Hayat
_________bir perşembe gecesi, iş çıkışı. dağılmış bir beyin, lal olmuş bir yürek, dokunsan ağlayacak hal.. yürüyorum. havada ayaz tutmuş soru işaretleri var. köşe başında kaşınan bir it. alarm lambası yanıp sönen araçlar. düzensiz parke taşları.. ben varım sadece ve sokak sessiz. birde ayak seslerim, nefesim... derken, köşe başına varmadan film kopuyor. sonrasında hatırladığım, altıma bir sandalye çektiğim, ve ismi "hayat" olan bir arkadaşla muhabbetim... (...) "hayat"ın karşısına geçtim. sohbet ettim. ben sordum o cevapladı. ilk defa bu kadar sıcak kanlı gördüm hayatı. oysa zaten ilkkez görüyordum, ancak sima hiç yabancı değil ve tanıyor gibiydim. ne kadar coşkulu, ne kadar yaşama sevinci veren hali varmış meğer.. -kimsin dedim? -ben senin en sevdiğin yemek, patatesli böreğinim dedi. en sevdiğin slow şarkın, en tatlı pazar uykun, en cesur yazılarınım dedi. beni ne kadar tanıyorsun dedim? ve senden korkmalımıyım diye sordum? -hayır, dedi. ben seni çok iyi tanıyorum ve benden korkmana gerek yok diye cevap verdi. ve ekledi; -"..hayat aslında, sizin benim adıma kurduğunuz planlar değil, her an yaşadıklarınızdır. ben sizin sevinç ve hüzün anlarınızım. her daim yanınızdayım. siz beni değil ben sizi planlarım. siz sadece ister ve gayret edersiniz. yaradan nasip etmişse bende size isteklerinizi sunarım.."
-hMm.. amenna dedim. amenna... oysa ben seni hiç bu açıdan değerlendirmemiştim, dedim. ve devam ettim.
-"seni ömrümün geride kalanları olarak bilmiştim. yaptığım tüm yanlışları, tüm doğruları, sevmeyi, istemeyi, hata yapmayı ve affetmeyi, anlayış, hoşgörü ve paylaşmayı, dua etmeyi, yanlış anlaşılmayı, hasta olmayı, halı sahada maç yapmayı, dalından bir domates koparmayı, kurnaya yanaşıp kana kana su içmeyi, yıldızlara bakarken romantikleşmeyi, paketten çıkarırken kırılan tüm sigaralarımı, araba sürmeyi, hız yapmayı, cümle kurmayı, güzel yazılar yazmayı, patatesli böreğime aşkla yanaşmayı, yıllardır öğrenemediğim kravat bağlamasını, ve daha nicelerini.. ve son olarak o'nu.. demekki senmişsin ey hayat. demekki senmişsin ey kader..."
biraz sessizlik oldu sonra, "hayat" cebinden paket çıkardı, bana bir sigara uzattı. sonra birde çakmak tuttu. yaktı sigaramı.. beni izliyordu.. bense sırtımı ve başımı duvara yaslamış, küçük pencereden yansıyan ışığın yansımasını seyrediyordum. düşünceler, sorular aklımda beklerken, dedim ki;
- sen söyle! tanımla kendini bana? -peki, dedi. bir şair beni açıklamış zaten, onun dediklerini söyliyeyim sana..
-şerefle bitirilmesi gereken en asil görevdir hayat! bir lokma ekmek için şerefini çiğnetmeye, bir anlık eğlence için servetini tüketmeye, bir zamanlık mevki için el ayak öpmeye, insanları ezip geçmeye, günlük menfaatler için onurunu terk etmeye, bazı insanlara kızıp, tümüne düşman olmaya, değmez bu "hayat".. dedi..
-hMm.. vay be, dedim.. peki yanlış yaptıklarım ne olacak? yokmu teleafisi? gönül, kalp kırdıklarım var. ağzımdan bir anda çıkanlar var?...., ... ben bu soruları sorarken sözümü kesti, dedi ki;
-bana bunları sorabilen bir dilin var ! mantıklı düşünen bir beynin.. unutma! "hiç bir şey için asla geç değildir! asla!.."
dağıldım mı, yoksa içimde ki karanlığa ışık mı oldu bilmiyorum. aklımda bir dinginlik, berraklık vardı buna eminim. ve huzur vardı artık omuzlarımda, daha öncesinde ne taşıyordum kim bilir? teşekkür ettim "hayat"a..._________ kalktım yerimden. ve güzel bir cuma sabahına merhaba demek istedim.. merhaba !
İst 5.3.2009