İnsan Kendini Kaç Kez Yazar
"Bizi biz yapan, doğduğumuz gün değil; kendimizi yeniden yazmaya cesaret ettiğimiz gündür."
Doğduğumuz gün ismimiz yazılır önce. Sonra kimliğimize, okul defterine, imzalara, diplomalara düşer adımız. Fakat bunların hiçbiri bizi gerçekten yazmaz. İnsan, aldığı her derste, yaşadığı her hüzünde, yüzünde oluşan her gülümsemeyle kendisini baştan yazar; kimi zaman bir terk edişin hüznüyle, bazen bir şehrin sessizliğinde, bazen ise kalabalığın içinde hissettiği yalnızlıkla... Hayat, bitmiş bir kitap değil; kendisini sürekli yineleyen bir taslaktır.
Çocukluğumuzdan itibaren yaşadığımız tüm olaylarla beraber geleceğimizi yazmaya başlarız. Bazen sahip olabileceklerimiz için, bazen ise sahip olmak istemediklerimiz için...
"Zamanında babanın mutlu olabildiği kadar mutlu olabilirsin." diye bir söz duymuştum. Düşündükçe derinlik kazanan, değer kazandıkça anlam kazanan bir söz.
Doğduğumuz evi, aileyi, ülkeyi, coğrafyayı seçemiyor olmak; bizi kendimizi, kaderimizi yeniden yazmaktan alıkoymamalı. "Benim de kaderim buymuş." deyip kabullenmek yerine, zamanında babanın mutlu olduğundan daha mutlu olmak için savaşmak gerekiyor bu hayatta. Çünkü insan, kendisi için bir şey yapmadığı sürece kimse onun için bir şey yapmaz.
Bazen yanlış kişiye âşık oluruz, bazen olmamız gereken yerde oluruz, bazen de her şey hayal ettiğimiz gibi olmaz. Ama asıl önemli olan, kendimizi baştan yazdığımız zaman aldığımız dersleri "yeni" hayatımızın içine nasıl entegre edebildiğimizdir.
Yaşanılan her olay, hayatımıza giren her insan, güzel anlar, ağlamalar, karamsarlıkların hepsi bizi bir sonraki güne, bir sonraki olaya, bir sonraki maceramıza hazırlıyor.
Bilmem, kalbimizde daha ne kadar boşluk kaldı; içimizde daha kaç bedene sığacak kadar yer var, kaç farklı bedeni daha tanıyabiliriz, kaç kere daha ağlayabiliriz, daha ne kadar gülebiliriz veya gözlerimiz tekrardan parlar mı? Bilmiyorum. Ama biz ne ilk olduk ne de son olacağız...
Acı ve travmalar, hayatımızdaki en sert editörlerdir aslında. Bir de her zaman maruz kaldığımız, karşımızdaki kişiler tarafından sırf belli bir kalıba koyulmak, sırf istedikleri "kişi" olabilmek için üzerimize yazılan cümleler vardır:
"Sen uslu çocuksun."
"Sen başarısızsın."
"Sen çok zekisin."
"Erkek adam ağlamaz."
"Sen yapamazsın."
Bu cümleler zamanla kendi sesimiz olur. Belki de uzun yıllar kendi hayatımızı değil, başkalarının bizim için yazdığı metni yaşarız.
Sonra bir gün bir şey olur... Bir ayrılık, bir ölüm, bir hüzün, bir hastalık, belki de bir aşk...
Sonra hayat bize boş bir sayfa uzatır ve sorar:
"Şimdi ne yazacaksın?"
İnsan tam da burada değişmeye başlar.
Çünkü yazmak sadece eklemek değil, bazen silmektir.
Bazı cümleleri silmek, bazı insanları çıkarmak, bazı korkuların üstesinden gelmek... Çünkü bazen en büyük değişim, yeni bir paragraf yazmak değil; bizim olmayan cümleleri tamamen hayatımızdan çıkarmaktır.
Hayat bizi sürekli düzeltir; "yapmam" dediklerimizi yaptırır, planlarımızı değiştirir, inat ettiklerimizi mecbur kılar, hiç istemediğimiz sayfaları yeniden yazdırır. Ama acı, en sevilmeyen ama en dürüst olandır.
İnsan hiçbir zaman en iyi hâline ulaşamaz ama çabalar. "Ben buyum." deyip kabullenmek, hayatı tamamen boşa yaşatır. Çünkü yaşayan her şey değişir ve her değişim, her şeyi yeniden yazdırır.
Belki de hayatın en güzel yanı budur...
