Dünya Birleşirse Savaşlar Biter İnsanlık Kazanır
Bu yazı, 04.09.2014 tarihinde günün seçkisi olarak öne çıkarılmıştır.
İnsanlığın en büyük düşmanı açlığın kıtlığın, yoksulluğun, acının gözyaşının nedeni savaştır. Çünkü tüm insanlığın ürettiği değerlerin yarısı insanlığın kendi doğal ihtiyaçları için harcanıyorsa, diğer yarısı savaşlara ve savunma giderlerine harcanmaktadır. Bu durum da savaşlar olmasa, insanlığın refah düzeyinin bir anda ikiye katlanacağını göstermektedir.
Bir de savaşların, büyük emek ve masraflarla meydana getirilen insanların evlerini, işyerlerini ve insanlığın geçmişinin izlendiği, tarihi eserleri yıkıp yok etmesi vardır. Artı doğanın tahribi vardır. Karıncadan kartala, balıktan ormana, kelebekten papatyaya, tüm doğaya zarar vermekte, doğayı kirletmekte, doğayı yakıp yıkmakta, atılan binlerce ton bomba ve kimyasallar, doğanın dengesini bozmaktadır.
Savaşın tek gerçek nedeni ise, dış güvenlik sorunu ve onun da nedeni dünyanın bölünmüşlüğüdür; devletlerdir. Ayrı ayrı devletler yerine dünya tek bir devlet olsa, tek bir merkezden yönetilse, savaşlar ve savunma harcamaları olmayacaktır. Acı ve gözyaşı duracak, yirmi yaşında gençler birbirini öldürmeyecek, insan öldürmek için harcanan para, insanı yaşatmaya dönecektir.
Ama insanlık maden devrinin ortalarından itibaren devletlere ayrılarak, devletler de insanları milletlere ayırarak ve birbiriyle savaşarak bu günlere gelindiğinden, insanlarda devlet bağımlılığı meydana gelmiş ve devletsiz bir yapılanma hayal bile edilememektedir. Geçmişte bazı düşünürler dünyanın birliği yönünde fikirler ileri sürmüşlerse de, dünyanın büyüklüğü karşısında, düşünceleri ütopik ve gerçekleşmesi olanaksız bir hayal olarak kalmıştır.
Oysa bu gün dünya, ulaşım ve iletişimin olağanüstü bir gelişme göstermesi sonucu, o denli küçülmüştür ki, her yer bir alo mesafesine inerek, dünya cebe girmiş, en uzak noktalar bir günlük yol haline gelmiştir. Dünyanın tek bir merkezden yönetimi için doğal hiçbir engel kalmamıştır. Tek engel, devletlerin: devletler sistemine göre şartlandırıp şekillendirdiği, insanın kendisidir. İnsanların devlet şartlanmışlığıdır.
Fakat günümüzde dünyanın böyle bir yöne girmesi bir tarafa gerek bu şartlanmış şekillenmişliğin sonucu, gerekse devletlerin tehlikeyi fark etmesinin sonucu, her gün bu noktadan biraz daha uzaklaşmaktadır. Ve her gün bu devletler yelpazesi biraz daha genişletilmek istenmektedir. Bu amaçla her kabilenin, her bölgenin devlet olması için, tüm dünyada milliyetçilik körüklenmektedir.
Unutulmamalıdır ki; popülist övgülerle beslenen milli tarihlerde, başarılar abartılsa ve kahramanlar yaratılsa da, bunların altında ve arka planında da, halkın boşa gitmiş umutları, yoksulluğu sefaleti ve akan kanı vardır.
Bakın milletlerin tarihlerine, mutluluklardan çok acılar var. Sevgilerden çok nefret var. Tokluktan çok açlık var; yokluk var. Barıştan çok savaş var. İnsana saygıdan çok ona hükmetmek var. Onu geliştirmekten çok devlete asker ve kul köle haline getirmek ve onu mevcut dünya düzeninin bir parçası halinde tutmaya yarayan şartlanmışlık var.
İşte bu yazı dizisinin amacı: insanın, insanlığın sırtındaki tüm asalakları atarak, yarattığı tüm tabuları ve kutsalları yıkarak, insanın insanı yeniden yaratmasını sağlamaktır. Dünyadaki tüm devletleri yıkmak, ortadan kaldırmaktır. İnsanlığın birliğini sağlamaktır.
Bu nasıl olacaksa olmalı, buna bir çıkış yolu aranmalı, bu konuda insanlar kafa yormalı, ama mutlaka savaşları bitirecek olan bu savaş başlatılmalı, başarılmalı ve kazanan insanlık olmalıdır.
Bu konuda herkes, şapkasını önüne koymalı, düşünmeli, bir şeyler yapmalı ve bir görüş ortaya koymalıdır. Dünyanın bu insana karşıt ve dengesiz yapılanmasından rahatsız olan, bu yönde düşünen insanlar: düşüncelerini, şimdilik en azından burada yorum olarak eklemeli ve bu düşüncenin tüm dünyada yaygınlaşması için yol ve yöntemleri önermelilerdir.
Düşmanın büyüklüğünden korkulmamalıdır. Bu görüşleri paylaşırım, söylenenlere katılırım ama bu olanaksız denilmemelidir. Çünkü mevcut kötülük düzenini yaratan da insandır ve bunu sürdürmek de sanıldığı kadar kolay da değildir. O canavarlar insanın üstünde yükselmektedir. İnsanlar desteğini çektiği anda onlar bir hiçtir.
Bu gün dünyadaki mevcut sistemi altı milyara dayatanlar altmış bin bile değildir. Bunların yarısı sanayici tüccar, sistemin ekonomik rantını sömürenler, öteki yarısı da bunlarla işbirliği içindeki sivil ve askeri yöneticiler, din adamları ve bunların güdümündeki basın ve bilim kurumlarıdır.
Ama hepsinin de alt yapısı, sen, ben, biz; Beyaz Avrupalı, Kara Afrikalı, Asyalı, Amerikalı, Avustralyalı altı milyar köleyiz. Bizim ağzımıza bir parmak bal çalıp, canla başla çalıştırıp, olmadı hamasetle doldurup, savaştırıp; bizi: birbirimize kırdıran vampirleşmiş bir sistemin, kan emen dişleriyiz biz.
Onun için, bu sistemden, temsil ettiğimiz insandan, hizmet ettiğimiz anlayıştan, aleti olduğumuz devletler düzeninden kurtulmak için, çareler araştırmalıyız.
Bu konuda kendi görüş ve önerilerimi, ben bu yazı dizisinde sizlerle paylaşacağım. Ancak ben bu konuda ne bir otoriteyim, ne hazır bir şablonum, ne de bir felsefem var. Ne Marks, ne Mao ne de Allende'yim. Ben sıradan bir dünya insanı olarak, dogmalardan, tabulardan kutsallardan, kısacası insanı aşağılayan her şeyden uzak olamaya çalışacağım ve insanları bu yola çağıracağım.
Görüşler, çareler burada ortaya çıkacak, tartışılacak ve olgunlaşıp tüm dünyaya yayılacağı inancındayım. Herkesi bu yolda kafa yormaya ve görüş belirtmeye çağırıyorum. Duyarlı davranıp, vurdumduymazlığı bırakıp, sevgi temelinde çözümler önerilmesini bekliyorum.
Kendimi giriştiğim işin büyüklüğü ve güçlüğü karşısında sade bir vatandaş olarak da küçümsemiyorum. Çünkü insanım ve asıl olan da insandır diyorum.
Tüm dünya insanlarını, insanların insanca yaşayabileceği bir dünya için göreve davet ediyorum. Tüm insanlığı, insanca bir dünyada hep birlikte ve tek çatı altında, sağlıklı, huzurlu ve mutlu görmek dileğiyle selamlıyorum.