Büyüdüm Didinana (Babaanne)
İşlemeli ceviz sandığının arkasındaki menteşelerin çivisini söküp sandığını açtığım ilk gün burnuma mis gibi bir gül suyu kokusu gelmiş ti .
Eşyalarının içinde küçük bir bohça bulunca merakla açmıştım...Bir kalıp sabun,bir kutu gül suyu şişesi bir beyaz kuşak ve beyaz bir top bez...Birazda karanfil....Ama en çok hoşuma gidense bir avuç kağıt para...
Korkuyla birazını çalmıştım didinana...
Ceviz sandığında bir yığın yeni giysiler vardı...Oysa sen çok kötü giyinirdin...Entarin yamalı,kirli ? çorabının teki başka,ayağına giydiğin kara lastiğin biri yamalı yada yırtık...Yüzüne bakılacak kadın değildin aslında...
Köyde herkes benimle hem fikirdi çok kötü giyiniyordun...Kirli paslı,kendine hiç bakmayan paspal bir kadındın sen...
Hele sandığında onca yeni ve güzel giysilerin olmasına karşın o denli paspal giyinmeni hiç anlamıyordum...
Ortaokul yılarında,kasaba da arkadaşlarımla olduğum zamanlarda ne zaman yanıma gelsen utanırdım
Yaylada beni beklerken söylediğin manilere o türkülere de çok bozulurdum...
'Seza benim çiçeğim ne geliyor ne bişe akşamdan tavukları sürer karayemişe'
Arkadailarım dalga geçerlerdi..beni kızdırmak için hep bu maniyi söylerlerdi...Şairlik senden geçmiş olmalı bana didinana...
Didinana.!
Ben sana aklım kestiğinden beri hep ana demiştim...Anneme herkes gelin dediği içinde öz anneme ben yıllarca gelin diye hitap etmiş anamın adını bilmemiştim...
Didinana.! Bir gün dedim ki;
- Yahu ana..! Bu kadar yeni ve güzel giysin varken ,yosul ve düşkün değilken üstelik dört çocuğun da seni canları gibi sevip bir şeyini eksik etmezken sen neden böyle kötü giyiniyorsun..Bak onlarda bu berbat haline üzülüyorlar...Bir noksanın varsa söyle halledelim...
Nasıl da gülmüştün anam...nasıl sıcak bir gülüştü o...Gözlerin tatlı bir güneş ama ardında derinden gelen soğuk bir titreme...başımı okşamıştın...
'Uşağum..' demiştin...Yüreğinle başımı okşamıştın..nasılda ısınmıştım..ki ben ömrümde bir daha hiç öyle ısınamadım didinana...
'Uşağum...Ben otuz beş yaşında dört çocukla dul kaldım...Köy yerinde ve onca yoklukta kadın başıma onları büyütürken onları her şeyden ve herkesten korumaya çalıştım...Hepsi hamsi kadar çocuktular...Onlara söz gelse onlar boynu bükük kalsa iyi mi olurdu...Güzel giyinsem allanıp pullansam düğünlere cenazelere gitsem ardımdan bak dul kadın canı koca çekiyor derlerdi...Ben çocuklarıma dul karı çocuğu dedirmedim hiç...
En güzel giysilerimi cenazeme sakladım...hiç yeni elbise giymedim..Yeni olanı yırtıp yamattım öyle giyindim..Bakımsız pis bir kadındır diye kimse dedikodu yapamasın diye böyle yaşadım...
Ama bu haksızlık ana..! demiştim... Anlamazsın uşağum diye geçiştirmişti...
Ya sandığın.?O bohça...Gülsuyu..sabun?
Dünyanın yüzbin hali var...İnsanın başına gelmedik hal kalmaz..Hazırlıklı olmalı insan..Kimseye yük olmamalı uşağum... demişti...
Gnnçsin bunları anlamazsın sen..ama gün gelir büyüdüğünde hele benim yaşlarıma geldiğinde...
Gülmüştün didinana...
Ben olmam da o kadar ararsın ki beni...Nah bulursun...(büyükanam biraz küfürbazdı aslında) Bastığım yerlere bakar ayak izlerimi arar ve derinden bir ah çekersin ama nafile...
Büyüdüm didinana..
Ceviz sandığında sakladığın yeni giysilerini,üstüne giyindiğin eski püsküleri anladım...
Büyüdüm didinana
O bohçanın içindeki bir kalıp sabunu- gül suyunu ve karanfilin manasını anladım...
Büyüdüm didinana
Ben cezaevindeyken ölmüşsün de üç yıl saklamışlar benden Hanife ile Sebahat ziyaretime geldiklerinde büyük anam nasıl dediğimde..'çok iyi bak sana da iki çift yün çorabı örüp yolladı ağabey' diye beni, üç yıl kandırmışlar...
Büyüdüm didinana...
Dediğin gibi seni çok özledim ama ayak izlerine bile rastlayamıyorum artık...
Büyüdüm didinana
Geçen gün doktora uğrayıp tahlil sonuçlarımı gösterdikten sonra doktorun verdiği ağır reçeteden sonra hemen ertesi günün sabahında gül suyu karanfil ve sabun alacak kadar parayı bir köşeye zula ettim
Büyüdüm didinana...
Bekle beni bu özlem bitiyor..Galiba bu kez temelli yanına geliyorum Sana geliyorum didinana...