Ahmet Telli: Yeşil Mürekkep
Babam ! Öğretmendi; gizli gizli kokusunu içime çektiğim yeşil mürekkebi vardı. Resmî yazılarını dikte ettiği Pelikan marka dolma kalemine imrenirdim. Ve babamın dolma kalemine on üç yaşımda iç geçirirdim.
Bir çilli kıza vurulmuştum ilkin Parasız Yatılı’da. Hasanoğlan ve tahta bavul biriktirirken hatıralarımızı...
O vakitler “Uyumsuz”a yeni yeni çıkıyordu adım. Sanat hevesiyle tiyatro kolu oldum bir anda. Jüstinyen’i izletmek için düştük Başkent yollarına. Hoşlarına gitse de başlarda, neden sonra yasaklandı tiyatro miyatro...
Hiç yoktan sürgün edildik kış ortasında; tahta bavul, gam yükü.
Bir yoldaş omuz verdi, bavulu geçirdi; bizi tren garına ulaştırdı, dilinde “Saman Sarısı.”
“Seher vakti habersizce girdi gara ekspres
Kar içindeydi
Ben paltomun yakasını kaldırmış perondaydım
Peronda benden başka da kimseler yoktu.”
Kimindi, neyin nesiydi bu şiir? Ne çok etkilemişti beni. Tekrar tekrar okudu yoldaşım.
Yasaklıydı.
Bir pelür kâğıdı kopyasından öğrendim çok sonraları Nâzım Hikmet’in şiiri olduğunu.
Ve İbrahim okudu, yuttu pelürü ansızın.
Tren perona yaklaşırken.
En çok annemi özlemiştim. Burçak kesiği ellerini öpüp koklamak istiyordum.
Onu ne çok izlemiştim. Tarlada göz ucuyla bakardı bize, yevmiyesi kesilmesin diye. Testiden su içmek için hamle yapardı bize doğru; çok sevinirdim, “Anne geliyor.” Diye.
Oynasın isterdik bizimle; elinde burçak kesiği, kıstelyevmiye...
Nereden bilecektin?
Nidâ’nın şiirlerine dize dize yazılacağını ve hasarlı hayatın sorgusuna çekileceğini mi?
“Mürekkep dedim de başıma belalar açan mektuplar
Yazardım yeşil mürekkepli Pelikan dolma kalemimle.
Hasarlı bir hayat gibi duruyor hâlâ o Pelikan bende.
Babamdan yalvara yalvara almıştım orta ikide.”
...
Karartmaların Eylül’e denk geldiği gecelerin birinde evimize baskın verilince önce kitaplarımızı topladılar. Biri, yılışkan bir gülüşle, “Delil sayılacaktı.” Dedi; öteki de ansızın onayladı.
Vedası yapılmayan bir gidişti; ne ilkiydi ne de son olacaktı...
“Baban geldi.” Dediler, akıbetimizi sormaya. Bir iki üst baş getirmişti; vakurdu !
Kulağıma eğildi:
“Keşke beni alsalardı senin yerine ! ” deyiverdi aniden.
İlk kez, “Babam! Seni seviyorum, oğlum.” Der gibi oldu ve gözlerim doldu.
Gözyaşı değil, yeşil mürekkep akıyordu sanki gözümden...
Bu bir Ahmet Telli anmasıdır.
Işıklar içinde kal sevgili Ahmet Telli.