Yarım Kalan Mektup
Bugün üç yıl öncesine ve aynı yere gittim, evet tam da aklından geçtiği gibi o lisenin kapısından içeri girdim ve aynı sınıfta aynı sıraya oturdum. Aşkımızın eksik kurulan temelini sağlamlaştırmak değildi amacım. Sadece eski günlere özlemimi dindirmek içindi tüm çabam. Sonra kalktım kapıya doğru geldim ve yasladım sırtımı. Kendimi bir anda zamanın geçmişinde buldum. Orta sıralarda mavi gözlü bir çocuk elinde bir sürü resim ve hepsinin arkasına bir dize yazıp sandığa benzer bir albüme koyuyordu onları. Bir ara gözleri bana ilişti ?'geçmiş günlere özlem vardır içinde, istersin ama dönemezsin'' dedi. Sonra da o yüzündeki emanet gibi duran mutluluk ve heyecanla yazı yazmaya devam ediyordu. Bitirmişti galiba, ilk resimdeki ?seni seviyorum' ve son resimdeki ?sevgilim olur musun' diye iki saf ibare takıldı gözüme. Resimlerde iki yanağında iki çukur olan gencecik bir güzel ve o çocuğun kendisi var. Bir de özenle sarıyor o kutuyu bir kağıda ve inanır mısın kestiği hiçbir parçayı atmıyor. Hepsini katlayıp saklıyor bir kenara. Sonra kutuyu eline alıp sanki ömrünü içine saklamış gibi bakıyor ona. Arkasında da esmer bir kız var onun da gözleri ışıl ışıl belli ki kardeş gibiler onunla ama ablalık tavırları daha baskın gözüküyor bu kızın. Çocuğun sırtına ellini koyuyor, mavi gözlerindeki o yontulmamış heyecanı ve hiç yıkılmamış ümitlerini kendine arkadaş edinir gibi gülüyorlar. Elindekini o kıza teslim ediyor ve kız kapıdan çıkıp gidiyor. Bir heyecan bir heyecan ki çocukta hiç sorma, elini ayağını nereye koyacağını şaşırmış ve sanki bir haber bekliyor o gidenden... Kız gözleri ışıl ışıl geri dönüyor yine, belli ki kutuyu teslim etmiş adrese. Dayanamıyorum daha fazla bu anılarımı hatırlatan yerde durmaya ve o çocuğun heyecanına ortak olmaya. Kapının koluna uzatıyorum elimi ama içimi kemiriyor bir soru ?o kutuyu sardığı kağıdın artıklarını ne yapacak bu çocuk?' sormak için arkama dönüyorum ki ortada ne o esmer kız var ne de deniz gözlü çocuk. Sınıf boş... Kendimi dışarı atıyorum, evet tam da aklından geçtiği gibi o lisenin kapısından dışarı çıkıyorum ve kapı eşiğinde duruyorum. İnanır mısın o çocuk da orada, o kağıt artıklarını soracağım ona ama karşısında öyle güzel öyle saf bir kız var ki kıyamıyorum muhabbetlerini bozmaya. Kız biraz utanarak çantasından çıkartır gibi yapıyor kutuyu ve birkaç cümlelerine şahit oluyor kulaklarım:
-
Gerçekten çok güzel, çok sevindim buna... bir o kadar da şaşırdım, inanır mısın matematik kitabını alacaktım sıranın altından, bir de uzandım ki bu çıktı...
-
Beğendin mi yani?
-
Ne demek o, çok beğendim tabi, eve gideyim anneme göstereceğim bunu ama beraber olduğumuz resimleri çıkarmalıyım annem kızar ilk günden elini mi tuttun diye.
-
Olsun sen yeter ki annene söyle resimleri çıkarsan da olur... Ve uzaklaştı kız, galiba ?sevgilim olur musun' sorusunun cevabını almıştı çocuk. Kızın arkasından doya doya bakıyor... Ve takvimlere 8 Ekim yazıyor...
Öyle işte sevdiğim, gençleri mutlu hayatlarıyla bırakıp ve o lisenin önünden ayrılıyorum. Şu an evdeyim ve yine 8 Ekim. Dolabımdan okul zamanından kalma bir kitap çıkardım ve inanır mısın, çocuğa soramadığım kağıt parçalarına bu kitapta rastladım. Üzerlerinden bir koku yayılıyor ve odam sen kokuyor. Bir de son yaprağında bir resim takılı, bu hayat şaşırmış olmalı. Çünkü resimdeki bu güzel yanlış hatırlamıyorsam o kutuyu alan genç kız olmalı... Neyse sevdiğim, mektubu daha fazla uzatmaya gerek yok. Hem bilmiyorum ama... belki de sevgilin vardır artık. O yüzden sözü uzatıp da senin de kafanı karıştırmaya gerek yok. Son söyleyeceğim bir şey var; olur da bir gün çocuklarım sorarsa sana ki ?'teyze sen kimsin? Babamın kitabının arasında senin resmin duruyor.'' Cevap verme, sadece sus olur mu? Çünkü o resim yeterince konuşuyor. O kağıt parçaları odamı sen kokutuyor ve takvimler 8 Ekimde duruyor...
(8 Ekim 2011 in ertesi gün saat 02:05) ?'Gözleri Deniz Şair''