ŞEHİT SÜVARİ TEĞMEN YILDIRIM KEMAL
Kurtuluş Savaşı sırasında yaralı olduğu hastaneden kaçarak cepheye koşan ve 27 Ağustos 1922'de Büyük Taarruz esnasında şehit düşen kahraman bir Türk subayıdır....
Bazı insanlar uzun yaşar ama arkalarında pek az iz bırakır. Bazılarıysa kısacık bir ömre, bir milletin yüz yıl sonra bile unutamayacağı kadar büyük bir hikâye sığdırır. Yıldırım Kemal, henüz 24 yaşında hayata veda eden ama adı bir köye, bir istasyona ve bir milletin hafızasına kalan o insanlardan biridir.
1898 yılında İzmir'de doğan Kemal, daha genç yaşlarında vatanın ne demek olduğunu savaşın içinde öğrenmişti. Millî Mücadele yıllarında Manisa'dan Aydın'a, Balıkesir'den Bursa'ya; ardından İnönü, Eskişehir ve Sakarya'ya uzanan mücadelelerin içinde yer aldı. Öylesine hızlı, gözü pek ve beklenmedik baskınlar gerçekleştiriyordu ki arkadaşları ona artık yalnızca Kemal demiyordu. Kimi zaman bir günde birkaç ayrı yere baskın düzenleyecek kadar hareketli oluşu ona ömrünün sonuna kadar taşıyacağı bir isim kazandırdı:
“Yıldırım.”
Fakat her insan gibi onun da bedeni yoruldu. Hastalandı ve Konya'daki askerî hastanede tedavi altına alındı. Tam o günlerde beklenen haber geldi: Büyük Taarruz başlamıştı.
Belki de Yıldırım Kemal'in hikâyesinin en çarpıcı tarafı tam burada başlar.
Çünkü o, hastanede yatarken arkadaşlarının cepheye gittiğini öğrendi. Doktorların kendisine izin vermesini beklemedi. İyileşmesini de beklemedi. Hastaneden kaçtı.
Ama bu, savaştan kaçan bir askerin hikâyesi değildi.
Tam tersine…
Savaşa yetişebilmek için hastaneden kaçan bir askerin hikâyesiydi.
Yol üzerinde bir köylüden, senet karşılığında bir at aldığı ve o atla birliğine yetiştiği aktarılır. Tek bir arzusu vardı: İşgal altında bıraktığı memleketine, İzmir'e giren ilk Türk süvarileri arasında olmak.
Fahrettin Altay Paşa'nın yanına ulaştığında belki bedeni hâlâ hastaydı ama iradesi sapasağlamdı. Paşa onu Küçükköy civarında savaşan birliklere gönderdi. Görev hayatiydi: Küçükköy Tren İstasyonu'ndaki Yunan kuvvetleri etkisiz hâle getirilecek, düşmanın ulaşım ve haberleşme hattı vurulacaktı.
Ve Yıldırım Kemal yine atının üzerindeydi.
27 Ağustos 1922'de Türk süvarileri istasyona hücum etti. Çarpışmanın sonunda Küçükköy düşmandan temizlendi.
Fakat İzmir'e ulaşmayı böylesine isteyen o genç subay, İzmir'i göremedi.
Yıldırım Kemal, beraberindeki silah arkadaşlarıyla birlikte orada şehit düştü.
İnsan ister istemez düşünüyor:
Hastanede kalsaydı belki yaşayacaktı.
Doktorları dinleseydi belki yıllar sonra İzmir sokaklarında yürüyecekti.
Belki evlenecek, çocukları ve torunları olacaktı.
Ama bazı insanların hayatında “ben” kelimesinin önüne başka bir kelime geçer:
Vatan.
İşte Yıldırım Kemal'i bugün hâlâ anlatmamızın sebebi belki de budur.
O, öleceğini bilerek yola çıkmış olmayabilir. Fakat tehlikeyi bildiği hâlde geri dönmedi. Hastane yatağının güvenliğini bırakıp atına bindi. Çünkü arkadaşları savaşırken kendisinin yatakta kalmasını içine sindiremedi.
Bugün Afyonkarahisar'ın Sinanpaşa ilçesinde bir tren istasyonunun yanında onun mezarı bulunuyor. Küçükköy'ün adı da zamanla Yıldırım Kemal olarak değişti.
Belki onun en büyük hayali İzmir'e ulaşmaktı.
Ulaşamadı.
Ama bazen insanın kendisi gidemediği yere adı gider.
Yıldırım Kemal'in bedeni o istasyonun yanında kaldı; fakat adı, o gün yola çıkan süvarilerle birlikte İzmir'e kadar gitti.
Ve üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmesine rağmen hâlâ dönmedi.
Çünkü bazı insanlar ölür.
Bazılarıysa bir millet hatırladığı sürece yaşamaya devam eder.
Yıldırım Kemal, onlardan biridir.
Bu vesile ile tüm şehitlerimize rahmet diler, vatanımızın nasıl ve hangi koşullarda alındığını unutmadan yeni nesile Atatürk'ün kısa bir sözü ile son vermek isterim ;
Bilhassa memleket ve milletin varlığına yan bakanların yeri ya denizin dibi ya da toprakların altıdır.
Mustafa Kemal Atatürk - 27 Temmuz 1923