Hüzün
Gök soluk, bahar soğuk. Ürperişler içimde. Hayallerimde sızıntı var gerçeklere. Gözlerim kararıyor. Hayallerim, olması gereken yeri şaşırdım mı hep böyle olur zaten. Lakin başka bir sorun daha var. Tatlı, toz pembe, boynu bükük bir sorun. Aşığım. En sade, en masum, en biçare biçimde. Kokusuna aşığım. Duruşuna ve bitmeyen büyüleyici güzelliğine de bir o kadar tutkun. Hiç yanımdan ayrılmayan bir sevgilim var işte. Asla evlenemeyeceğim ve ihanetlerle büyüteceğim sükunet siluetli bir sevgili. Özlememe fırsat vermeyecek denli bağımlı işine. Tütsü kokusunda, gözyaşı dinginliğinde, sessizlikte varlığını daha çok gösterir, sokulur yanıma. Dumanımsı elleriyle okşar kalbimi önce. Sonra şeffaf gözleriyle gözlerimin derinliklerine bakar. Anında bulur aradığını. Bulur ve gözlerimin içinden, önüne çıkarır. Vücudumda yarattığı titreşimlerle beslenir. Mutlu olur. Sonra sarılır. Uyutur kollarında, unutturur. Ta ki, karnını doyurup gidene kadar. İşte o anda uyanırım. Ve yalnızlığımın tadına ürkekçe bir kez daha bakarım. Aynı kısır döngü tekrar başlar. Tekrar gelir, tekrar gider. Gelir, gider.. Gelir, gider.. Dedim ya özlemeye fırsat dahi vermez diye. Vermedi bugüne kadar, vermeyecekte işte. Nerden mi biliyorum? Bunları yazarken beynimin ve kalbimin en derinlerine salmış varlığını. Kullanıyor beni. O söylüyor, parmaklarım yazıyor. Birazdan uyanacağım. Bir ürperti ve tekrar..