Eğitimci Ali Köse'nin "Ömür Mirası"-2
Çok değerli eğitimci, işinin ehli yönetici, güler yüzlü, dost insan Ali Köse geçenlerde telefonla arayarak kendisinin kaleme aldığı, konusunun da kendisi olduğu bir otobiyografi kitabı hazırladığını, yayımladığını, bana bu kitaptan bir tane bırakmak istediğini, değerlendirmelerimi merak ettiğini söyledi. Bir süre eğitim, öğretim ve kitap eksenli muhabbet ettikten sonra, tarafıma bir kitap bırakmayı düşündüğü için, bu inceliğinden dolayı kendisine teşekkür ettim. Fakat biraz da önyargılı düşünerek “Ömrünü öğretmen olarak sınıflarda ve yönetici olarak 10 metrekarelik müdür odalarında geçirmiş bir insan ne yazmış olabilir ki? Olsa olsa bol fotoğraflı, ortalama 100 sayfalık bir kitapçık yazmış olabilir.” diye de düşünmeden edemedim. Fakat kitabı elime alınca böyle sığ düşündüğüm için doğrusu hicap duydum. Çünkü bu öyle böyle bir çalışma değildi. Büyük emekler verilerek, örnek bir arşiv taraması ve çalışması yapılarak hazırlanmış 614 sayfalık devasa bir eserdi.
Trabzon’un Tonya ilçesinden olan kıymetli hocam Ali Köse, ömrünün tamamını eğitim, öğretim ve eğitim yöneticiliği işlerine ayırmış çok gayretli ve vicdanlı bir adamdır. Uzun yıllar Trabzon Milli Eğitim Müdür Yardımcısı olarak bu şehre gönülden hizmet etmiştir. Türkiye’nin dört bir yanında eğitim alanında gayretli çalışmalar yapmıştır.
Çocuklarını gerçek sermayesi olarak bilen ve adeta onlar için yaşayan Ali Köse, benim aynı zamanda Trabzon Lisesi’nde veli-öğretmen ilişkisi içerisinde olduğum bir değerli insandır. Zira şimdi Psikiyatri Uzmanı olan kızı Sefanur, o zamanlar benim Trabzon Lisesi’nde öğrencimdi. Dört yıl boyunca rahle-i tedrisimizden geçti. Kendisi çok hanım hanımcık, saygılı ve gayretli bir öğrenciydi. Zaten mükâfatını da doktor olarak aldı.
Çok disiplinli ve donanımlı bir insan olan eğitimci ve eğitim yöneticisi Ali Köse Ağabey öncelikle doğumundan, geldiği bu son noktaya kadar (çocukluk yılları, okul yılları, öğretmenlik yılları, yöneticilik yılları, aile babalığı, hepsi de eğitimli ve donanımlı olan çocukları, Tonya ve köyleri, aile şeceresi, zamanın değerleri ve değerlileri ) her ne yaşamışsa kaleme aldığı ve adını “Ömür Mirası” olarak belirlediği eserde kayıt altına almıştır.
Kıymetli Ali Köse Ağabey öncelikle otobiyografi kitabına çok şiirsel ve derin anlamlar içeren “Ömür Mirası” adını koyarak edebiyatçı bir ruha sahip olduğunu da bir şekilde göstermiştir. Zira bu isim, çok derin anlamlar içeriyor. Ömür gerçekten de Rabbimizin bize ihsan ettiği, kulum bunun içini nasıl ve neyle dolduracak diye sınadığı çok önemli bir nimet ve mirastır. Mirastır çünkü onu hayırlı (veya maazallah işe yaramaz) amellerle doldurarak yarınlarımızın teminatı olan çocuklarımıza “Ben de yaşadım” demenin ispatı olarak miras bırakırız. Yapıp ettiklerimiz bizim bir çeşit aynamız olur. Güzel ve örnek işler yaptıysak miras bıraktığımız kişiler (ki bunlar daha çok çocuklarımızdır) bizimle gurur duyar.
Eğitimci ve yönetici Ali Köse’nin büyük bir sabırla ve özenle kaleme aldığı, 614 sayfadan meydana gelen “Ömür Mirası” kitabı Ankara’da kitap yayımlama çalışmaları yapan Kurtuba Yayınları tarafından yayımlandı. Kitabın künyesine baktığımızda şu bilgilerle karşılaşıyoruz: “Kurtuba/Hatırat-2, Birinci Baskı: Mayıs 2026, Düzelti (Redaksiyon): Hatice Kalyoncu, Zeliha Yavruoğlu (yazarın öğretmen kızları), Fotoğraf Editörü: Niyazi Kalyoncu (yazarın damadı), Baskı ve Cilt: Semih Ofset Matbaacılık/Ankara”
Ali Köse Ağabeyin örnek bir çalışma olarak kaleme aldığı “Ömür Mirası” adlı kitabın kapağını özellikle çok beğendim. Fatma Zehra Yalmancı tarafından tasarlanan kapakta, elinde kitaplar bulunan Ali Köse’nin öğrencilik (çocukluk) yıllarından siyah beyaz bir fotoğraf ve arka planda bir okul silueti yer alıyor. Kapak tasarımında bir de el yazısı arka planı bulunuyor. Kitabın arka kapağında Ali Köse Hocama ait şu anlamlı ifadeler (uyarılar) bulunuyor: “Daha çok çalışmanızı; öğretmenlerimizi ve personelimizi daha çok çalışmaları konusunda teşvik etmenizi istiyorum. İlimize yaraşır başarıyı sürdürmek ve daha da yükseltmek durumundayız. Bunu beraber başaracağız. Bunu, ülkemizin tarihi misyonunun gereği üzerimize yüklenen vebal için yapacağız. Kaybedecek, başarısızlıkla suçlayacak, sokağa terk edecek bir tek öğrencimiz yoktur; olamaz. Her kaybedilen öğrencide bizim de vebalimiz vardır.
Güçlü ülke; iyi yetiştirilmiş, köklerine bağlı güçlü nesillerle inşa edilir. Geriye çocuklarımızın ve torunlarımızın her dakikasıyla gurur duyacağı bir ‘ömür mirası’ bırakalım.”
Son derece anlamlı, gerekli ve isabetli bu kıymetli değerlendirme ve uyarılardan sonra yine arka kapakta Kültür ve Turizm Bakanlığı Bakanlık Müşaviri-Yazar Ali Rıza Özdemir’in Ali Köse’yle ilgili şu değerlendirmesi yer alıyor: “Ali Köse, tanıdığım en sağlam, en çalışkan ve en üretken devlet adamlarından biridir. Devlet terbiyesini, disiplinli çalışmayı, kamu yararını gözetmeyi ve devlet malını koruma hassasiyetini bizzat ondan öğrendim. Onu tanımak ve maiyetinde görev yapmak, hayatımın en önemli dönüm noktalarından biri olmuştur. Ali Köse, bu kitabında sadece kendi hayatını anlatmakla kalmıyor, bir döneme de ışık tutuyor. Onun anıları rehberliğinde bir devrin millet ve devlet okumasını yapabiliyor, idealist devlet memurları için eşsiz tecrübelere tanıklık ediyoruz. Zekâsına ve hafızasına defalarca şahit olduğum Ali Köse’nin, bu çalışmayla arşivci yönünü de keşfetmiş oluyoruz.”
Eğitimci Ali Köse, “Ömür Mirası” adlı kitabını büyük bir vefa örneği göstererek “Fedakarlık timsali babama ve anneme” diyerek anne babasına ithaf etmiştir. Söz konusu kitap Ali Köse’nin uzun sayılabilecek üç sayfalık Ön Söz’üyle başlıyor. Yazar bu bölümde kitabı yazma gerekçesinden, bu konudaki tereddütlerinden, kitabın içeriğinden, kitabın hazırlanma sürecinde istifade ettiği kişilerden bahsediyor, o kişilere bir de teşekkür ediyor. Ali Köse Ön Söz’de kitaba ve hazırlama sürecine dair şu duygu ve düşüncelere değiniyor:
“Otobiyografi yazmanın, insanın kendi aynasına bakma cesareti gerektiren iddialı bir yüzleşme olduğunu bilincindeyim. Bu kitabı elinize aldığınızda; beni yakından tanıyan biriyseniz “Bildiğim bu hayatın ardında daha ne olabilir?”, beni tanımayan biriyseniz “Bu yabancının hikâyesi bana ne anlatabilir?” diye düşünüyor olabilirsiniz. Bu düşüncenizde haklısınız. Kendi geçmişimde içsel bir kazı yapma düşüncesiyle başladığım bu çalışmanın, satırlara döküldükçe hepimizin hayatından izler taşıyan ortak bir anlatıya dönüştüğünü fark ettim. Kendi hikâyemde bulduğum bu “bize dair” yansımalar, yaşantımı bir kitapla ebedîleştirme cesareti verdi. Yazıp yazmamak arasında gitgeller yaşadığım hayat hikâyemi kâğıda dökmeye karar vermemde üç ana neden belirleyici oldu. Birincisi; yaşadıklarımdan süzülen birikimin kimine bir ibret, kimine bir tavsiye, kimine de mütevazı bir örnek teşkil ederek zayi olmayacağı düşüncesidir. İkincisi; çok sevdiğim çocuklarıma, torunlarıma ve gelecek nesillerimize aile geçmişimizi ve kültürümüzü bir miras gibi aktarma arzusudur. Sonuncusu ve belki de en kişisel olanı ise; görev yıllarım boyunca zamanlarından çaldığım eşime, çocuklarıma ve aile çevreme karşı duyduğum vefadır. Ülkeye nitelikli insan kazandırma uğruna adanmışlıkla verdiğim bu mücadeleyi, onlara bir mazeret değil, bir gönül borcu ve haklı bir gerekçe olarak sunmak istedim.
Çocukluk dönemi zor yıllarla, travma ve trajedilerle; kamu hizmetine başladığım günden bugüne ise ülkeye faydalı, başarılı ve etkili olma mücadelesiyle döşeli ömrümü bir ‘öz yaşam öyküsü’ olarak kaleme almayı aslında uzun zamandır arzuluyordum. Ancak görev yıllarının yoğunluğu ve mesuliyeti içerisinde buna vakit ayırmak neredeyse imkânsızdı. Tatil günlerimde dahi zihnim ve vaktim ekseriyetle yine işimle meşgul olduğu için, kendimle baş başa kalmayı gerektiren bu projeyi sürekli tehir etmek zorunda kaldım.
Karabük İl Millî Eğitim Müdürlüğü görevinden Bakanlık merkez teşkilatına geçtiğim dönemde, oluşan vakit aralığında yazmaya niyetlendiysem de zihnen hazır olmadığımı fark ederek ara verdim. Yazım sürecine asıl ivmeyi, 2021 yılı başında emekliye ayrılınca kazandırabildim. Ancak yazma mesaisi yıl boyu değil, yalnızca kış aylarında; Trabzon’daki eve döndüğümüzde mümkün olabiliyordu. Yazma eylemini sadece kış aylarıyla sınırlı tutmam, bu çalışmanın nihayete ermesini epey zamana yaydı.
Görev yıllarıma dair yazdıklarımı; 1979 yılından bugüne ileride gerekebileceği düşüncesiyle, bir ihtiyat ve hafıza kaydı olarak muhafaza ettiğim; ancak zamanla geçmişimi yok etmek gibi görüp imha etmeye kıyamadığım, adeta kendimden bir parça saydığım bloknotlar, ajandalar, resmî belgeler, toplantı notları ve dijital kayıtların süzgecinden geçirerek kaleme aldım. Hafızanın yanıltıcı olabileceği gerçeğinden hareketle, yazmaya başlamadan önce tüm bu arşivi dijital bir belleğe dönüştürmek için iki ay süren yoğun bir mesai harcadım. Belgelerle teyit edemediğim bazı ayrıntılarda ise o dönemin tanığı olan dostlarımın bilgilerine başvurarak hafızamı tazeledim. Her anıyı, her ismi ve her olayı somut verilerle doğrulayarak anlatımımdaki nesnelliği korumaya gayret ettim. Zira yazmaya başlar başlamaz gördüm ki; bir öz yaşam öyküsünün en çetin yanı, insanın kendine karşı nesnel davranabilme zorunluluğuydu. Bu farkındalıkla, kitabın sonuna kadar bu tarafsızlığı korumaya ve gerektiğinde en samimi özeleştirileri yapmaktan kaçınmamaya özen gösterdim. Elinizdeki bu metin; sadece hatırladıklarımın değil, kırk yılı aşan bir birikimin belgelerle mühürlenmiş dökümüdür. Tamamen yaşanmışlıklara dayanan, içerisinde her biri ayrı bir romana veya onlarca öyküye konu olabilecek derinlikte hadiseler barındıran bu kitapta; her kesimden okurun kolayca nüfuz edebileceği, duru ve samimi bir dil kullanmaya özen gösterdim. Anlatılanların ağırlığı ne olursa olsun, ifadenin sadeliğinden ödün vermeyerek hayatın karmaşasını herkes için anlaşılır bir dille kâğıda dökmeye çalıştım.”