Bahtsız Bedevi
This piece was featured as the selection of the day on 04.01.2014.
Yıl 2002 idi sanırım. Karşıyaka'da bir dost ortamında sohbet ediyorduk. Denizin maviliği kesiyorduk sigaramızdan yayılan dumanla. Konu nerden geldiyse geldi ve ben dedim: AKP ile sonumuz İran. O sıralar hatırlıyorum, dönme solcular, para kolik liberaller, tatminsiz sanatçılar, satılmaya ve satmaya henüz başlamış medyadakiler Türkiye asla İran olmaz diye bağırıyorlardı. Elbette söylediklerime katılan olmadı. Benim bu korkum yıllar geçtikçe arttı.
Ülkemin İranlaşmaya doğru giderken aldığı ivmenin yıllar geçtikçe hızlandığını gözlemledim. İlginç olan ise 2011 yıllından sonra kendime dedim ki inşallah İran'ı sollamayız. Bu konuyla ilgili sayısız deneme, şiir yazdım. Ancak, ben bu kadarını düşünmemiştim. Derken Gezi olayları patlak verdi. İkinci gün bunun bir Cemaat-AKP çatışması olduğunu söyleyince insanlar yine kabul etmedi. Olur mu? Halkın tepkisiydi. Elbette başlangıçta halkın tepkisiydi ama çok değil Bülent Arınç'ın özür dilemesiyle neyin çatışması olduğu hemen belli oldu. Eğer o günleri hatırlarsak protesto ne zaman hız kestiyse sağ olsun polislerin yaptığı bir orantısız güç gösterisiyle (İstanbul Adliyesindeki olaylar, Gezi parkı'nın boşaltılması, AKM'deki flamaların indirilmesi, elinde Türk Bayrağı olan gaziye tazyikli su sıkılması vb.) tepki tekrar başlamıştı. Ben Gezi sayesinde polis teşkilatının, Cumhurbaşkanının, Arınç'ın hangi safta olduğundan emin olmuştum.
Sonrasında öğrenci evleri, dershaneler ve son olarak da yolsuzluk operasyonu. Gezi'den beri kafama takılı bir şey vardı. Tamam, Cemaat ile AKP arasında büyük bir savaş başlamıştı. Peki neden? Bir sebebi olmalıydı. Olabilir dediğim hiçbir şey tam olarak kafama yatmıyordu. Bu arada CHP'de sağa açılma politikası vardı. Ayrıca, bir Sarıgül olayı vardı. Sarıgül'ün İstanbul'a belediye başkanı olarak aday olması. Kaybedeceğini bilse niçin aday olsun? Cemaat ile AKP'nin kavgasını sadece Erdoğan'ın zapt edilemeyen egolarına bağlamak ise bana pek inandırıcı gelmiyordu.
Peki! Sebep ne?
Ondan önce geçen gün bir soru takıldı kafama. Türkiye İran olacaksa bunu en kolay kim başarabilir? Cemaat mi yoksa AKP mi?
Türkiye'de seçmenin oy dağılımına baktığımızda şunu görürüz kabaca. Halkın yüzde sekseni merkez sağ ve merkez sola oy verir. Geri kalan yüzde yirminin yüzde on sekizi aşırı sağa(Eski MSP ile MHP arasında) yüzde ikilik kesim de aşırı sola oy verir.
12 Eylül ihtilali ve onu takip eden süreçte maalesef sol kesim büyük bir darbe yerken gözden kaçan bir şey oldu. Merkezi sağ. Hani Demokrat Parti'yle başlayıp Adalet Partisi'yle devam edip son olarak Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi'yle süren. Maalesef merkezi sağ partilerin birbirine düşmesi sonucu halkın gözünde anlamsızlaştıkları için bu partilerin oyu çizgi olarak aşırı sağda duran ve yıllardır resmi ideolojinin dışladığı ve 28 Şubat kararlarıyla tamamen yasa dışına itilen insanların kurduğu AKP'ye gitmiştir ki AKP'nin en belirgin özelliği kurucularının yıllarca sistemi kendilerine düşman olarak görenlerin olmasıdır.
Tam olarak yılı hatırlayamasam da beş altı yıl önce Devlet Bahçeli'nin MHP'yi merkeze çekmeye uğraşması gibi Erdoğan'da belki de partisindeki farklı düşünenlerin baskısı ve uğraşmalarıyla AKP'yi merkeze çekmek için hamle yaptı. Fakat başaramadı. Ve önünde MHP gerçeği vardı. Devlet Bahçeli MHP'yi merkeze çekmeye çalışırken partinin özü kaybolmuştu. Erdoğan bunu fark edince daha da sağa kaydı. Sonrasında her şey çorap söküğü gibi geldi.
Ta ki...
Okyanus ötesi ülke Türkiye politikasında değişikliğe gidinceye kadar. Son on yılda Okyanus ötesi ülke Ortadoğu'da ne hamle yaptıysa ters tepti. Müdahale ettiği tüm ülkelerde kaos çıktı. O zamana kadar Ilımlı İslam modelini biçtiği ülkemiz için son iki yılda korkmaya başladı. Çünkü, Türkiye İran olmaya doğru artık koşar adım gidiyordu.
Yukarıdaki soruyu şimdi tekrar sormak gerek.
Türkiye İran olacaksa bunu en kolay kim başarabilir? Cemaat mi yoksa AKP mi?
Türkiye'de siyaseti az çok bilen kime sorarsak soralım, bu sorunun cevabı olarak AKP der. Bilirler ki Cemaat'in ilk başta gücü yoktur. İkincisi Cemaat'in oyu Türkiye'de en fazla yüzde ondur. Ama AKP öyle değil.
Okyanus ötesindeki ülke de bunun farkında. Bunu engellemek için ilk önce Gezi'yi kullandı. Fakat o ülkenin gözden kaçırdığı, hesaplamadığı bir gerçek vardı. O da AKP'nin gücü. Ve tüm partililerin sebebi ne olursa olsun bütünleşmesi. Okyanus ötesi ülke AKP'de bu kadar fazla direniş beklemiyordu. Yolsuzluk dosyası ikinci hamle oldu. Fakat yine AKP'nin gücünü kestiremediler. Sandılar ki bakanlar istifa edecek, özellikle TOKİ başbakana kadar uzanacak. Dikkât edilirse son yolsuzlukta TOKİ ile bağlantısı olan tüm kişiler(Bayraktar'ın oğlu, Ali Ağaoğlu, Fatih Belediye Başkanı, bir müteahhit) serbest bırakıldı. Hemen genelgeler değişti, polislerin görev yerleri değişti, savcılara baskı yapıldı, medyaya gizli sansür uygulandı). Bilinen şu ki TOKİ tırmandırılırsa işin ucu başbakana kadar gidecek. 2009 beledi seçimlerini hatırlarsak, o dönem Ankara'dan başbakan Melih Gökçek'i aday göstermeyecekti. Ama Melih Gökçek'in elindeki başbakanla ilgili dosyalar O'nun aday gösterilmesini sağladı.
Maalesef Okyanus ötesi ülke AKP'nin gücü konusunda bir kez daha yanıldı. Hem de bu sefer kötü yanıldı. Ama bir kere düğmeye basılmıştı. Ve muhakkak üçüncü hamle gelecektir. Yalnız bu hamleye beraber ülkenin ekonomik verileriyle de oynanacaktır. Türkiye'de tespit edilen şudur ki iktidardaki partileri ya ihtilal ya da ekonomik kriz götürmektedir. Özellikle dövizdeki oynamalar ve bunun sonuncunda faizlerin yükselmesi ve enflasyonun artması üçüncü hamlenin halkın gündelik hayatını da etkileyeceğini göstermektedir.
Bu arada Okyanus ötesi ülkenin yeni başbakan adayı Sarıgül'dür.
Türkiye'ye hayırlı olsun.
Yazdıklarımdan kimse şahsımın son yapılan yolsuzluk olaylarını dışarıdan destekli olması sebebiyle onaylamadığımı sanmasın. Kesinlikle tüm suçlular cezasını bulmalı. Bunu tetikleyen ister dış güç olsun, ister cemaat isterse savcılık. Değil mi ki onlar benim, yetimin, garibanın hakkını gasp edip yiyorlarsa, hukuk dışı işlere girişiyorlarsa, bu sayede kimisi hastanecik, kimisi gemicik alıyorsa elbette ki adalet onların yakasını bırakmasın. O bakanların koltuklarında 17 aralıktan beri kalmaları bile Türkiye için bir ayıptır. Diğer yapılanları yazmak bile istemiyorum.
24 aralık 2013 11:49 _izmir çaysız_şekersiz ve bademsiz