Topraktan Yükselen Arayış: Dünya Nedi̇r, İnsan Ni̇çi̇n Var Oldu?
İnsanlık tarihi boyunca sorulmuş en kadim, en sarsıcı soru belki de budur: İçinde adımladığımız bu devasa sahne yani dünya nedir ve biz bu sahnede hangi rolü oynamak üzere var edildik?
Dünya; kimileri için geçici bir durak, kimileri için keffareti ödenmesi gereken bir sürgün yeridir. Ancak hakikatte dünya, Yaratıcı’nın sonsuz ilmini, sanatını ve merhametini sergilediği devasa bir tefekkür meşheridir (sergisidir). Gökyüzünün maviliğinden toprağın kokusuna, bir çiçeğin damarlarından galaksilerin intizamına kadar her detay, mimarını işaret eden birer ayettir. Dünya ne kendi başına bir gaye ne de değersiz bir boşluktur; o, sonsuzluğa tarlalık eden, tohumların ekildiği ve meyvelerin toplanacağı kıymetli bir imtihan meydanıdır.
Peki, bu devasa sahnenin merkezine yerleştirilen insan neye yaratılmıştır?
İnsan, kainatın bir nevi özetidir. Topraktan süzülen bir bedenle dünyayla bağ kurarken, ilahi nefadan üflenmiş bir ruhla sonsuzluğa uzanır. İnsanın yaratılış gayesi; yalnızca yemek, içmek, barınmak ve neslini devam ettirmek gibi biyolojik döngüleri tamamlamak olamaz. Eğer gaye sadece bunlardan ibaret olsaydı, varlık hiyerarşisinde hayvandan bir farkı kalmazdı. İnsanın asıl varoluş sebebi, Kur'an-ı Kerim’de "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk/ibadet etsinler diye yarattım" (Zâriyât, 56) ayetiyle beyan edilir.
Buradaki "kulluk" kavramı, sadece belirli vakitlerde eda edilen ibadetlerden çok daha geniş bir ufku kapsar. Kulluk; tanımak (marifetullah), sevmek (muhabbetullah) ve O’nun adına yeryüzünü imar etmektir. İnsan, yeryüzünün halifesi kılınmıştır; yani adaleti, merhameti, doğruluğu ve güzelliği temsil etmekle görevlendirilmiştir. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) "İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olanıdır" buyruğu, yaratılış gayemizin ahlaki ve insani boyutunu en berrak şekilde özetler. İnsanın imtihanı, kendisine verilen akıl ve irade nimetiyle iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırarak ruhunu olgunlaştırmaktır.
Bugün modern insanın düştüğü en büyük bunalım, dünyayı bir "ev" zannedip kendisini o evin kalıcı sahibi sanmasından kaynaklanıyor. Oysa Efendimiz (s.a.v.) "Dünyada bir garip yahut bir yolcu gibi ol" diyerek rotayı çizer. Dünya bir gölgeliktir; insan ise o gölgelikte bir miktar dinlenip yoluna devam eden bir seyyahtır.
Sonuç olarak dünya; insanın kendisini, hakikati ve Yaratıcısını tanıması için kurulmuş bir mekteptir. İnsan ise bu mektebin talebesidir. Yaratılış gayemizi hatırlamak; kalbimizi dünya telaşının gürültüsünden çekip çıkararak, "Nereden geldim, neden buradayım ve nereye gidiyorum?" pusulasına göre yaşamaktır. İnsan, topraktan geldiğini unutmadan ruhundaki ilahi ışığı besleyebildiği ölçüde varoluşunun tadına varır ve bu geçici aleme güzel bir iz bırakır.
İnsanın "yeryüzünün halifesi" kılınması, varoluş hiyerarşisindeki en yüksek makam olduğu kadar, omuzlarına yüklenmiş en ağır sorumluluktur. Nitekim Kur'an-ı Kerim’de Yüce Allah, meleklerin hayret dolu sorularına karşı "Hani Rabbin meleklere, 'Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım' demişti..." (Bakara, 30) buyurarak insanın bu özel konumunu ilan eder.
Peki, bu kavram tam olarak ne anlama gelir ve insana nasıl bir misyon yükler?
1. Halife Ne Demektir?
Kelime anlamı olarak halife; birinin ardından gelen, onun adına hareket eden, yetkilerini temsil eden vekil demektir. İnsanın Allah’ın yeryüzündeki halifesi olması; O’nun isim ve sıfatlarının (adalet, merhamet, ilim, lütuf, yaratıcılık/üretkenlik gibi) yeryüzündeki canlı birer tecellisi ve temsilcisi olması demektir. Mülk Allah’ındır; insan ise o mülkün hakiki sahibi değil, adaleti sağlamakla görevli bir yöneticisidir.
2. Yeryüzünü İmar ve Koruma SorumluluğuHalifelik, kainata bir tiran gibi hükmetmek veya doğayı dilediğince sömürmek değildir. Aksine, bir emanetçi hassasiyetiyle yaklaşmaktır:
Ekolojik Denge: Çevreyi, nehirleri, dağları ve hayvanları korumak halifelik görevinin bir parçasıdır. Doğayı tahrip etmek, emanete hıyanet etmektir.
Toplumsal Adalet: Yeryüzünde zulmü engellemek, zayıfı korumak, adaleti ayakta tutmak halife olan insanın en temel borcudur.
3. İrade ve Özgür Seçim
Melekler sadece itaat eder, dağlar ve taşlar koyulan kozmik kanunlara (sünnetullah) tam uyum sağlar. Fakat insana irade, akıl ve duygu verilmiştir. İnsan, kötülüğü seçebilme potansiyeline rağmen kendi rızası ve çabasıyla iyiliği, hakikati ve adaleti seçtiği için bu makama layık görülmüştür. İnsana verilen bu seçme özgürlüğü, imtihanın da anahtarını oluşturur.
4. İlim ve Maddeni İşleme Kabiliyeti
Bakara Suresi'nin devamında Allah’ın Hz. Âdem’e "bütün isimleri öğrettiği" belirtilir. Bu durum, insana eşyanın hakikatini anlama, bilim üretme, medeniyet kurma ve kainattaki sırları keşfetme yeteneğinin (potansiyelinin) verildiğini gösterir. İnsan, ilim üreterek ve teknoloji geliştirerek yeryüzünü daha yaşanılır kılmakla mükelleftir.
5. Halifelik Sorumluluğunu Unutmanın Sonucu
İnsan, halifelik bilincini kaybettiğinde yeryüzünde bozgunculuk çıkarır ve kan döker (tam da meleklerin endişe ettiği gibi). Kendini alemin efendisi sanan modern insan; hırsı, bencil arzuları ve güç tutkusuyla doğayı katletmiş, toplumsal adaletsizlikleri derinleştirmiştir. Halifelik makamından düşen insan, esfel-i sâfilîne (en aşağı dereceye) yuvarlanır.
Özetle; yeryüzünün halifesi olmak, dünyayı ilimle imar etmek, merhametle kuşatmak ve adaletle yönetmektir. İnsan, Yaratıcısının ahlakıyla ahlaklandığı, emanete sahip çıktığı ve varlığa şefkatle yaklaştığı sürece bu şerefli unvanın hakkını verebilir.