Gelmişiz Bir Ağacın Altına Yıkanmışız Yeniyiz
This piece was featured as the selection of the day on 20.03.2013.
Yıkanmak, yenilenmek Ardımızdaki kiri unutmadan, ışığın içini duyumsamak
Şarkıyı susturdum, ellerimi terleten son şiiri de sigarayı söndürdüm, sözcükleri azat ettim.
Sağlığı bozulmuş yorgun bir karanlıktım. bembeyaz üşüyordum.
Yolunu kar kaplamış uzak köylerin, pencere avuntusuydum cemre bekleyen toprağın vefası gibi suskun hiç kavga istemeyen ürkek çocuklar gibi mahsun tesbihini çeken hacı amcaların gökyüzüne yolladığı delikanlı dualar kadar berrak,, simam ise murdar...
Bazen hiç birşey olmaz, hiç bir şey Bilinmez bir sokakta itirazsız dikili kalmış iğde ağacının kokulu miskinliği gibi yaşama direniriz. Fazlaca sorular sorarız kendimize, olana bitene ve Tanrıya.Bir ağaçtan tek farkımız bu ve hep bir bozkır yürüyüşü düşleriz.
tenimde imparatorluğunu kurmuş sızım gurbet yolunu açık unutmuşsun yine gözlerimde yüreğimin ıslak köşesinde ah bu ısssız sağanaklar hani masal sesinden yapılma çocuk sesleri gelin gözbebeğimin ıhlamur kokuluları gülüşüm içimin bilinmez sokaklarında tozlanmış gelin , yerden kaldırın beni kalbim kokan afacanlar, deyin ki, ağlama...
böyle başlayan bir şiire bıraktım uzun, suskun hüznümü şiiri yarım bıraktım, şarkıyı susturdum, sigarayı söndürdüm.
sözcükleri azat ettim
nereye gidelim, dediler bekleşiyorlardı burdan çıkın, dedim evden mi, şehirden mi, ülkeden mi, dediler yok, dedim, benden çıkın, efkâr kokuyordu sesim vakit varken kurtarın kendinizi bu cehennemden,,,
İkindi güneşi tepelerin ardında kaybolmak üzereydi âhenkli bir uyuşukluk yayılıyordu bedenime paslanmış hatıralar, içerlediğim kavgalar, seviştiğim fısıltılar bir buğu gibi her yanımı sarıyordu bir sisin içine girdim kanape gıcırtısından kalkıp tensiz, sessiz göğe karışmaya başladım
Plastik suratların, yapmacık gülümsemelerin uzağına, çok uzağına yollandım , doyamadığım anlardan, unutmak istediğim zamanlardan sancının ortasından, sevincin başlangıcından da uzaklaşıyordum. Tenimde yanık, çetin kış geceleri gibi kokuyordu, saçlarımı hisettmiyordum. Bir terslik vardı derimde, anlayamıyordum, ayaklarım inceliyor uzuyordu,dilimde kekremsi tad, kalk diyordu içimdeki şarkılara, ruhumda minimalist ezgiler koşturup duruyordu, amiina derin bir kuyudan bana özel konserlerini veriyordu. Susuyordum ve bağırıyordum aynı anda, ağzımdaydı sonsuzluğun serüveni . Yüzüm dağılıyordu Ufak ufak yaşamdan kopuyordum Bir zamandan, bir zamana atlar gibiydi herşey İyi ile kötünün karması , siyah ve beyazın kargaşası gibiydim Ölüm kokan hastaneleri de, çocuk kahkahası duyulan parklarıda aynı anda algılıyordum,hem acıyı hem sevinci duyumsayan andım. Bir ayine başlayacak kiliseyi de namaza çağıran camileri de görüyordum. Tarifsiz, acaip, gerçekten anlatılmaz bir duygu karmaşasıydı ruhumdaki. Sesinden kırlangıç çıkanları da, konuştukça ağzındaki sıçanların karanlık gözlerini gördüklerimin de bu zavallı dünyada, gezgin yoldaşlarım olduğunu algıladım.Hiç bir tiksinti duymadan baktım, hayatları satın alanların kıçını kaşımasına beygir suratlıları, en nankör, en adileri beyaz kağıda damlayan kara lekeler gibi hissettim.Bir insan sesi yetmezdi onları aklamaya, Yaratıcımı dışlamadan onun yarattığı karanlıkları, dehlizleri gördüm belleğim canlandı, bildiğim şeyleri buldum.Bir babanın çocuklarına mandolin çalan sevgisiydim, bir annenin tarhana kokulu emeğiydim. Uzun yol şoförlerinin durduğu küçük bir lokantada umudun tadıydım. Bir terzi makasının sesiydim, bir bankta sevgilisini bekleyen gencin meraklı bakışı, eteklerinde çiçekler açmış kızın saçlarında gülüştüm.
Topraktan çıkan mavi bir buğu, yıldızların ritmik titreşimine karışıyordu.
kum kitabı elimdeydi sanki küller güllere,,, Ateşi düşündüm, ama sonsuz bir kitabın yakılmasının yeryüzünü dumanıyla boğabilmesinden ürktüm.*(borges)
patikalarda kutsal bir susuşla süzülürken bitmesi gereken kırk yıldan fazladır süren bir çığlığı rüzgâra ekledim.
Dünya ve ben sıkma devrindeki çamaşır makineleri gibi dönüyorduk ama aklımdaki her düşüncenin ruhuma ne söylediğini duyuyordum.
Sanki bir anne öpücüğü ile şefkatle uğurlanan bir düş,tenimden harekete geçti ve aniden koynundaki tuzu özledim, birbirimize bakışımızdaki ölümsüzlük dokunuşunu,bir şey söylemeden gelmiş geçmiş tüm masalları anlatan çocuk gülüşlerimizi özledim.
var olmak, kötülüğün ve iyiliğin dansıydı yolculuğum, var olmanın anlatılmazlığıydı şiirin yaratılma sancısıydı gizemim, yanında sonlanıyordu kollarında biten şiirdim bildim, yüzüm artık güneşti.