Bir Şizofrenden Notlar - 1
Rüzgârın kuruttuğu avuçlarımla kalemi okşarken yine ürkek parmak uçlarım Ne çok anıyı yazmaya meraklıydı masanın kenarına adımlarım kıvrılmaya başladığında oysa Öncesinde itiraflarımı dökecektim, yüreğimin emzirdiği günahlarla birlikte. Susku nöbetlerinde biriktirdiğim gözyaşlarını yalayacaktı mürekkebim İlk satırlarda akmaya başlayacaktı, siyaha vurgun kırmızı renkler.
Şimdi ise... Sanki bütün düşüncelerim körebe oynuyor, karanlık şakaklarımda belirmeye başladığı sıra Bir harfin yakasından tutup, olağanca gücümle satırlara gömmek istiyorum Sahi, size de öyle atmıştım değil mi? Göğüs kafesimin içine. Merhametsiz soytarıydı geçmiş, gelecek ise yüzünden dünya renkleri uçuşmuş palyaço...
Geçmişe baktığımda...
Aşkların, hayallerin, kırılan ağaç dallarının ve sonunda hüzünlerin piç doğurduğu asırlar öncesi zaman. Ah! Ne çok kısır anlarıma şahitlik yapmıştınız, yüzünüzde arsız pişkinlik. Of! Geçmişi düşlerken ufalmaya başlayan beynim, hep sonbaharları hatırlatıyor. En çok kuruttuğum yaprakları ceplerimde saklamayı severdim. Hüznün soluşu gibi, - özlediğimde ellerimden dökülürdü- Birde saçlarına güneşin kızılını çalmış o küçük kız Sizde hatırlar mısınız? Onu Konuşmaya başladığında, şerbet akıtırdı sanki kelimeleri Nefesimi yutup, zamanı boğardım.
O sıra; Gözlerim cennet kapısına dayanır gibi yüzüne tapardı Dokunurdu usulca hayallerim, Ve ruhum etimden sıyrılıp tek kişilik sevişme ayinlerinde Ona eşlik ederdi, günlerini eskiterek.
Sonrasını hepiniz biliyorsunuz... Bir meleğin kanatlarını kopartıp, sizliği seçtiğini Ve gelecek masallarının geçmişin mezarlığında çürüdüğünü. Bereketine küfrettiğim insanlığınızdan, Ölürken nasiplenmek istiyorum.
Gözlerime mühür, Tanrı'nın elleri...
Gelecek ise; Kelimelerimin düşük yaptı,
Ve artık kalemlerin kısır kaldığı an...