Terazinin Olmadığı Yerde
Bir gün bir haksızlığın hesabının sorulmadığını görünce, içimde ilk kez bir terazi aradım.
Bu aramayı yıllar önce, bir yakınımın ihanetine uğradığı gün fark ettim. Onun için iyi niyetle yaptığı her şeyin karşılığında, sessizce kenara itildiğini gördüm. Ben de sinirle bekledim. Bir gün bunun bir yerde, bir biçimde karşısına çıkacağını düşündüm. Böyle inanmak bana iyi geldi, ta ki bir gün aynı kişinin hiçbir sorgu almadan, kimsenin kılına zarar gelmeden yoluna devam ettiğini öğrenene kadar.
O günden sonra kendime sık sık aynı soruyu sordum: Dünya neden bu kadar kayıtsız? Bir kötülüğün hesabı neden her zaman sahibine dönmüyor? Cevabı bulamayınca, bir süre bu inancın bana verdiği rahatlığı özledim. Kötülük yapanın bir gün kendi elinde düğümleneceğine inanmak, insana kısa bir süre için ayakta kalacak bir zemin veriyor.
Fakat zamanla fark ettim ki bu zemin bir yanılsamaydı. Dünyanın işleyişi, benim kurduğum terazilere uymuyordu. Bazı zalimler hiç yakalanmıyor, bazı mağdurlar yıllarca kendi acılarının altında kalıyor. Bunu kabul etmek kolay değil. Ama kabul ettiğimde bir şey değişti: Artık kendi öfkemi bir mahkeme gibi kullanmıyordum.
Burada önemli bir ayrım yaptım. Karma inancı, dış dünyaya bir adalet bekler. Oysa dış dünya çoğu zaman bu beklentiyi karşılamaz. Ben ise bir kez bile bu beklentiye dayanarak kendi iç dünyamda ne kadar hasar açtığımı görünce durdum. Her hatırladığımda aynı kırgınlığı yeniden yaşıyor, kendimi aynı yerde sabitliyordum. Bu bir tür kendi kendini cezalandırma biçimiydi.
Bir akşam eski bir defterimi karıştırırken, o dönemde kendime yazdığım bir cümleye rastladım."Onun yaptığını bana geri ödeyecek bir evren arıyorum." Okurken utandım. Çünkü o cümlede adalet değil, intikam kokusu vardı. Ve bu intikam, en çok beni yoran şeydi.
Bunu fark etmek, kendimi affetmek için bir başlangıç oldu. Affetmek, yapılan haksızlığı onaylamak değil. Kişinin yaptığını yanına koyup, kendi yükünü bırakabilmesi. Bu yükü bırakmak da aslında kendine yapılan en büyük iyiliklerden biri.
Yine de her şeyi affedebileceğimi ya da affetmem gerektiğini söylemiyorum. Bazı acılar, özellikle başkalarının karanlığıyla ortaya çıkanlar, bir insanın omzuna fazla gelir. Onları taşımak zorunda değilsin. Bir terapistle, bir dostla, bazen sadece bir gece uykusuyla hafiflemesi gereken şeyler vardır.
Bugün baktığımda, karmaya inanmanın bana verdiği şey bir hesap defteri değil, bir sabır sınavıydı. Bu sınavda kazanan olmadığını artık biliyorum. Ama kendi davranışlarımı şekillendirebileceğimi de öğrendim. Yanlış yaptığımda özür dilemeyi, kırdığım yerde onarmayı, kendi değerlerimden uzaklaşmamayı.
Terazi yok belki. Ama bir insanın kendi ellerini tartabileceği bir an var. O an geldiğinde, dışarıdan bir adalet beklemek yerine, kendimin ne yaptığına bakmayı seçiyorum. Bu, dünyanın adil olacağına dair bir umut değil; sadece kendi adıma adil olabilme çabası.
Turgay Kurtuluş