Kimsenin Öğretmediği İlk Ders
Söze nasıl başlanmalı bilemiyorum.Bitişinden mi, yoksa en başındanmı.Hayatım dakikalar da akan su gibi, her saniyede bir damla, her dakikada bir bardak, her saatte bir kova doluyor sanki.Şaşıp kalıyorum halime, her saniye,her dakika,her saat bedenimde hücreler ölür iken.Ben bu bedenden,bu hücrelerden çok uzağım sanki.
Bitişinden başlamak istemediğime karar verdim şimdi.Bitiş göremiyorum hayatımda, her saatte geçen hayatım ölüp çürüyen bedenim için beni hüzünlendirmesi gerekir iken,ben, üzülmüyor aksine gelecek saniyeyi,dakikayı,saati merak ile beklemeye başlıyorum.Başlangıçtan başlamalıyım o zaman...
Başlangıçtan hatırladığım ilk şey yok olanı aramamdı.O zamanlar küçüktüm, herkese inanırdım.Gözlerimden uzak olanları sorduğumda .Sözler hep uzaklardan hep yoklardan ibaretti.Ya yoktular ya da uzaklardaydılar.Yorgun düşünceye kadar bir çoklarına sordum, yok ya da belirsiz ne diye.
İlk tanışmamı daha dün gibi hatırlamaktayım. 5 yaşında yok ve belirsizi unutmuş iken,sıcak bir yaz günü gölgede kalmış bir su birikintisinin içinde debelenen ve ters dönmüş bir kara sinek gördüm.2 dakika kadar sineğin çırpınışlarını meraklı gözler ile seyrettim.Kurtuluşu yok iken o elinden gelen her çabayı sarf ediyordu.Her çırpınışında suda ufak dalgalar oluşuyordu ve saniyeler içersinde kayboluyordu dalgalar.Sineği kanadından tutup elimden bıraktığımda yere düşmeden uçup gitmişti.Yok demenin ve uzaklarda olmanın ne demek olduğunu o gün anlamış oldum.Bu hayatımda kimsenin bana öğretmediği ilk dersti.