Sus/adım Harput
3. Otobiyografi kitabımdan Bölüm 1
Babamın o vakitlerde söylendiğine göre iki yaşlarında ve ilk çocuğuyum. İşte ben kendimi bilip yaşamaya göz açtığımda bu aziz El-Aziz evliyalar diyarındaydım. Her daim hazan vaktinin ağlamışlığıyla tanıştım hayatla. İnatla dağların serin sıcaklarıyla kavrulan başaklarda nefes aldım. Oysa kendimi tanıdığımda küçük virane Anadolu kasabasında soludum, mavi gökyüzünün yokluk kokan özgürlüğünü. İnançların günü birlik peşkeş çekildiği mezhep çatışmalarının altında ezildim kimi zaman. Suskunluğum masum ufak haykırışlara dönüştü kimi zaman. Bozuk düzende sevginin gücüyle içimde yapayalnız bir şair yaratıp ihanete ve sevdaya dair karanfiller sundum hayata çocuk. ilk Harput’u anlatmakla başlamak istiyorum. İnşallah sen ve okurlar sıkılmazlar benden. Yaşantım ne öyle cafcaflı nede sevgi doluydu. Hem iki yakasına hasret İstanbul gibi yetimdim. Hem de Nazım Hikmet’çe kalemime sarılıp Vera’dan sevgi dilendim. Kocaman bedenimde minik yürekli çocuk olarak hiç büyümedim ben çocuk. Harput ah Harput nasıl dillendirsem ki seni bilemiyorum. Aslında seni severken incitmekten korkuyorum Aziz evliyalar diyarım. Harput çok eski bir yerleşim yeri olmakla birlikte tarihte savaşlar yaşamış kavimleri bağrında beslemiştir. Burada eski tarihlerden yani Osmanlılardan kalma Han, Hamam, Çeşme, Kilise, Kale, Camii, Dergâh, Ev, Bağ, Bahçe, Mesire yeri, Türbe gibi eserler günümüze kadar gelebilmekle birlikte birde o dönemden bize kalan ve bilgi veren insanların kullandıkları eşyalar da günümüze ışık tutmaktadır. Bu gün Harput ve yöresinde yaşayan insanlar bile giyim, kuşam, konuşma, örf adetleriyle o dönemi hala yaşıyorlar ve gururla gelecek nesillere de aktarmaya çalışıyorlar. Öyle ki bir an o dönemin girdabına kapılır yaşadığını hissedersin çocuk. Güneş erken doğar yaşam ağır ilerler kağnı sırtında. Gün uzundur erken bitmez, nefes gibi adeta yaşadığını hisseder insan bir heves gibi gün be gün huzur içinde. Şehre uzaktan bakınca kayalar üzerine işlenmiş motif aşiyan yuvası gibi görünür. Yolu yaşadığım çocukluk dönemlerinde bakımsızlık ve maddi imkânlardan nasibini almamış tek yönlüydü Harput’un. Adeta eteklerine atılmış sayısız çizikleri andırı-yordu kıvrılarak tepeleri tırmanan karayoluna uzaktan ba-kınca. Çocukluğumda en maharetli usta şoförlerin bile bu yolda zorlandığını hatta kaza geçirip çok kereler tepelerden yuvarlandıklarına hem şahit olurdum hem de duyardım. Ki bu uçurumlardan kurtulan çok az kişi şanslı sayılırdı. Eleziz mezireden yukarı şeher Harput’a çıkarken İlk göze çarpan ve bir Artukoğlu beyi olan Belek (Balak) Gazi’nin at üstünde heybetli heykeli karşılar davetli davetsiz misafirlerini. Söylentiye göre heykeli Elazığlı deli Nuri adlı bir öğretmen yapmıştır. Heykelin yapımında kullanılan harç karışımını süt ile yaptığı da söylenmektedir. Artukoğulları devrinde adı hala Harput ve Elazığ’da anılan Belek (Balak) Gazi Harput’un yetiştirdiği en ünlü Türk Fatihi olduğu bilin-mektedir. Neyse ileriki bölümlerde Hadi gel hem beni dinle hem de sabah ayazı rakı nefesli kokarken biz sokak aralarında yürüyelim el ele seninle çocuk. Hey çocuk baksana sevecen dostane bir yanın var sanki. Sana ben de yörenin tüm güzelliklerini anlatıp kendi adıma acı tatlı anılarımı yâd etmek isterken, seninde güzel vakit geçireceğini umarım. Okurlarında kendi yaşantılarından kesitler olduklarını hissedip keyif almalarını dilerim. Bak çocuk biz bir adı da yukarı şeher olan Harput’ un girişindeyiz, bir kale düşün ki giriş kapısı olmayan. Şehrin Sol tarafı yüksek kayalık olduğundan ancak bitiminde evler yapılmış. Ki burası şehre girişin kapısı sayılırken girişine layık ta ismi var. Yeri gelince yeniden bahsederiz. Bu sanına yakışır giriş Dar kapı adıyla anılır. M.Sıtkı Döner hocanın araştırmasına göre eskiden Harput'a girilirken Dar Kapının şekli kemer görünümündeymiş. Sağ taraftaki duvar, Sağır Müftü Efendi'gillerlerin duvarıdır. Bu Duvar, Hasan Hicabi tarafından 1876 yılında yapılırken, "Dar Kapı" yıkılmıştır. Dar kapı'nın Elazığ girişinde toplanan çeşitli türden ahali, elinde avucunda olanı getirir dar kapı girişinde satar, lazım olanları da alırmış. Bu bakımdan burası bir nevi pazar olurken aynı zamanda da dilenenlerin oluşturduğu uzun kuyruklar ile esnafın hayrını dağıttığı yer olarakta bilinmektedir. M. Sıtkı Döner hocaya bu değerli bilgi için çok teşekkür ederim. Sağında Sağır Müftügil ve ona bitişik olan Hacı Hıdır konakları vardır. Dur duuur çocuk sana evvela bu zata neden sağır müftü dendiğini anlatayım.
SAĞI MÜFTÜGİL HİKÂYESİ
Sağır Müftügil ailesi çok geniş büyük bir sülaledir derlerdi Lodo Ehsan ve cınıvız Ali dayı her zaman. Ve yalancı bir öksürükle biz çocuklara konunun ehemmiyetini belirtip sözü devralarak zevkle anlatmayı sürdürürdü Lodo Ehsan emmi. “Çok eskiden bu ailenin atalarından büyük saygı değer bir zat olan müftü varmış. Müftünün huzuruna günün birinde genç bir kadın çıkmış. Kadın bilmeden işlediği bir suç hakkında dolaylı olarak müftüden bilgi almaya gelmiş. Ancak bu kadın müftünün karşısına gelince heyecandan mı? Utangaçlıktan mı? Yoksa acep korkusundan mı? Bilinmez bir nedenle bir türlü konuşamamış kekeleyip susmuş.
Bizim müftüyse öyle böyle değil o kadar çok âli cenap biriymiş. Ki huzuruna gelen kadının mahcup duruma düşmemesi için elini kulağına siper edip kadına doğru eğilerek rahat olmasını kendisinin sağır olduğunu bir şey duymadığını işaretle belirtmiş.“Haa ne diyisin gızım? Gulağım duymi ha az yahına gel de bağır. Bağır ki sesin ele duyam.” Demiş bizim müftü bey. Zavallı kadın her sesini yükseltip bağırdıkça tekrardan duymamış muamelesi yaparmış. Sonunda nihayet kadın rahatlayıp ve derdini de anlatamamanın üzüntüsüyle karşısındaki müftünün sağır olduğuna inanmış. Müftünün huzurundan inanarak ayrılan kadın evine gitmiş.” Kadın evine gitmiş gitmesine de onun sayesinde bizim müftü efendinin adı da o günden sonra sağır müftü efendi lakabıyla anılır olmuş.” Dedi Lodo Ehsan emmim. Dar kapı girişine nakış misali işlenen bu iki yapışık konak hala günümüze kadar direnerek ayakta kalmayı başarmakla kalmayıp adıyla lakabıyla sağır müftügil ve Hacı Hıdır konakları diye bilinip gelmişlerdir. Kalın Sağlıcakla dostlar.