Gökyüzündeki Yıldızlar / Yeryüzündeki İnsanlar
Bu yazı, 08.10.2011 tarihinde günün seçkisi olarak öne çıkarılmıştır.
İsmin önüne koyulan şu acayip sıfatlarınızı okuyorum bugün. Aklınıza olmadık şeyler geliyor asrın kavgalı sabahlarında. Tutun ki pencereniz açık kalmış bu gece, varsayın ki üstünüzde yorganınız savrulmuş yerin kulaklarına. Cümle alem duymuş yalnız olduğunuzu. Siz bile anlayamadan, anlamış herkes sizdeki gözlerin nemlerini. Korktuğunuzu duyanlar, yanınıza gelip acınıza ortak olmak isteyenler olmuş. Farkettiniz mi bunları?
Soğuk bir kış esintisi başlıyor evinizin bahçesinde. Sarılıyorsunuz güllerinize. Mavi olanı, denizi hatırlatıyor size. Biliyorsunuz ki epeydir gitmiyordunuz o sonsuz dalgalara. Epeydir kulaklarınız aramıyordu suların şırıl şırıl akışını. Eksikliği ortada, tam kahve fincanınızın içinde duruyor, görmüyorsunuz belki de, kör taklidi yaparak kurtulmaya çalışıyorsunuz özlemlerinizden büyük bir olasılıkla.
Kırmızı olanı ise aşkı anımsatıyor yüreğinize. Sadece etrafınızdaki hayvanlara, bitkilere veriyorsunuz sevginizi. Alışkanlık saçlarınızın dalgalarına kadar siniyor, rüzgarın fırtınaya dönüşmesi kadar teninize sindiriliyordu. Aşkın tutkusu eskiden güzeldi sizin için. Zamanında yaşadığınız o sersefil hicranın dışa vurumu çok acıklı oluyordu belki de. Sürtülüyordunuz düze çıkana kadar, diplerin en dibinde hissediyordunuz bu sancıyı. Ondan mı ki, şimdi ki bu sessiz ihtişamınız? Doğru söyleyin insan yalnızlığa alışır mı hiç?
Tamam anlıyorum sizde ki bu hali. Epeydir canınızı sıkan bir durum var belli ki...
Sarı güller görüyorsunuz bir de gözlerinizin yaşlı tarafıyla. Eski anılarınızı yazdığınız günceleriniz geliyor aklınıza. Nasıl da nefretle o defterleri açıyor ve içinizi döküyordunuz. Ağlaya ağlaya, hınca hınç kinle doluyordunuz. Sizi öfkelendiren her neyse kağıtlardan alıyordunuz öcünüzü. Öyle bir duygu kaplıyordu ki kalbinizi, etrafınızda hiç insan kalmaz ve nefesleri bile duyulmaz oluyordu artık. İçinizde savaşların en katliamlısı oluyor, yanınıza ancak öfkeyle kalktığınızda kazandığınız zararınız oluyordu. Siz yine perişan, yine eksik, yine vahşice bir yalnızlığın eline mahkum oluyordunuz.
Geçmişin tozlu hissiyatlarında isminizi okuyordum bir akşam. Camlarımda isyan çerçeveli bir buz perdesi duruyordu ardından. Geveze bir yaşamın kırık notalarında müzik yapmaya çalışan kuşum bile artık susuyordu bu duyduklarından sonra. O bile farkına varıyordu ilk aşkın tadının. Dostların önemini, ailenin önemini, varlığını, inancın varlığını farkediyor, hepsinin bir bütün ve hepsinin dünyamıza kattığımızda zaten bizimle olacağını anlıyordu.
Kaygı gösteriyordum siz zamirinin yinelenmesiyle çırılçıplak. Dertlerimizin bizden büyük, dünyadan küçük olduğunu anlıyordum. Yalnızız elbet bir yerde hepimiz. Zaman zaman da buna ihtiyacımız var elbet. Ama herşeyden önce yakınımıza bakmak gerek. Bilelim ki bizi de sevenler var. Bize de özlem duyanlar var. Yalnızlık güzel duygu ama bir yere kadar. İlkinde sonunda mutlak nokta olan varlığımız. Ve biliyoruz ki gülümsediğimiz kadar kalabalığız, ağladığımız kadar çokçayız. Üzüntülerimizi paylaşırsak azalırız bu yoksunluktan. O bizi terkeder zaten siz varken.
Siz şimdi bir gece, durduk yere kalkın yattığınız yerden sonra açın pencereyi bakın gökyüzüne. Ne kadar çok yıldız var değil mi? İşte o anda anlayın ki sizde yeryüzünün bir yıldızısınız. Günün birinde kayacak olsanızda bu parlaklığınızı hiç kaybetmeyin. Siz siz olun paylaşın zamanlarınızı, unutun yalnızlığınızı. Bakın yıldızlar ne kadar özgür. Sizde tadın artık özgürlüğünüzü. Ve yaşamın tadına varın artık...
07.10.11