Kimsenin Tarafı Olmadan
Lise yıllarında tanıştım kişisel gelişim kitaplarıyla. O sayfalarda "biz" bilincini, benlik inşasını, özgün olabilmeyi ve insanın kendi hakikatini arayışını öğrendim. Daha o yaşlarda kendime bir söz verdim:
"Bu hayat benim ve tekrarı yok. Hiç kimsenin ideolojisinin, önyargılarının ya da kirli hesaplarının beni şekillendirmesine izin vermeyeceğim."
O günden sonra okuduğum her kitabı, duyduğum her fikri ve aldığım her eğitimi aklın, izanın ve vicdanın süzgecinden geçirdim. İnanmadığım, içselleştirmediğim hiçbir düşünceyi sırf birileri öyle istiyor diye sahiplenmedim.
Ne var ki bugün yaşadığımız ülkede farklı düşünebilmek giderek zorlaşıyor. Toplum, iki kutup arasına sıkışmış durumda. İnsanlar fikirleriyle değil, ait oldukları düşünülen mahallelerle değerlendiriliyor. Bir düşünceye bütünüyle teslim olmayanlar ise yaftalanıyor, dışlanıyor ve güvenilmez ilan ediliyor.
Bu nedenle bugün ne kültür ve sanat faaliyetleri yürüttüğüm sivil toplum kuruluşunun, ne görev yaptığım kamu kurumunun, ne de şube başkanlığını yürüttüğüm sendikal hareketin adı altında konuşuyorum. Sadece kendi adıma ve kendi vicdanım adına konuşuyorum.
Bu hafta bunun somut bir örneğini yaşadım. Başkanlığını yürüttüğüm bir sivil toplum kuruluşu ile sol-seküler çizgide faaliyet gösteren bir eğitim sendikasının ortak gerçekleştireceği bir etkinlik, benim geçmişte iktidar mensuplarıyla çekilmiş birkaç fotoğrafım gerekçe gösterilerek iptal edildi. Arşiv taramalarında bulunan o kareler, yıllardır yazdığım eleştirel yazılardan, verdiğim mücadelelerden ve karşı karşıya geldiğim engellemelerden daha belirleyici görüldü.
Oysa ben aynı iktidarı eleştiren onlarca yazı kaleme aldım. Temsilcileriyle birçok kez karşı karşıya geldim. Engellendim, önü kesildi, zaman zaman yalnız bırakıldım ve linç kampanyalarının hedefi oldum.
Ama belli ki mesele ne söylediğiniz ne yaptığınız. Mesele, sizi hangi kutuya yerleştirmek istedikleri.
Hayatım boyunca ne onlara yaranabildim ne bunlara. Çünkü hiçbir zaman bir grubun kör sadakatini göstermedim. Eğilip bükülmedim. El etek öpmedim. Rüzgârın yönüne göre şekil almadım.
Benden sürekli iki taraftan birini seçmem istendi. Bir safa geçmem, bir renge boyanmam beklendi. Oysa ben hakikatin tarafında kalmayı tercih ettim. Çünkü insanın kendisi olabilmesi, herhangi bir grubun parçası olmaktan daha değerlidir.
Bugün dönüp baktığımda görüyorum ki en ağır bedeli bağımsız düşünenler ödüyor. Çünkü kalabalıklar aidiyet ister, sistem itaat ister, kutuplar ise taraf seçmenizi bekler.
Ben ise bütün bunların arasında sadece kendim olmaya çalıştım.
Belki bu yüzden hiçbir yere tam olarak ait olamadım.
Ama en azından kendime yabancılaşmadım.

