O Gün
22 Mayıs 2010 Cumartesi günü on yaşındaki oğlum Furkan ile birlikte Sarayburnu'ndan Mavi Marmara gemisini yolcu etmeye gittik.Bugünü ömrümün en değerli günü sayarım.O gün ve sonrasında yaşadığım olaylar beni çok etkilemiştir.O gün orada dili, dini, ırkı, milliyeti farklı olan yüzlerce insan vardı.Törende farklı dillerde marşlar,ezgiler çalınıyor, konuşmalar yapılıyor ve toplu dualar ediliyordu.İnsanlar, maneviyatın can çekiştiği maddi değerlerin ön plana çıktığı günümüz dünyasında ekonomik bir çıkar için toplanmamışlardı.O insanların ortak özelliği neydi ve ne için toplanmışlardı diye soracak olursanız size cevabım vicdan sahibi olmaları ve vicdanlarının sesini dinlemeleridir derim. Birçok yerli ve yabancı basın mensubu gazeteci, muhabir, televizyoncu o anları kayıt altına almak ve canlı yayınla ülkelerindeki insanlara aktarmak için canla başla çalışıyordu.Mayıs ayında yağan yağmura kimse aldırış bile etmemişti, yağmur rahmetti çünkü.O büyüleyici atmosferde üç büyük ilahi dinin mensupları ve ateistler sanki toplu bir zikir, toplu bir ayin havası içindeydiler.İnsanlığın özlediği sevgi ve saygı ortamı ancak bu kadar olabilirdi. O gün hayatımda ilk kez bir şehidi gördüm.Şimdiye kadar hiç karşılaşmadığım görmediğim bir insandı.Saçları kısa,düzgün sakallı,orta boylu biriydi ve üzerinde siyah bir t-shirt vardı .Bir an içimden Allah'ım ne kadar güzel yüzlü bir insan?Bu zamanda böyle insanlar kaldı mı? diye düşünmüş ,etrafını aydınlatan bir yüzün tertemiz bir kalbi yansıttığını varsayarak yaşantımda böyle insanlarla karşılaşmadığım için kendimde eksiklik hissetmişimdir.Yanımdaki insanlardan biri birden Cevdet Ağbi! diyerek bağırdı.O ise gemiden bize doğru bakıyor,el sallıyor ve inanılmaz güzel bir tebessümle karşılık veriyordu.Yanımdaki insan elindeki fotoğraf makinası ile, üç yada dört defa ağabeyimizin fotoğrafını çekti.Makinanın patlayan flaşı havanın bulutlu kapalı olmasından da etkisiyle etrafı aydınlanmıştı.Çekilen bu resimler olaylar sonrası internet arayıcılığı ile yayınlandı.O kişi daha sonradan adını öğrendiğim, Mavi Marmara'nın ilk şehidi gazeteci Cevdet Kılıçlar'dan başkası değildi. Mavi Marmara gemisini o gün kaplerimizde ümmet olma arzusunu hissederek ,zor durumda olan müslüman kardeşlerimize ufak da olsa bir yardımımız olur düşüncesiyle uğurladık. Aya ilk ayak basan insan olan Neil Armstrong'un o ayak basış anı için 'Benim için küçük,insanlık için büyük bir adım' sözü, insani yardım filosu içinde 'küçük ama insanlık için büyük bir adım' şeklinde söylenebilirdi.Malum, İslam ümmetinin hali ortadaydı.Başsız,parçalanmış ve dağınık bir haldeydik.Oysa peygamberimiz şöyle buyurmaktadır:'Müslümanlar acı duymaları, birbirlerine şefkat ve sevgi göstermeleri bakımından tek bir vücut gibidirler.Bedenin bir uzvu hastalanırsa diğer kısımları uykusuzluk ve ateş ile acı duyar.'Belki derman olamayacaktık, zulmü ve acıyı kaldıramayacaktık fakat aradaki mesafeye rağmen insanların acısını yüreğimizde hissetmiştik.Bu buluşma,bu uğurlama ümmet olma arzusunun bir göstergesiydi. Ve 31 Mayıs 2010 sabahı.İnsanlık adına yola çıkan Mavi Marmara gemisine ve onun vicdan sahibi yolcularına acımasızca yapılan askeri müdahale.Tamda gün doğarken sabah namazı vaktinde yapılan saldırı insanlık onurunun karanlıktan aydınlığa geçisini engellemek için düzenlenmiştir.31 Mayıs; Hak ile batıl, iyilik ile kötülük,zalim ile mazlumun karşı karşıya geldiği gündür.Bu mücadele dünyanın kurulduğu günden beri vardır ve kıyamet saatine kadar devam edecektir.Önemli olan bizim bu mücadelenin hangi tarafında olduğumuz, safımızdır.Mavi Marmara gemisi bir insanlık gemisi,özgürlük gemisi idi, yardım için gidiyordu, kimseyle savaşmak kan dökmek amacında değildi.Bu kutsal amaç için dokuz şehid, onlarca yaralı verdi.Mavi Marmara gemisi doğru olan rotasından hiç çıkmadı ta ki siyonistlerin müdahalesine kadar.Belki Gazzeye ulaşamadı ancak hedefine isabetle ulaştı,ümmeti birleştirmeyi başardı.Canlı yayınla İsrail'in yaptığı zalimliği katliamı bütün dünyaya gösterdi.Gerçi sözde uygar dünya Filistin'de bütün olup biteni bilmesine rağmen ezilenler müslümanlar olduğu için sesini çıkarmayacaktı ama gerçekler hem elektronik hemde medya karartmasına rağmen güneş gibi ortaya çıkmıştı. Hiç kimsenin de bu yaşananları gizlemeye gücü yetmeyecekti. Ecdadımız Osmanlı yüzyıllar boyunca hüküm sürdüğü coğrafyayı adalet içerisinde yönetmiş, barındırdığı milletlerin dini ve vicdani faaliyetlerinde serbestlik tanımıştır.Yahudilerin Osmanlıya sığınıp onların korumaları altına girmeleride bu hoşgörünün,bu büyüklüğün eseridir.Bu olgunluk ve adalet Osmanlı'ya bağlı olduğu İslam dininden gelmektedir.Ne var ki şartlar değişip izzet Yahudiler'e geçince aynı adaleti ve hoşgörüyü görmemekteyiz. Bilakis bu saydığımız değerlerin yerine kin, terör,kan ve gözyaşı almaktadır.İsrail'in Filistin'de öldürdüğü çoçukların hesabını kim verebilir?1982 yılında Sabra ve Şatilla kamplarında öldürülen masumların vebalini kim taşıyabilir?Allah-u Teala'nın 2006'dan bu yana ölümü bile nasip etmediği Lübnan Kasabı lakaplı Şaronlar hem dünya hemde ahiret hayatında kaybetmişlerdir.Allah-u Teala'nın laneti ve azabı zalimlerin üzerine olsun. İnsani Yardım filosu yeryüzündeki insan olma sıfatına erişmiş dili,dini,ırkı,milliyeti farklı olan vicdan sahibi insanları birleştirmiştir.İnsanlığa derin bir nefes aldırmıştır.Eli ayağı bağlanmış, kalbi durmuş koma haline girmiş insanlığa, bir kalp masajıyla nefes aldırmayı başarmıştır.İnsanlığın nabzı olmuştur, nabız atmıştır.Mavi Marmara gemisi görevini başarıyla tamamlamıştır.Bizlere düşen onun hareket amacını ve şehitlerimizin adlarını yaşatmaktır.Gazzeli müslüman kardeşlerimize uygulanan insanlık dışı ambargo kalkmalıdır. 21. yüzyılın en büyük hapishanesi artık son bulmalıdır.