Kiracı
Bir gün fark edersin. Büyük bir şey değildir. Kahven soğumuştur, içmeyi unutmuşsundur. Ya da biri bir şey sormuştur, sen de cevap vermişsindir; ama cevabı verirken orada olmadığını hissedersin. Bir saniye gecikmeli, bir adım gerisindesindir.
İşte o an başlar.
Kendini kaybetmek, sessizce olur Film sahnesi gibi değildir. Biri gelip seni götürmez. Sen kalırsın, her şey kalır; sadece içindeki ses biraz kısılır. Sonra biraz daha. Sonra artık duymak için kulak kabarttığını fark edersin.
Beden alışır. Devam eder. Kalkar, giyinir, güler. Ama o gülüş, bir yerden kiralık gibi gelir. Tam senin değildir. Sanki başkasının bıraktığı bir ifadeyi yüzüne geçirirsin. Oturur, ama oturmaz.
Zamanla insan, başkalarının beklediği kişiyi oynamaya başlar. Farkında olmadan. Küçük tavizler verir; önce sesi kısar, sonra rengi, sonra duruşu. Her taviz biraz daha geçer. Ve bir sabah aynaya baktığında tanıdık ama yabancı bir yüz bulur karşısında. Yüz doğrudur. Ama arkasındaki adam kayıptır.
Bu, en tehlikeli kayıptır. Çünkü kimse aramaz. Kayıp ilanı verilmez. Kendin bile vermezsin. Sadece bir şeylerin eskisi gibi olmadığını hissedersin. Ama neyin değiştiğini tarif edemezsin.
Ve içinde büyür o boşluk. Adı yoktur. Nedeni belirsizdir. Sadece oradadır.
Ama bir şey de oradadır. Daha küçük, daha derinde, daha inatçı. Bazen eski bir şarkıda çıkar. Bazen beklenmedik bir anda, sebepsiz gelen bir duygu olur. Bazen sadece bir an durursun ve bir şeyin hâlâ orada olduğunu hissedersin. Ne olduğunu bilemezsin tam olarak.
Ama var.
O var oluş, yeterlidir.
Kendine dönmek, büyük bir karar değildir. Tek bir sabah değildir. Yavaş, inatçı, tekrarlayan küçük anlardır. Bugün o soğuyan kahveyi içmektir. Yarın, verdiğin cevabın gerçekten senden gelip gelmediğini sormaktır. Öbür gün, birisinin beklediği cevap yerine doğru olanı söylemektir.
Kaybolduğunu bilmek, en cesur adımdır. Çünkü kaybolduğunu bilen biri, hâlâ bir yerlerdedir.
Turgay Kurtuluş
