyordu. Bu durum birbirlerine daha da yakınlaşmalarına vesile oluyordu. Lora'nın aşkı onun ateşi olmuştu ve onu unutamaz kılmıştı. David, Miami'ye dönmeden önce Lora ile mektuplaşmak gayesiyle Wilson amcanın dükkânında onunla buluştu ve Wilson amcanın dükkân adresi vasıtasıyla birbirleriyle mektuplaşmaya karar verip buruk bir vedalaşma ile onlardan ayrıldı. 1807 yazında ailesinin yanına döndü ve ailece hasret giderdiler. Bir hafta sonra dayanamayarak heyecanla mektup yazmaya başladığında ailesi ve bilakis annesi David'teki değişikliği fark edip ona açıldılar. Bunun üzerine David de onlara açıldı ve olup bitenleri tek tek onlara anlattı. Ailesi onu gayet iyi anlıyorlardı, bu olaya ciddiyetle ve hoşgörü ile yaklaştılar. Ve ona tüm zorluklara rağmen her türlü desteği vermeye hazır olduklarını ifade ettiler. Bu arada hiç beklemediği bir mektup ulaştı kendisine. O gelen mektubun Lora'dan geldiğini sanıyordu ancak mektup Monica'dandı. Monica 1,5 yıl sonra ilk kez ona mektup yazmıştı. Monica, ona mektubunda üzülerek neden yazamadığını anlatıyordu. Kendisinin dört ay önce rızası olmadan aristokrat ailesi tarafından zorla nişanlandırıldığını ifade etmişti. Pek yakında da evleneceklerini ve nişanlısının babasının yakından tanıdığı cumhuriyet senatörü olduğunu, kendisi ile ailesinin yönlendirmesi ile tanıştıklarını yazmıştı. Ayrıca mektubunda aralarında 14 yaş olduğunu bildirmişti. Ancak halen mutlu olmadığını, kendisini sevdiğini vurgulayıp, ona olan aşkını tekrar itiraf ediyordu ancak yazının devamında bu itirafının yersiz, anlamsız olduğunu kabullenip, olup biten her şey için ondan özür dilemişti. Evet, aşkın karşılıksız olamayacağını, istemediği ve sevmediği bir gençle nişanlandırılması sonucu anlayabildiğini ifade etmişti. David bu mektuptan içlenmiş, bunu üzerine evlenecekleri güne dek bir dost olarak mektuplaşabileceklerini kendisine bildirmişti. David de, mektubunda ona son günlerde yaşadığı maceraları anlatmaya koyuldu. Mektubunun sonunda kendisine ömür boyu mutluluklar dileyip kendisini asla unutamayacağını vurguladı. Böylece eski dostu ile vedalaşan David, nihayet bir hafta geçmeden heyecanla beklediği mektuba kavuştu. Lora'dan gelen mektup onu çok memnun etmişti. Lora çok güzel yazıyordu, yazısı harikaydı ve edebiyatı dil bilgisi muhteşemdi. Duygusunu ve aşkını öyle güzel kelimelere aktarıyordu ki, aşka öyle güzel anlamlar katıyordu ki kalpten kalbe bir yol açıyordu. Evet, aşkın yolu önlerindeydi, bu yol bir kalem ile kâğıt arasındaki mesafe kadar yakındı her ikisine. David dayanamadı ve ertesi gün o da Lora'ya o güzellikte ve lezzette bir mektup yazmaya koyuldu büyük bir aşkla ve heyecanla.