Nesnelerin Dili
İnsan, karanlığın içinde nesnelerle kurduğu bağ vasıtasıyla kendi varoluşunu anlamlandırır. Eski bir plak dükkânının sıra sıra dizilmiş rafları karşısında duran yabancı, bu bağın en tuhaf halkasını sergiliyordu. Raflardaki melodilere bakarak sürekli sırıtıyor, ağzından anlaşılmaz sesler çıkarıyordu. Bazen eğiliyor, elleriyle karnını tutuyor, fiziksel bir sancı çekiyormuş gibi bir duruş sergiliyordu. Bu alışılmadık hareketler, dükkândaki diğer insanların huzurunu bozma potansiyeli taşıyordu. Durumu kavramak ve bir olumsuzluğu önlemek adına usulca yanına yaklaşan dükkân sahibi, adama iyi olup olmadığını sordu.
Yabancı, bu soru üzerine birden doğruldu. Yüzündeki asık ve gergin ifade o an tamamen kayboldu. Elini dükkân sahibinin omzuna koydu; sırıtmayı bıraktı ve yüzüne dingin bir gülümseme yerleşti. Bu ani değişim karşısında dükkân sahibi donup kaldı. Sanki ağır bir hastalık aniden şifaya kavuşmuştu. Ancak adam hiçbir şey söylemedi. Durumdan emin olmak adına dükkân sahibi soruyu yineledi. Karşısındaki adam uzun boyluydu; gözlerinin içine keskin bir dikkatle bakıyordu. Zaman o an durdu. Adam, omzunun üstünden uzanıp raftan eski bir plağı çekip çıkardı ve sadece bunu aldığını belirtti.
Kasaya doğru yönelen yabancı, plağı öylece masanın üzerine bıraktı. Ardından dükkândan büyük adımlarla çıktı. O an dükkân sahibinin bacakları titredi. Çıkış kapısındaki güvenlik düzeneği herhangi bir uyarı vermedi. Bir nesnenin eksilmemiş olması ve dükkândaki diğer insanların bu sıra dışı adamı fark etmemesi teselli vericiydi. O esnada küçük bir çocuk kasaya doğru koşturdu; masanın üzerindeki o plağı eline aldı. Annesine dönerek, nesneyi işaret etti ve onu istediğini söyledi. Anlam, bir yabancının bıraktığı boşluktan, bir çocuğun saf arzusuna sessizce devroldu.
Turgay Kurtuluş
