Gönüllü Tutsaklık
Bir yüreğin en ağır yükü, taşıdığı ihaneti kendi elleriyle beslemesidir. İnsan, hayatı boyunca etrafını saran tehlikelerden ve dışarıdan gelebilecek zararlardan korumaya çalışır kendini. Oysa en büyük yıkım, dışarıdan gelen bir darbeyle değil, içeriye bizzat davet edilen o sessiz ortaklıkla başlar.
Aslında her şey şu sarsıcı gerçeğin etrafında şekillenir: Katilini parayla satın almıyorsun, yüreğinle satın alıyorsun.
Bunun adı çoğu kez kör bir teslimiyettir. İnsanın içinde bulunduğu durum tam anlamıyla bir gönüllü tutsaklık halidir; seni yok edecek olanı kendi ellerinle baştacı edersin. Paranın satın alamayacağı ne varsa, bir insan o yola yüreğini koyarak girer. Fedakarlık sandığın her adım, masumane açtığın her kapı, aslında kendi infaz fermanını imzalamaktan başka bir şey değildir. Çünkü bir insanı parayla tutabilir, işin bittiğinde kapının önüne koyabilirsin; ama yüreğinle bağlandığın, sevgiyle ve inançla beslediğin o varlık, seni en zayıf anından vurmanın anahtarını elinde tutar.
Zamanla anlarsın ki en acımasız vedalar, hesapsız ve çıkarsız anlarda sızar içeriye. Hesap kitap yapılmadığı, sadece hissedildiği için savunmasız kalır insan. Bütün zırhlarını o an çıkarıp atarsın ve en güvendiğin yerden bıçaklanırsın. Pazarlığı parayla yapılan her şeyin bir sonu vardır; ama sermayesi yürek olan ihanetin iflası ömür sürer. Paranın gücü yetmez böyle bir yıkıma; çünkü parayla kurulan bağlar hesapsaldır, biter. Yürekle kurulan bağ ise sınırsızdır ve yıkımı da o oranda mutlak olur.
Böyle bir yoldan geçtikten sonra geriye kalan tek şey, aynaya baktığında duyulan o sessiz pişmanlıktır. Kendi ellerinle büyüttüğün gölgenin seni yutmasını izlemişsindir çünkü. Hayat, insana en pahalı dersini, en ucuz sandığı sevgilerle verir. Öyle bir noktaya gelirsin ki, katilini dışarıda aramak aklına bile gelmez; çünkü bilirsin ki o, en başından beri göğsün orta yerinde misafir edilmektedir.
Gülşen Polat