Hadi Bakalım
Yazarlık nedir? Bir hüsranın avuntusu. Bütün hüsranların avuntusu. Yazarlık bir narsis kompleksi: "Bak ben yazdım. Ne marifetlerim var benim. Okuyun beni. Beğenin zekamı, buluşlarımı" demek mi? Gerçek yazar beğenilmeye boş vermiştir.Mutluluğunuyazmakta bulmuştur, gerisine aldırmadan. Yazmak kusurunu biliştir, hiç değilse, dürüstlüğümüzün bir kırıntısıdır...
alıntı
Uyanmak yetmiyor bazen güneş afyonuma inememiş daha düşlerimin basıncı çarşaflarda iz bırakmış Terliğim, güzel bir kadının tabanını öpememiş beraber uyumuş olsaydık... Uyanmaktan önce güzelleşirdi kadın, sevdiği adamın kolları arasında uyanmışsa! Yaşamadan bilmek bu olmalı.. Veya yaşasakta, yaşadıklarımız hep mi eksik görünür? Veya hayallerimizin uyduduruk günahlarından, çırpındığımız gerçekçiliğimize dönmekte yarar var galiba...
Düşlerimiz, kimseyi ilgilendirmeyen ama hep birbirimizinkine benzeyen düşlerimiz!!
Düşlerimiz ne kadar da benzer Kimsenin düşüne benzemeyen düşün var mı senin? Yok . Gizli bir kitabın yırtık bir sayfasında kalmış, kimsenin düşüne benzemeyen bir düş. O sayfa, hala uçuşur karanlık rüzgarların anaforunda...O sayfa, mezarın yakınındaki bir çalıya takılı kalır belki bir gün...
'Çoğu düşler gibi, bu düş de, içinde bulunduğu durumla ancak kasvetli, üzücü bir şekilde ilgiliydi, ama onu etkiledi. (...) Düş ne olursa olsun, onu ihmal edecek olursak o gecenin hikâyesi eksik kalacaktır. Hasta bir ruhun karanlık macerasıdır bu. Istırabın uykuda aldığı şekiller'
Sefiller , V. Hugo
Kavrulmuş kekik kokusu kaybolana kadar uykulu dolanıyorum düşlerden gelen bu koku, beni bedensiz bir ruh gibi hissettiriyor.
Düş ünün, hepiniz düş ünün, hepimizin içinde, içi kangren olmuş bir sürgün yok mu? Düş lerden güneşe uyanmış garip bir burukluk..İçinizde yarım kalmış bir çığlık,,, uykularınızda kalmış...
Tenim ürperiyor, cismim şekilleniyor demek ki mutfağa yürümeli. Su ısıtıcısının metal yorgunluğu fokurduyor, bırakın ısınsın. Bir insanın içi kaynarken, haşlanarak ölmesi gibi, sesi kesilir birazdan sonra kahvemizi içeriz. Gördüğünüz gibi uyanmak karmaşayla başlıyor.Düşlerimizi, sonsuzlukta bırakıp yaşama yaklaşmalı. Her sabah tekrarlanan seramoni .. Düşlerden sıyrılıp, yaşama yakınlaşmada, ömrümüzü arıyoruz.
Kuru bedenime şimdi su sesi lazım aynaya bakmak istemiyorum, geçmişin irin dolu zerrelerinin, aynadaki hareketlerini gözlerim takip etmesin. Bir zamanlar(ben çocukken) babam mandolin çalardı, suyun sesinde mandolin var. Kırmızı renkli, 'yarınlarda, yarınlarda güzel günler var' diyen kırmızı renk... Yarınlar, henüz el değmemiş günler. Elimiz değince, çocukluğumuza, arınması için yollayacağımız yeni yorgunluklar.
Su
Çocukluğunu kaybetmeyenlerin yüreğindeki afacanlığa gülümsemesidir...
Suyu açık bıraktım, hiç yorulmuyor su, hiç..Akıyor, akıyor, akıyor. Bir cesaret kafamı aynaya kaldırıyorum, su da yorulurmuş bak.
Aynanın arkasında ki sır, içimin dibinin dibinde çırpınan bu ruh, 'ötekim' beni yok etmeye çalışıyor. Yoksa, ben mi onu yok etmeye çalışıyorum. Sesimden korkuyor ötekim, paylaşmasını istemediği, kağıda dökülmemiş sırları duyuyor. Bir an, sadece bir an, dış dünyanın beni ile ötekim aynı anda bakıyoruz aynaya. Anlam uğultusu...
kaybolmayan keşkelerin çatık kaşla buluşması yaşayabilirdimlerin, şeffaf gürültüsü unut emri verilen keşke yaşamasaydımların hayat, hatalara bedeldir e dönüşmesi unutulmayan bir sarhoşluk anı yok olmaya hazırlanan eski bir aşk buruk görüntüler tebessüm dahi edemeyen duvar dibi bekleyişler inadı tutup, dağılmayan kum tanecikleri içimizdeki toz dumanı içine tıktığımız çok eski sandıklar
Her şeyi emen sessiz bir bakışma ötekim ve ben.. hey ötekim, ben de seni bir 'sır' sanmıştım asırlarca bakışsakta bana sır vermeyeceksin. Öyle ise
nedir görmek istediğin?
Öğlen oldu, Günün savaşı çoktan başlamıştır.. Emektar dünyamızın tecrübesiyle değişmez düzene, yeni söylemler edemeyen dillerimizle içimizde tin yangınlarımızla, oramıza buramıza batmış anı kıymıklarımızla popomuza yediğimiz şaplaktan bugüne nasıl geldiysek yola öyle devam edeceğiz....
El değmemiş bir başlangıç bulmak için ya da eskiyi bırakmak, terketmek için de yola çıkmak gerekiyor...
Hadi bakalım..