Zamanın Sessiz Nehirleri: Ömür Sermayesini Okumak
İnsan, akar suyun kenarında durup suya bakan bir yolcu gibidir. Ayaklarının altından akıp giden suyun tek bir damlasına bile iki kez dokunamayacağı gibi, zamanın da akıp giden anlarına ikinci kez dokunamaz. Her doğan güneş yeni bir günün kapısını aralarken, aslında ömür takviminden sessizce kopan bir yaprağı müjdeler. Zaman, insanın elinde tuttuğu en kıymetli ama en hızlı eriyen sermayesidir. Bu sermayeyi nasıl harcadığımız, hem bu dünyadaki huzurumuzu hem de ebediyet yurdundaki akıbetimizi belirleyen yegâne ölçüdür.
Atalarımızın "Vakit nakittir" veya "Zaman, kılıç gibidir; sen onu kesmezsen o seni keser" kelam-ı kibarları, zamanın telafisi olmayan yapısını özlü bir şekilde gözler önüne serer. Dünya telaşı, gündelik koşturmacalar ve bitmek bilmeyen hırslar arasında insan, çoğunlukla ne kadar büyük bir hazinenin içinden geçip gittiğinin farkına varamaz. Oysa saniyeler, dakikalar ve saatler, geri döndürülmesi imkânsız birer emel ve imkan meşalesidir.
İlahi kelamda zamana ve vakte yapılan yeminler, vaktin Yaratıcı katındaki değerini bizlere hatırlatır. Asr Suresi’nde "Asra yemin olsun ki insan gerçekten ziyan içindedir" buyrulurken, hüsrandan kurtuluşun ancak iman, salih amel, hakkı ve sabrı tavsiye etmekle mümkün olacağı bildirilir. Demek ki zamanı boşa harcamak, sadece vakti kaybetmek değil; bizzat insanın kendi özünü, geleceğini ve imkânlarını hüsrana uğratması demektir. "Yarın yaparım" diyenlerin helak olduğu bir dünyada, bugünü tefekkürle ve güzellikle imar etmek akıl sahiplerinin harcıdır.
Zamanı okumak; sadece takvim yapraklarına bakmak ya da saatin tik-taklarını dinlemek değildir. Zamanı okumak; ömrün her safhasında bir hikmet aramak, gençliğin kıymetini ihtiyarlık gelmeden, sağlığın kıymetini hastalık çalmadan önce bilmektir. Bir fidanın toprağa dikilip meyve vermesi için zamana ihtiyacı olduğu gibi, insanın da ruhunu olgunlaştırması, ilimle ve ahlakla donatması için zamana ve sabra ihtiyacı vardır. Zamana hürmet eden, zamana kök salar; onu hoyratça tüketen ise rüzgârın önünde savrulan saman çöpüne döner.
Gözümüzü kâinata çevirdiğimizde; gece ile gündüzün devir tesliminde, mevsimlerin birbirini takip eden o kusursuz ritminde zamanın ne kadar büyük bir disiplinle aktığını görürüz. Hiçbir gezegen yörüngesinde gecikmez, hiçbir çiçek vaktinden önce açmaz, hiçbir meyve hamken olgunlaşmaz. Kâinatın bu muazzam disiplini, insan ruhuna düzenli ve şuurlu bir yaşamın ipuçlarını verir. Kendi zamanını yönetemeyen, heveslerinin ve anlık arzularının esiri olan insan; ömür nehrinde akıntıya kapılmış kütük gibi sürüklenmeye mahkûmdur.
Dünün muhasebesi, bugünün gayreti ve yarının umuduyla hareket etmek; insanı zamanın yıkıcı yıpratıcılığından koruyan en sağlam kalkandır. Geriye bakıp keşkelerle ömür tüketmek yerine, eldeki anı bir fırsat bilip "bu an benim imtihanımdır" şuuruyla yaşamak gerekir. Çünkü hakiki zenginlik, kasalarda biriken altınlar değil; hayırlı amellerle, hoş sedalarla ve samimi dualarla doldurulmuş bir ömür heybesidir.
Sonuç olarak; zaman sessizce akan ama arkasında derin izler bırakan muazzam bir nehirdir. Bu nehrin sürüklediği bir çöp değil, onun suyundan hayat bulan ve etrafına gölge salan bereketli bir ağaç olmak bizim elimizdedir. Bize bahşedilen her nefes, tefekkürle ve şükürle işlenmeyi bekleyen İlahi bir armağandır. Zamanı güzelleştirenler, zamanın ötesinde güzel bir isim ve ebedi bir huzur bırakırlar.