Bavul Dolusu Cümle

Bir yere ait olmakla orada misafir olmak arasında ince bir çizgi var. Kırışan kıyafetlere aldırmamak, banyoya koyduğun diş fırçasının kalıcılığını sormamak; bunlar misafirliğin işaretleri. Ama o pencereden giren ışık her sabah üstüne düşüyorsa ve sen hâlâ "bu benim değil" diye düşünüyorsan, ayrım orada netleşir.


Kimi zaman misafirlik, sahiplikten güzel olur. Sana sunulan manzaraya sahip olmadan bakabilmek, o anın tadını çıkarmak için onu sonsuza taşıma kaygısı taşımamak. Bir elin kapı tokmağında, bir ayağın dışarıda; ama içeride kaldığın her an yeterince gerçek.


Sonra o yer biter. Ya sen gidersin ya da kalma imkânı kalır geriye, sen gitmek zorunda kalırsın.


İşte o noktada bavullar devreye girer. Her bavulun içinde taşınan şeyler vardır; kıyafetler, kitaplar, yarım kalmış alışkanlıklar. Bir de cümleler. Bunlar en ağır olanı. Katlanmazlar, sıkıştırılamazlar, gümrükten geçmezler. Ama her yere seninle gelirler.


O bavul dolusu cümleyle ne yapılır, bilmiyorum. Tavan arasına mı kaldırılır, zamanla mı silinir, yoksa evin tüm duvarlarına mı yazılır? Hangi seçenek, en az hasarla çıkar ortaya; o da belli değil. Bildğim şu: bir süre sürüklenir o bavul. Nereye gidilse yanında.


Klimt'in Öpücük'ünde iki insan var. Biri tutunuyor, biri bırakıyor mu tutuluyor mu belirsiz. İkisi de aynı anda orada, ama o an bitmek üzere. Tablonun büyüsü de buradan geliyor zaten; bitmeden önceki son saniye, en yoğun olanı.


Kalamayan ile gidemeyen aynı cümlede özne olursa, yüklem nereye düşer? Bu soruyu sormak yeterli bazen. Cevabını aramak gerekmez.


Kalan koku meselesi ayrı. Bazı şeylerin kokusu, her şeyden önce gider bellekten. Ama bazen tam tersi olur; beden unutur, her şeyi unutur, koku yalnız başına kalır bir köşede. Onu oradan almak için güç gerekir. O gücü bulmak, her zaman mümkün olmaz.


Yine de bavul sürüklenir. Cümleler taşınır. Ve bir gün, o cümlelerin bir kısmı biter.


Geri kalanlar, başka bir şeye dönüşür.


Turgay Kurtuluş 

06 Haziran 2026 1-2 dakika 123 denemesi var.
Yorumlar