Kurtuluşun Şehri Samsun
Havanın sisli olduğu bir sabahtı. Pus sadece havada değil; duyguda, düşüncede, şeyde vardı. Kötü bir şeyler olacağı belliydi. Tüm sessizliği alıp götüren bir haber rüzgarı esti Samsun sokaklarında. Savaş çıkmıştı. ?Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur.? sözünü çok acı bir şekilde bir kez daha onaylatıyordu tarih yine milletimize: Osmanlı'ya karşı yedi düvel.
Uğraştık, didindik, çalıştık, çabaladık. Geçirtmedi aslan yürekli Mehmetçiklerimiz Çanakkale'yi. Ama yenenler yendi, yenilenler yenildi ve savaş kumarını oynatanlar bizi kaybedenler hanesine yazdılar. İçimizde hırsımız, bileğimizde gücümüz eksik değildi lakin ne topumuz vardı ne de tüfeğimiz. Sustuk, susturulduk. Kalbimizden bağımsızlık türküleri söyleyerek sustuk.
O gün bizi susturanlar elimizden olmayan silahlarımızı, demir yollarımızı, telgraf ve diğer iletişim aletlerimizi en önemlisi de vatanımızı istemişlerdi. Biz vermek istemedik ama verenler hiçbir zaman sormadıkları gibi yine Anadolu'nun fikrini sormadılar.
Sanki hıçkırıkları duyuluyordu toprakta yatan milyonlarca şehidin.
Gün geldi istilaya başladılar kumarcılar Anadolu'yu. Doğudan, batıdan, güneyden ne yaptığını dahi bilmeyen zavallıları sürdüler vatanımıza. ?Hurra!? seslerini ne dağlar, ne taşlar, ne de dereler sevmişti. Anadolu'yu Anadolu yapan milleti bağrına basmak istiyordu Anadolu. İzmir'de, Maraş'ta, Antep'te, Adana'da kazmasını tüfek, taşı toprağı mermi yapmıştı herkes. Bu kadar yokluğun içinde tek varlık asla kaybedilmeyen zafer inancıydı. Herkes vatan için can vermekten daha fazlasını yapmak istiyordu. ?Can dediğin nedir ki komutanım, yeter ki vatan sağ olsun!? diyen Onbaşı Hakkı Bey'in düşüncesindeydi herkes.
Mavi gözler aylardır bulut buluttu. İçi eziliyordu Mustafa Kemal'in. Milleti kurtaracak iradenin millette olduğunu biliyordu ama İstanbul'da itilaf devletleri her hareketini takip ediyordu gazinin. Çünkü onlar Mustafa Kemal'i Çanakkale'de çok iyi tanımışlardı. Düşman gemileri için ?Geldikleri gibi giderler.? sözünü Samsun'un, Amasya'nın, Erzurum'un, Sivasın kısaca tüm Türk Milleti'nin inancı söyletmişti Mustafa Kemal'e.
9. Ordu Müfettişi olarak 16 Mayıs 1919 tarihinde başladı özgürlüğe doğru giden meşakkatli yolu yürümeye. İstanbul'dan ayrıldığını duyan kumarcıların rahatı kaçtı birden. Onlar biliyordu ki Mustafa Kemal Anadolu'da biriken kini harekete geçirmeye gidiyordu. Arkasından verilen hiçbir emre aldırmadı milletine güvenerek.
Samsun bahar aylarında çiçeklerin gelinlik gibi süslediği doğasıyla kurtuluşun başlangıç adımına hazırlanıyor gibiydi. Amisos Tepesi'ne özgürlüğün, barışın, istikbalin kokusu geliyordu Karadeniz'den. Tarihin asla unutmayacağı, unutamayacağı bir şehir olmaya hazırdı artık Samsun. Yurdun her yerinde direniş son haddiyle devam ederken Samsun birliğin ve beraberliğin bildirisini dağıtacak Mustafa Kemali'ni bekliyordu.
Tarih 19 Mayıs 1919. 19'ların bir araya geldiği en güzel gün. Bir vapur yaklaşıyor limana doğru. Millete dair tüm güzel değerleri özenle taşıyan bir vapur: Bandırma Vapuru. Karaya atılan ilk adımla tekrar canlanıyor, atıyor üzerinden ölü toprağını Samsun. Haykırıyor Dünya'ya esaret altında yaşayamayacağını. Mustafa Kemal'in heyecan içinde bekleyen kalabalığa doğru gelirken bir bakışı var: mavi mavi. Geleceğe dair tüm çıkarımları yapmak mümkün o mavi gözlerden. O gözlerde bağımsız bir Türkiye portresi yatıyor.
İlk kıvılcımın çıktığı yer olan Samsun tüm yurdu aydınlatıyor kısa sürede. Dalga dalga yayılan bu ateş emperyalistleri denize dökene kadar sürüyor. Ne gemiler, ne kamyonlar ne de mermiler dayanıyor bu ateşin sıcaklığına. İnancın gölgesinde Samsun'da verilen tüm vaatler gerçek oluyor bir anda. Yeni Mustafa Kemal'ler, yeni Samsun'lar kuruyor bağımsız Türkiye'yi.
Bugün gururdan göğsü kabarıktır Samsun'un. Canik Dağları'nda bir ses yankılanıyor;
..................................................
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!