Aşkı Tarif Etmek
Aşkı tarif edebilir miyim acaba dedim kendi kendime. Dedikleri gibi acı çekmek miydi acaba aşk ya da gözyaşı denizinde bir damla mı? Sonra dedim ki eğer aşk acı çekmek olsaydı bunca aşığa boğulmak üzere oldukları umutsuzluk karanlığında yol gösteren bir fener yada tam hayata karşı yenilgiyi kabul ettiklerinde ve dizleri üzerine çöküp ölümü bekledikleri anda yakıcı bir ateş olup eskimiş hücrelerini teker teker yakıp hayata yeni doğmuş bir bebek gibi yepyeni, masumluğun en uç noktasında saf birer aşığa dönüştürebiliyordu? Oysa ki aşk mutluluk da değildi. Ben hiç mutlu bir aşık görmedim mesela. Hayır dışarıdan göründüğü gibi gülümseyen yüzlerden yada parlayan bir çift gözden bahsetmiyorum. Her zaman yakıcı bir hüzün ateşi dolaşır aşıkların kalplerinde. Kalpteki bu ateş bazen sevdiğini kaybetme korkusu, bazen de sevdiğine aslında ne kadar yakın olsa da, uzun uzun sarılıp sonra da gözlerinde kaybolana kadar sevdiğine baksa da asla sevdiğine doyamamanın acısı düşer aşığın aklına. Peki neydi o zaman aşk? Sonra çaresiz çırpınışlarımı gören kalbimdeki ateş geldi yardımıma. O kadar güçlü bir şekilde yaydı ki alevlerini vücuduma işte o zaman anladım, aşk ancak yüce yaratıcının bize hediyesi olabilirdi. Yoksa seven nasıl sevdiğini kendinde bulabilirdi?