Aynı Filmin Iki Ucu
Bazı aşklar, iki kişinin aynı anda birbirine bakışıyla başlar.
Bu cümleyi yıllar sonra bir kafede, karşımda oturan eski bir dostla konuşurken kurdum. Dost, benim neden hâlâ aynı yerde durduğumu soruyordu. Ben de cevap yerine kahvemi karıştırıp pencereden dışarı baktım. Sokakta insanlar acele ediyor, herkes bir yere yetişmeye çalışıyordu. Ben ise yıllar önce bir şeye yetişmeye çalıştığım o günü düşünüyordum.
Aşkın bir anda başlamadığını fark ettim. Bir sahnenin kurulması, bir adımın atılması, bir cesaretin toplanması gerekiyordu. Ben o cesareti bulmuştum. İlk sözü söyleyen bendim. Bunu bir gurur gibi taşıdığımı şimdi görebiliyorum. Oysa sözün söylenmesi, karşı tarafın da aynı yere adım atmasını garanti etmiyordu.
Sevgi, insanın kendi içinde yaptığı bir yatırım gibi başlar. Zamanını verirsin, dikkatini verirsin, bazen gereğinden fazlasını verirsin. Bunun içinde saf bir şükür vardır. Ama bu yatırım tek taraflı kaldığında, bir süre sonra kendini sorgulamaya başlarsın. Ben de bunu uzun süre yapmadım. Her şeyi koyduğum için, geri dönüşün olup olmadığını sormak bana ayıp gibi geldi.
Burada bir ayrım yapmak gerekiyor. Karşılık beklemek ile karşılık aramak aynı şey değil. Karşılık beklemek, sevginin bir ticarete dönüşmesidir; hesapla, pazarlıkla, sonuçla ilgilidir. Oysa bir insanın sevdiğinde yaptığı şeyler, bazen yalnızca o sevgiyi yaşamanın bir biçimidir. Ben bunu uzun süre karıştırdım. Bir tarafta sevgi emekti, diğer tarafta ise emeğimin bir karşılığını bekliyordum. Bu ikisi aynı kalbin içinde yaşadığında insan kendini yorgun bulur.
Bir filmi yarıda bırakmanın, bir sahneyi sürdüremeyenin sessizliği vardır. Karşımdaki insan, filmin sonunu benimle birlikte görmek istemedi. Bunu açıkça söyledi. Ben de o sözü duyduğumda sakin kalmaya çalıştım, ama içimde bir şey sessizce çatladı. Bu çatlak, sevginin bittiğini değil, benim o sahneye hazır olmadığımı gösteriyordu.
Sonraki günlerde kendime sordum.Beni yoran şey onun gitmesi miydi, yoksa onun yanında gereğinden fazla yer kaplamam mıydı? Cevap ikincisine daha yakındı. Sevgimin büyüklüğünü ona bir yük gibi yüklemiştim. Onun hayatında benim yerimin devasa olmasını istemiştim, ama bu yer ancak onun isteğiyle genişleyebilirdi. Kendi küçüldüğümü fark etmemiştim bile.
Bugün aşkın yalnızca iki kişinin birlikte istemesiyle var olduğunu düşünüyorum. Tek taraflı bir sevgi değerli olabilir, ama onu bir ilişkiye dönüştürmek için diğer tarafın da aynı yere adım atması gerekir. Bu adım atılmadığında, sevenin yapabileceği en dürüst şey, sevgisini kendi içinde taşıyabilmek ve kendine geri dönmektir.
Kaybetmek korkutucu. Ama asıl korkutucu olan, kendini kaybetmek. Yıllarca bir filmin sonunu beklerken hayatın kendi sahnelerini kaçırmak, bunun en acı biçimi.
Şimdi kafedeki dostuma dönüyorum. Ona cevap veriyorum;Hâlâ aynı yerde duruyorum, ama artık oradan bakmanın ne kadar yorucu olduğunu biliyorum. Belki bir adım geri atmak da bir cesaret işidir.
Turgay Kurtuluş