Ey Tabip
Ülkem kan hastalığına yakalanmış , ey Tabip
Öyle bir hastalık ki içimizin iklimi değişiyor.
Yaşamak bölük, pörçük ve lezzetsiz.
Eteğinde dağları kollarında denizi büyüten bu cömertliğin gözlerine bakanlar orada artık uçurumu görüyor.
Bu ükeyi uçurumla besleyen kim...!!!
Kadri bilinmeyen bu güzelliğin, eriyip bitmesine, yürek dayanmaz.
''Rüzgar suyun üzerinde durdu Sanki kan çocuk gözüyle dağılıyordu göğe'' S. E
Ey tabip! Bir zamanlar panayırları vardı bu ülkenin, şenlikleri, bayramları Kalp ve vicdan zerafetle anlatırdı çoşkuyu. Saf sevgi kokardı toprak
Şarkılar ses vermeye başlayınca, türkler, kürtler, sunniler, aleviler, lazlar çingeneler, çerkezler, yerliler, göçmenler aynı güneşle birbirlerine sıkıca sarılıp daha çok ısırnırlardı.
Beraber her şey olabilmenin güzelliğine ulaşabilmek zaman alır. Kavga ederdi kardeşler. Ama kavgaları samimiydi nerde ne zaman neden kavga ettiklerini atalarının ataları dahi bilirdi. Şimdi tüm kötülükleri yüklemiş bir güç , kavgadan beslenip ölüm kusuyor. Analar ağıt yakarken herkesi birbirine düşürmenin kokuşmuş memnuniyetiyle , mikrop yuvası göbeğini kaşıyor. Siyahı, korkulardan, kaygılardan, fenalıklardan çoğaltarak kapkaranlık bir kaosu insan ruhlarına enjekte ediyor.
Bu pisliğin hızına ve yüksekliğine ne toprak dayanır ne gökyüzü.
Gökyüzü gök yüzülüğünü unuttu Kuş kuşluğunu İnsan insanlığını
Bazı kuşlar ve bazı insanlar konacak dal ve yürek tükenmez dese de.. Umut öfke ve çaresizlik içinde kıvrandıkça kedere gömülüyor coğrafya.
Ey tabip!
Bu coğrafyanın kalbine bir merhem
Düşman parmağını sallaya sallaya karşımızdaki koltukta( tüm koltuklar... girsin) oturuyor. İşe yarar, ne aklı var ne vicdanı, ne terbiyesi. Ama bu coğrafya insanlarının inadından ayaklandığında yedi düvel gelse baş edilemez sevdasından da haberi yok.
Ey tabip! Ülkem kan hastalığına yakalandı Ölümü hizmet gibi sunan doyumsuz ve gözü dönmüş devlet yalanları hırsızlıkları öğrenmeyelim diye cepleri yoksul yürekleri yiğit insanları katlediyor..
Ey tabip
Derdimize bir çare...
Ölüyoruz!!
nil gün